Poyraz Soysal
Korkaklar! Binlerce yılın gerici birikimini kuşanıp köpeksiz köyde değneksiz gezdiğini sanmanın kof cesaretiyle uluyorlar. Ağızlarından saçtıkları köpükteki zehirli irini tanıyoruz. İskenderiye Meydanı’nda Hipatia’nın bedenini parçalayan kanlı elin, Yavuz’un döktüğü mazlum kanının, Kuyucu Murat’ın vahşetinin, Maraş’ta ceninlere kadar yönelen barbarlığın, Sivas’ta umudu ateşte boğmak isteyenlerin zehirli irinleri saçılıyor etrafa.
Tarihin son cilvesini onlara yaptığının, 21 yüzyılda Ortaçağ hükümlerinin ilelebet var olabileceği yanılsamasıyla. Bunun son çırpınışları olduğunun, tarihin tekerleğinin hep ileri yönelip geri olanı toz toprak içerisinde yok olmaya mahkum ettiğinin bilincinde olmadan… Bugün çürüyen kapitalizm yeni bir model arayışında, tüm gerici akımları inlerinden çıkardığı için bunlara gün doğdu. Silinip atılan bir mendil gibi tarihin çöplüğüne atılmadan önce “insanlığa ne kadar zarar versek kârdır” mantığını güder gibi her şeye barbarca saldırıyorlar.
ABD emperyalizminin, varlığını bahane ederek Afganistan’ı işgal ettiği Taliban’ı tanımasının ardından benzer bir hamleyi Suriye’de yaptı. Barbarlıkta sınır tanımayan selefi kökenli HTŞ ve SMO eliyle Suriye’ye yerleşti. Suriye’de 15 yıldır süren vekalet savaşları, anlaşmalı olarak iktidarı terk eden Esad rejiminin yıkılmasıyla sonuçlandı. Emperyalizm, siyonizm ve bölge gericiliklerinin hakimiyetindeki Suriye halkları için kapkara bir süreç başladı. El Kaide, IŞİD geleneğinden gelen katliamcı çeteler ilk fırsatta Alevi ve gayrimüslim katliamına girişti. Lazkiye başta olmak üzere birçok ilden vahşi katliam haberleri geliyor. Alçakça bir kinle evleri basıyor, insanların evlerine çöküyor, kadınları kaçırıyor, sokak ortasında halka işkence yapıyor… Yer yer silahlı halk direnişiyle karşılaşsalar da halkın savunmasız olduğu her yerde katliamlara hız kesmeden devam ediyorlar.
Burjuva Esad gericiliğinin ardından Suriye halkları daha büyük bir var oluş sorunuyla karşı karşıya. Bu vekalet savaşının aktörlerinden birisi olan faşist rejim ise, bir taraftan parsa toplamaya çalışıyor. Bir taraftan da oradaki gericiliği buraya taşıyarak Alevi, gayrimüslim ve Kürt halkına yönelik nefreti kışkırtıyor.
2020’lerin başında “Esad halkına zulüm ediyor” naralarıyla bizi bulaştırdıkları bataklık burjuvazinin belli kesimlerine ballı lokmalar getirse de halklarımıza kandan başka bir şey getirmedi. 2013’te şimdiki HTŞ’nin öncülü olan Nusra çetesi Reyhanlı’da onlarca kişinin katledildiği bir saldırı düzenledi. Bu katliamlar, IŞİD ve benzeri örgütler eliyle defalarca tekrarlandı. Buradaki en önemli noktalardan biri, selefi barbarlığının güç kazanması oldu. Yer yer toplumsal gericiliğin olduğu bölgelerde de konuşlanan selefi akımlar gericiliğin Alevi düşmanlığını derinleştirdi. Antakya gibi farklı kültürlerden halkların yaşadığı bir yerde bile mezhep kutuplaşmalarını derinleştirmeye çalıştı. Sınırdan geçirdikleri barbar cihatçılar, doktorlara “Alevi misin?” diye sorma cüretini bile kendilerinde buldular. Fetihçi düşlerin hezeyanına kapılan faşist rejim, Kürt halkının yanı sıra Alevi ve gayrimüslim halklara karşı da saldırgan politikalara girişti. Savaş sırasında bir gelir kapısı olarak da gördüğü göçmenleri el altından hedef göstererek kanlı bir denge tutturdu.
Şimdi de Suriye’de himaye ettiği selefi barbarlığın her açıdan savunucusu kesilmiş durumda. Esas oyuncu ABD-İngiltere ve İsrail olduğu halde yıllarca beslediği bu cihatçı çetelerle varolan “hukukuna” güvenerek Suriye’yi fethetmiş vehmine kapılıp halkı da bunun gazıyla gerici dalganın parçası haline getirmeye çalışıyor.
Şimdilerde hem Suriye’deki selefilerin Alevilere yönelik saldırganlıklarını meşrulaştırmak hem buradaki Alevileri bölmek ve sindirmek gibi çoklu amaçları olan bir sosyal medya kampanyasının başlatılması da bunun bir parçasıdır. Tarihin en karanlık sayfalarına giden yollar ilk önce sözle başlatılmıştı. Şimdi de sözle başlayan gerici hezeyanlar benzer sayfalara davetiye çıkarıyor adeta.
Esad rejiminin olan ve olmayan suçlarını Alevi halka yüklemeye çalışıyorlar. Birlikte yaşama kültürünün sembolü olan Hatay halkına akla hayale gelmeyecek ithamlarda bulunuyorlar.
Levent Gültekin denen çapsız birisinin uydurduğu “Siyasal Alevicilik” söylemiyle sosyal medyada nefret satıyorlar. Tek elden yönetildiği belli olan ve Mücahit Birinci gibi saray yanaşması halk düşmanlarının eliyle beslenen bu kampanya, ülkedeki gericilik birikimi düşünüldüğünde hiç hafife alınası değil. “Siyasal İslam” kavramına yanıt olsun diye bütün seviyesizlikleriyle uydurdukları bu söylem, iftiralarla geliştirilen Alevi düşmanlığına şemsiye oldu.
Önce Alevi halkı belli devrimci örgütler ve KÖH ile ilişkilendirip terör zırvasına giriştiler. Oysa hiç fark etmez, Alevilerin ve diğer ezilenlerin emniyetidir devrimci örgütlenmeler. Maraş’ta Çorum’da, Gazi’de bu gerçekliği herkes gördü. Bu demagoji Alevi halkı hedef göstermenin yanı sıra onu örgütsüz hale getirmeyi de hedefliyor. Kaldı ki bu örgütlenmeler inanç temelli örgütlenmeler değil. Saflarında yer alanlar için tüm dünya emekçi halkları aynı ölçüde değerli.
Bir diğer zırva da Alevilerin tüm makamlara geldiği saçmalığıydı. Bu düzen Alevilere kan ve asimilasyondan başka bir şey vermedi. Aynada gördükleri kendi suretlerini betimliyor iddia sahipleri…
Sosyal medya üzerinden yürütülen operasyon aynı zamanda Alevileri kendi içlerinde bölme, sistemin Alevisini yaratma çalışmalarına hız kazandırma, böylece sağlamlaştırılması buyurulan “iç cepheye” bir tuğla da Aleviler cephesinden koyma anlamını taşıyor. Yıllardır Türk Aleviler üzerinden yürütülen bu çalışma Suriye’deki gelişmelerle birlikte köpürtülerek gidebileceği son sınırına vardırılmak isteniyor.
Birçok amacı bir arada taşıyan saldırganlığın dili Alevilere yönelik çok kapsamlı bir bütünlük taşıyor.
Fakat onların ne dediğinden ziyade bizim nerede durduğumuz önem taşıyor burada. Örgütsüzleştikçe bu barbarlığın hedefi haline geliyoruz. Suriye’deki barbar istilanın verdiği gazla da nefreti körüklüyorlar. Sadece yılbaşı kutlamaları üzerinden bile farklı kültürleri hedef gösterip can kaybına neden oldular. Yeni yılın ilk günü kiliseye ait bir dernek kurşunlandı.
Yani örgütlü bir mücadele tek kurtuluş yolumuz. Maraş’tan 6-7 Eylül’e hep aynı söylemler ve provokasyonlar ile hareket ettiler. Onlara verecek tek tüyümüz bile yok. Gerçekliğe uygun örgütlenme biçimleri geliştirmek, antifaşist mücadeleyi pekiştirmek ve ona göre hareket etmekten başka çaremiz yok. Telimizden dilimize akan o güzel deyişin gösterdiği gerçekliğe sarılalım. Ne diyordu, “Derman sendedir.”
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!