Yeni “Çöktürme Planı”



Bahçeli’nin “teslim bayrağı çekin” talimatı içeren söylemleri, Erdoğan’ın buna “devlet aklı” olarak atfettiği övgü yalnızca Kürt özgürlük hareketine değil tüm toplumsal muhalefete yönelik bir teslimiyet dayatmasını işaret ediyor


Serhat Tuna

Faşist iktidar blokunun “beklenmedik” bir hamleyle gündemleştirdiği yeni “çözüm planı”nın altında Kürt halkının kazanımlarını tasfiye ve muhalefeti paralize etme amacının yattığı gün geçtikçe netleşiyor.

İktidarın bu hamlelerinin ardında yatan asıl amacın bölgesel gelişmeler ve emperyalist güç dengelerinin yeniden şekillenme sürecinde Türkiye’ye avantaj sağlama hesabı olduğu belliydi. Erdoğan’ın 10 Kasım’da yaptığı açıklamalarda dile getirdiği “Önümüzdeki dönemde sınırlarımız boyunca oluşturduğumuz güvenli bölgenin eksik kalan halkalarını da tamamlayacağız. Bir başka ifadeyle, terör örgütleriyle ülkemiz sınırları arasındaki irtibatı tamamen keseceğiz” höykürmesi bunun yorum gerektirmeyecek kadar açık itirafı oldu.

2009’da Oslo görüşmeleriyle başlayan çözüm sürecinin ardından iktidarın bugüne kadar attığı adımlar Kürt halkının özgürlük talebini soğutup bu uğurda mücadeleyi tasfiyeyi amaçlayan bir kuşatma ve boğma stratejisi özelliği kazandı.Bugün yeniden canlanan politik hamlelerle gerilla mücadelesinin yanı sıra Rojava’da kazanılan mevzilerin de tasfiyesi amaçlanıyor. Türk burjuva devletinin geleneksel inkâr siyasetinde ısrarlı olduğu, çözüm değil çözümsüzlük peşinde koştuğu bir kez daha görünür hale geldi. 

“Devlet aklı” olarak pazarlanan şoven inkar siyasetinin farklı bir görünüm altında güncellenmesi, Kürt halkının aklını karıştırıp saflarında karışıklık yaratmayı hedeflerken bir taraftan da faşist iktidar ortaklarının milliyetçi tabanını konsolide etme amacını taşıyor. Krizin derinleşmesine paralel olarak açlığın, sefaletin ve işsizliğin katlanarak büyüdüğü koşullarda faşist iktidar ayakta kalma savaşı yürütüyor. “Yeni bir çözüm süreci” hayali ve beklentisinin yaratılması, bu yönüyle iktidarın yaşadığı sıkışmayı perdeleyip ötelemeyi de gözeten bir sis bombası işlevi görüyor.

Kürdüyle Türküyle işçi sınıfı ve emekçilerin her geçen gün biraz daha ağırlaşan yaşam koşullarının boğuculuğu yaygın ve kitlesel bir öfkeyi mayalandırıyor. Son zamanlarda peş peşe patlak veren işçi direnişleri, maden yağmasına karşı yaşam alanlarını savunmaya soyunan köylü direnişleri bu öfke birikiminin daha büyük ve kitlesel patlamalara dönüşebileceğinin habercileri. Bir eliyle “havuç” gösterir gibi yapan faşist iktidarın “terörle mücadele” bahanesini kullanarak sopayı daha açık gösterip daha gaddarca uygulamaya başlamasının bir nedeni de bu fırtınanın patlamasından duyduğu korku.

Kürt Hareketine Teslimiyet Dayatması ve Muhalefetin Çember Altına Alınması

Bahçeli’nin “teslim bayrağı çekin” talimatı içeren söylemleri, Erdoğan’ın buna “devlet aklı” olarak atfettiği övgü yalnızca Kürt özgürlük hareketine değil tüm toplumsal muhalefete yönelik bir teslimiyet dayatmasını işaret ediyor. Kürt halkının kimliğine ve iradesine yönelik vites büyüten saldırılar, kayyum gasbının ‘aniden’ tekrar gündemleşmesi sadece Kürtleri değil tüm toplumsal muhalefet dinamiklerini paralize etmeye yönelik bir yıldırma stratejisinin ürünü. Kürt halkının iradesini yok sayan kayyum saldırganlığının tekrar hortlatılması yanında bir ay önce eli sıkılan DEM’in yeniden şeytanlaştırılmasına Kürt illerinde polis terörünün alenen zincirlerinden boşanması eşlik ediyor. Kürt halkını zorbalıkla yıldırıp sindirme hedefiyle Kürtleri yalnızlaştırma, muhalefetin birleşik bir direniş sergilemesine engelleme hedefi iç içe güdülüyor. Yıllardır yıldıramadıkları Kürtleri bu kez de korkutup geriletemeyeceklerini sokaklarda günlerdir sönmeyen ateş, susmayan sloganlar ve zılgıtlar gösteriyor. Fakat CHP içinde ucuz koltuk hesaplarının da işin içine karıştığı şoven damarı alevlendirmeyi başardıkları görülüyor. 

Bu zorlu sürecin tam ortasında işçi grevleriyle Kürt halkının özgürlük mücadelesi, faşist iktidar politikalarına karşı umut ışığı olarak yanmaya devam ediyor. Sarı sendikal ihanet şebekelerine rağmen farklı sektörlerde filiz veren inatçı işçi direnişleri bu çerçevede mücadelenin yolunu aydınlatıyor. Kürt özgürlük mücadelesinin yalnızlaştırılmasını amaçlayan politikalara karşı sınıf dayanışması, emekçilerin örgütlü gücünün harekete geçirilmesi ırkçı faşist rejimin hesaplarını bozup saldırılarını geri püskürtebilecek yegane yoldur.

Mücadele ve Dayanışma İçinde Kardeşliğe Ulaşmak

Görünen odur ki Kürt meselesinde devletin dayattığı inkar ve imha politikalarına karşı direniş, halkların kardeşliğiyle yoğrulmuş bir mücadeleyle aşılacaktır. Faşist rejimin ırkçı refleksleri, toplumu baskı altında tutmak isteyen bir “devlet aklı” olarak sunulsa da işçi sınıfının ve halkların birliğini hedefleyen bir mücadele bu tahakküm zincirini kırmaya muktedirdir. Toplumsal direnişin büyüyen dalgası, Kürt halkının özgürlüğü ve emekçilerin insanca yaşama talepleriyle birleştiğinde bu karanlık politikalar da tarihin tozlu sayfalarındaki yerini alacaktır.