Tutkulu İnsanlar



Daha hızlı yaşayan, daha kısa yaşamış sayılmaz; tek boyutlu yaşayan, daha az içerikli yaşamış olmaz. Sadece katıksız, saf unsurlardan oluşan tipleri betimlemek isteyen bir eser için bu gibi saplantılı kişilikler önemlidir.


Balzac, ihtişamı elbise kıvrımlarında, tarihi ya da egzotik uzak görüntülerde değil; aksine, boyutların büyüklüğünde, kendi kapalılığı içinde tek olan bir duygunun şiddetli yoğunluğunda arar. Her duygunun gücünü yitirmediği, kendi içinde kırılmadan sağlam kaldığı sürece bir anlamı olacağını bilir. Her insanın da sadece tek bir hedefe yoğunlaştığında, kendini dağıtmayıp fazla hırsa kapılıp gücünü harcamadığı zaman tutkusunun da diğer bütün duyguların özünü ezme pahasına geliştiğini ve tıpkı iki sürgünlü bir dalın bahçıvan tarafından kesilip atıldığında ya da budandığında çiçek açması gibi, zorbalıkla ve doğal olmayan yollardan güçlendiği zaman büyüyeceğini anlamıştır.

Balzac, dünyayı tek bir sembol içinde kavrayan tutkunun saplantılarını anlatmıştır. Bir tür tutkular mekanizması, onun enerji bilininin temel aksiyomudur; bu istekler hangi hayâller için harcanmış olursa olsun, bu enerji isterse bin uyarımda dağılacak şekilde yavaş tüketilsin veya yaşam ateşi alevlerde, şiddetli patlamalarda eriyip gitsin, her varlığın, her yaşamın aynı miktarda enerjiyi harcadığı inancıdır bu. Daha hızlı yaşayan, daha kısa yaşamış sayılmaz; tek boyutlu yaşayan, daha az içerikli yaşamış olmaz. Sadece katıksız, saf unsurlardan oluşan tipleri betimlemek isteyen bir eser için bu gibi saplantılı kişilikler önemlidir. Durgun, yavan insanlar Balzac’ı ilgilendirmez, onu sadece kendisini tek bir şeye adayan, bütün sinirleri, kasları, düşünceleriyle tek bir şeye -ister aşk ister sanat, cimrilik, fedakârlık cesaret, tembellik, isterse siyaset ya da dostluk-, yaşamın tek hayâline tutunan insanlar ilgilendirir. Seçilen herhangi bir sembole yeter ki mutlak şekilde ve bütün varlığıyla bağlanmış olsun. Bu hommes a passion (tutkulu insanlar), kendi yarattıkları bir dine bağlı fanatikler, ne sağa ne de sola bakarlar. Kendi aralarında farklı dilleri konuşurlar ve birbirlerini anlamazlar. Koleksiyon merakı olan bir erkeğe dünyanın en güzel kadınını sunsanız bile fark etmeyecektir, aşık olan birine bir kariyer verin, onu küçümseyecektir; cimri birine paradan başka bir şey teklif edin, gözlerini para kasasından kaldırıp bakmayacaktır.

Ama kendini koyuverip bir şeyin çekiciliğine kapılırsa başka bir tutku uğruna severek bağlandığı tutkusunu terk ederse, işi bitmiş demektir. Çünkü çalıştırmadığı kaslar zayıflar, yıllarca gerilmeyen sinirler gerilir ve yaşamı boyunca tek bir tutkunun virtüözü; salt tek bir duygunun güçlü kaslı atleti, başka alanlarda acemileşir, beceriksiz ve yeteneksiz biri haline gelir. Tek bir düşünceye, tek bir tutkuya kamçılanan duygu diğer duyguları zorlar, onları baskı altına alır, onların öz suyunun çekilmesine, kurumasına yol açar; ama aynı anda da onların uyarılarını kendi içine çekerek emer. Aşkın, kıskançlığın ve kederin, bitkinlik ve coşkunun tüm kademeleri ve değişimleri, cimri bir insanın tasarruf tutkusuna, koleksiyon meraklısı birinin ise bir şeyleri toplama hırsına yansır, çünkü her türlü mükemmeliyet duygusu, duygusal olanakların tamamını kendi içinde birleştirir. Bir tek duyguya yoğunlaşmanın coşkulu heyecanında, en unutulmuş, terk edilmiş arzuların tüm çeşitliliği vardır.

[Üç Büyük Usta Balzac-Dickens-Dostoyevski, Stefan Zweig, Türkçesi Deniz Banoğlu, Yordam Kitap]