Kürt korkusu ve yayılmacı hayallerle dalınan Suriye’de cihatçı çetelerle tam bir bataklık yaratan, o bataklıkta zor yoluyla bir “devlet” inşa etmeye kalkışan iktidar, şimdilerde yarattıklarının sonuçlarıyla karşı karşıya.
Putin’in Özel Temsilcisi Alexander Lavrentiev’in Esad’la Türkiye-Suriye ilişkilerini de kapsayan bir görüşme yapmasının ardından Erdoğan’ın “Esed” söyleminden “Ailecek görüşebilirize” dümen kırması, yani adına “Kuvayi Milliye” dediği cihatçı çeteler toplamı olan ÖSO ayağa kalktı. Dün gün boyunca kurulan “devletteki” Türk bayraklı kurumlar basıldı, bayraklar yakıldı, askerlerle yer yer çatışmalar yaşandı, Türk subayına ÖSO bayrağının öptürüldüğü görüntüler servis edildi, “Türkiye Esad’la anlaşıp bizi satarsa biz de onu satarız” tehditleri birbirine eklendi.
Gelişmelerin ardından Türk askerlerinin karargahlarına çekilmesiyle Süleyman Şah, Hamza Tümeni ve Cebhet-ul Şamiye gibi Türk Ordusu’na ve istihbaratına bağlı gruplar devreye girdi. Bu gruplar, Türk devleti adına hareket edip yer yer sivil halka karşı silah kullanarak olayları kontrol altına almaya çalıştılar. Ancak bu müdahalelerin ardından çatışma ve ölüm haberleri de arttı.
İdlib’i kontrol altında tutan ve diğer gruplara göre daha bağımsız hareket eden Heyet Tahrir Şam (HTŞ) da durumu yakından takip eden güçler arasında yer alıyor. HTŞ’nin bölgeye ciddi bir güç kaydırdığı ve olası bir boşluk durumunda kontrolü ele geçirmek istediği konuşuluyor. Bu olasılığın gerçekleşmesi halinde, bölgede daha fazla kan dökülmesi muhtemel.
Orada bunlar olurken Türkiye’deki ırkçı-faşist güçler, devletin “karanlık” odakları Kayseri’de, Reyhanlı’da, Bursa’da, Kilis’te Antep’te… şovenizm zehriyle besledikleri linç gruplarını kışkırtarak sokaklara döktüler.
Aslında bu linççi kalkışmanın bir öncesi de vardı. Kayseri’de Suriyeli birinin 6 yaşındaki çocuğu istismar etmesi haberi hızla yayılarak zaten ücretleri aşağı çektikleri, işlerini ellerinden aldıkları düşünülen Suriyelilere karşı birikmiş öfke sokaklara yönlendirildi. Kayseri’de gece boyunca Suriyelilere ait evler, işyerleri yakıldı, yıkıldı, arabalar ters çevrildi, kısacası bir pogrom gecesi yaşandı.
Suriye’de Türkiye ve desteklediği cihatçı çetelerin denetiminde olan Efrîn, Mare, Azez, El Rai ve İdlip gibi birçok kentte “Esad’la barışıp bizi satarsanız biz de sizi satarız” diyerek Türk devletine ait kurumlara saldırıların başlamasıyla bu sefer bu gerekçeyle sokağa çıktı ırkçı-şoven kesimler. Kayseri’de çocuk istismarını tüm Suriyelilere atfederek pogrom denemesine kalkışan ve ırkçı-şoven duyguları kolayca kaşınabilen kitle yine aynı şekilde Suriyelilere ait işyerlerini yaktı, evleri taşladı, insanları bıçakladı.
Birçok şehirde sokağa çıkan gruplar, “Ne mutlu Türk’üm diyene” ya da “Türkiye’de mülteci istemiyoruz” sloganlarıyla yürüyüşler yaparak gerçekleştirdi bu eylemlerini.
Kayseri, Hatay’ın Reyhanlı, Bursa, Kilis, Adana, Dîlok (Antep), İzmir ve İstanbul’un bazı noktalarına yayıldı ırkçı histeri.
Antep’te Suriyeli olduğu belirtilen bir kişinin bıçaklandığına dair videolar dolaşıma girdi.
Şimdi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan “affını isteyen”, 2021 yılında AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Yerel Yönetimler Başkanı olan Mehmet Özhaseki’nin o dönem söylediği “Şimdi bazı şehirlerde sanayiyi onlar ayakta tutuyorlar. Gaziantep sanayisine gidin yüzbinlerce insan en ağır ve en zor işlerde çalışıyorlar” sözlerindeki gerçek, şovenizmle kolayca zehirlenebilecek bu grupları harekete geçiren esas dinamiklerden biri. Ama her ırkçı-şoven kalkışma bu topraklardaki tarihsel gericilik birikiminin derinlik ve yaygınlığının görülmesi açısından bir ayna da oluyor. Kriz koşullarında, işsizlik ve açlık dayatmaları altında bu birikim her an her yerde patlatılmaya hazır halde duruyor.
İktidarın yayılmacı hayaller ve Kürt düşmanlığından beslenen bölgesel politikalarının, birçok ipte birden oynayıp sürekli geri vites yaparak o iplerin birbirine dolanmasıyla ortaya çıkan siyasal sonuçları içerdeki bu birikimin çeşitli provokasyonlarla harekete geçirilmesine zemin sunuyor.
Şimdi bu tehlike her zamankinden daha güçlü.
Kürt halkının tarihsel-toplumsal kazanımlarını budamak-dağıtmak için her şeyi yapabilecek burjuva devletin bu politikalarının içerde birikmiş toplumsal kriz dinamiklerini nasıl tetikleyeceği, sınıf temelli bir toplumsal patlama olasılığını nasıl berhava edeceği öngörülerek ve bunun için yapılacak her türlü provokasyona karşı net tutum alarak birleşik bir emek hareketinin yaratılması için elimizi çabuk tutarak hareket etmek gerekir.
Irkçı-şoven duygularla hızla linç güruhlarına dönüşen kesimlerin yapıp ettiklerini anlamaya çalışmaksa en hafif ifadeyle naifliktir. Sınıfsal kökenleri itibariyle emekçi halk kesimlerine mensup olan bu toplulukların bir provokasyonlar dalgası içinde anlayacağı dil net bir tutumdur.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!