(…) İlişkilerin tehlikeli ve zararlı aşamasına ancak 19. yüzyılın ilk çeyreğinde, yerel nüfusun afyon düşkünlüğünü fark eden bazı İngilizler, o zamana kadar geçerli olandan kıyas kabul etmez ölçüde daha kazançlı, bir tür ticaret üçgeni kurmaya karar verdiklerinde geçildi. Büyük tüccarlar, örneğin ipekli kumaşların parasını ceplerinden ödemek yerine Çinlilere Hindistan’dan getirdikleri afyonu satıyor ve ipekli kumaşları buradan kazandıkları parayla satın alıyorlardı. Başka bir deyişle, Çin ürünlerinin bedelini bizzat Çinlilerden sızdırdıkları parayla ödüyorlardı. Böylece imparatorluk hazinesine de beş kuruş vermiyorlardı…
Afyon ticareti hızla görülmemiş boyutlara ulaştı. Daha 1820’de uyuşturucu Çin’in ithal ettiği başlıca ürün haline gelmişti ve payı durmadan artıyor, ülkenin gümüş rezervlerini tüketiyor ve nüfusta büyük bir bunalıma neden oluyordu. Milyonlarca Çinli, özellikle de elitler, hatta imparatorluk idarecileri bile kendilerini afyon tüketimine kaptırmışlardı.
Yetkililer hem insani hem de mali yönü olan bu felakete sert bir tepki göstermeye karar verdiler.
Üst düzey bir görevli olan Lin Zexu 1839’da bu çetrefil sorunu çözme göreviyle Kanton’a gönderildi.
Göreve atandıktan sonra attığı ilk adımlardan biri, tahta yeni çıkan Kraliçe Viktoria’ya, uyruklarından afyon kaçakçılığından vazgeçmelerini istesin diye uzun bir mektup yazmak oldu. Mektubunda, “…Sizin ülkenizde afyonun kesinlikle yasak olduğunu duyuyorum, bu da bu maddenin ne kadar zararlı olduğunu bildiğinizi hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde gösteriyor. Mademki afyonun kendi ülkenize zarar vermesini istemiyorsunuz, bu kötülüğün Çin gibi başka ülkelere taşınmasını neden kabulleniyorsunuz? Bir kişiyi katleden idam cezasını hak eder; afyonun kaç kişiyi öldürdüğünü bir düşünün! Çin’e afyon sokan her yabancının asılarak veya başı kesilerek idam edileceği hükmünü getiren yeni yasamızın varlık gerekçesi budur. Amacımız, tüm insanlığın iyiliği adına, bu zehri kesinkes ortadan kaldırmaktır.”
Göreve geldikten sonra, ellerindeki afyon stoklarını üç gün içinde teslim eden ve bu kaçakçılığı bir daha yapmayacaklarına yemin eden tüccarlara eksiksiz bir af çıkarmayı vaat etmişti. Bir teşvik unsuru olarak da, teslim edilecek her afyon kasasına karşılık yaklaşık 3 kilo en iyi kalite çaydan vermeyi önermişti.
Tüccarlar bu teklifi görmezden gelmeyi seçince, Lin üslubunu sertleştirerek içlerinden iki kişiyi idam edeceği tehdidini savurdu. O zaman istemeye istemeye depolarında sakladıkları afyonun yüzde 2’si oranında küçük bir miktarı teslim etmeye razı oldular. Kendisine bu denli saygısızca davranılmasına öfkelenen Lin, güvenlik kuvvetlerine İngiliz şirketlerinin bulunduğu bölgeyi ablukaya almalarını, hiç kimsenin giriş çıkışına izin vermemelerini bildirdi.
Bu Çinlinin sonuna kadar gitmeye kararlı olduğunu hisseden tüccarlar, o zaman yirmi bin kasa afyonu teslim etmeyi kabullendiler. Bin 300 tondan fazla çeken bu miktar ellerindeki stokun hemen hemen tamamıydı. (…)
Hamallar sırtlarında afyon kasalarıyla geliyorlardı. Kasalar teker teker çukurlara boşaltılıyor, sonra üzerlerine dökülen çok miktarda suyun altında kalıyordu. İşçiler hepsini uzun sırıklarla karıştırıp beyaz bir bulamaç haline getiriyor, sonra da bu bulamaç nehrin sularına karışıp dağılsın diye kanallarla yandaki kumsala boşaltılıyordu.
Bu işlem, katılanların hayretten faltaşı gibi açılmış gözlerinin önünde, saatlerce sürdü ama güneş batmak üzereyken, afyonun sadece çok küçük bir kısmı yok edilebilmişti. Yirmi bin kasayı bu şekilde imha etmek için yüzlerce işçinin 22 gün boyunca hiç ara vermeden didinmesi gerekti.
[Labirent, Amin Maalouf, Çeviren Ali Berktay, Yapı Kredi Yayınları]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!