Avrupa’da İnsan Hakları İhlalleri Endişe Verici Durumda*



Uluslararası Af Örgütü’nün “Yetersiz Korunan ve Aşırı Kısıtlanan: Avrupa’daki 21 Ülkede Protesto Hakkının Durumu” başlıklı raporunda, baskıcı yasalar, gereksiz veya aşırı güç kullanımı, keyfi tutuklamalar ve kovuşturmalar, haksız veya ayrımcı kısıtlamalar gibi birçok soruna dikkat çekiliyor.


Ali Arayıcı

Bugün, Avrupa genelinde baskıcı yasaların yürürlüğe konulması, gözetleme teknolojilerinin kullanılması ve gösteri hakkına yönelik saldırıların artması toplumsal yapının giderek daha da otoriterleşmesinin önünü açıyor. Bu arada, toplumsal eylemleri susturmak, bastırmak ve yapanları cezalandırmak amacıyla çağdışı mevzuatlar yürürlüğe konularak gerici yasalar çıkarılıyor.

Son yıllarda Avrupa’nın birçok ülkesinde protestolara yönelik sert kısıtlamalar gündeme getirildi. Öyle ki, hak arayan eylemciler yüz tanıma teknolojisi kullanılarak takip edilip izleniyor. Konuyla ilgili olarak Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, “Avrupa genelinde gözlemlenen bu düzinelerce baskıcı strateji açıkça dehşet verici” uyarısında bulunuyor.

Avrupa’da sistematik ve yaygın saldırılar, baskılar ve kısıtlamalar, barışçıl protesto hakkını zayıflatıyor. Af Örgütü’nün, Temmuz 2024’te yayınlanan “Yetersiz Korunan ve Aşırı Kısıtlanan: Avrupa’daki 21 Ülkede Protesto Hakkının Durumu” başlıklı raporunda, baskıcı yasalar, gereksiz veya aşırı güç kullanımı, keyfi tutuklamalar ve kovuşturmalar, haksız veya ayrımcı kısıtlamalar gibi birçok soruna dikkat çekiliyor.

Anti faşist eylemler kısıtlanıyor

Siyasi sistemini ve geleceğini, aydınlanma düşünceleri üzerine inşa etmekle övünen bir Avrupa’da insan temel hak ve özgürlüklerini yok eden ve kısıtlayan yasaların her yerde artması endişe verici. Barışçıl toplanma özgürlüğüne saygı gösterme, koruma ve kolaylaştırma, protesto önündeki engelleri kaldırma ve ifade özgürlüğü hakkının, haksız müdahalelerden korunması yönündeki uluslararası yasal yükümlülükler hiçe sayılıyor.

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Dunja Mijatović, 2023 yılında Fransa’ya şu çağrıda bulunduğunu burada anımsatmak gerekir: “Bazı göstericilerin münferit şiddet eylemleri veya bir gösteri sırasında başkaları tarafından işlenen diğer kınanacak eylemler, devlet güvenlik güçlerininin ve görevlilerinin aşırı güç kullanımını haklı gösteremez”.

Avrupa’nın bazı ülkelerinde, Neo-Nazilerin düzenledikleri eylemler hoşgörüyle karşılanıyor. Her yıl Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de Neo-Nazi faşistler siyah ceketler giyerek ellerinde Kelt haçlarıyla geçit töreni düzenliyor. Bu bağlamda, Avrupa’daki tüm Neo-Naziler, İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda SS, Wehrmacht ve Macar işbirlikçilerinin Kızıl Ordu’dan kaçışını anıyorlar.

Bunun yanında, anti-faşist toplantılar düzenli olarak yasaklanıyor. Güvenlik güçleri tarafından suçlanıyor ve düzenli olarak tutuklamalar yapılıyor. Bu durum, bazı hallerde hapis cezası almakla sonuçlanıyor. Sol sendikal örgütler ve siyasi partiler için, ifade özgürlüğü ciddi şekilde kısıtlanıyor. Üstelik, yasa kapsamında olması gereken sloganlar bile engelleniyor.

Barışçıl sivil itaatsizlik eylemleri ve girişimleri, giderek kamu düzeni ve ulusal güvenliğe yönelik bir tehdit olarak algılanıyor. Bu durum, resmi kurum ve yetkililere kısıtlamalar getirmek ve uluslararası insan hakları yükümlülüklerini ihlal etmek için, sahte bir bahane sağlıyor.

Protesto hakkı engelleniyor

Avrupa’da protesto hakkı yavaş yavaş yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Sokağa çıkanlar giderek daha baskıcı kısıtlamalar ve cezai yaptırımlar, devlet şiddeti, ayrımcılık ve her yerde gözetleme gibi sorunlarla karşılaşıyor. Avrupa’da barışçıl toplanma hakkının, ciddi bir saldırı altında olduğu söylenebilir. Ülkelerin barışçıl protestocuları daha fazla damgaladığı, suçlulaştırdığı, bastırdığı, haksız ve cezalandırıcı kısıtlamalar getirildiği tartışma götürmez bir gerçektir.

Uluslararası Af Örgütü’nün hazırladığı bu raporda, dehşet verici bazı durumlar var. Raporda, yetkililerin kısıtlamaları meşrulaştırmak için öne sürdükleri gerekçelerin çoğu zaman asılsız olduğu belirtiliyor. Hükümetlerin barışçıl muhalefeti bastırmak için, daha fazla baskıcı yollara başvurduğu, sıklıkla “ulusal güvenlik” ve “kamu düzeni” bahanelerini öne sürdüğü vurgulanıyor.

Raporda incelenen 21 ülkenin tamamı, barışçıl toplanma hakkını koruyan temel insan hakları belgelerini onaylamış olsa da birçoğu uluslararası ve bölgesel hükümleri iç hukuklarına hâlâ aktarmadı. Bunlara yeni baskıcı yasaların, katı kısıtlamaların ve ağır taleplerin kabulü de eklendi. Bu iki etken, protestolar için giderek daha düşmanca bir ortamın oluşmasına yol açıyor.

Avrupa’da, eylem ve gösteri hakkının sistematik olarak gerilemesine yol açan giderek artan müdahaleci gözetleme teknolojilerinin kullanımı, baskının boyutlarını daha da artırıyor. Af Örgütü’nün araştırması, Avrupa çapında protesto hakkına yönelik derinden endişe verici bir saldırı tablosu çiziyor. Genel Sekreter Agnès Callamard, kıta genelinde yetkililerin barışçıl protesto yapan insanlara karşı iftira, engelleme, caydırma ve yasadışı yaptırımlar kullandığını ileri sürdü:

“Tarih boyunca barışçıl protesto, bugün hafife aldığımız birçok hak ve özgürlüğün güvence altına alınmasında önemli oldu. Avrupa’daki baskıcı yasalar, politikalar, haksız uygulamalar kötüye kullanılan gözetleme teknolojileriyle bir araya gelerek barışçıl göstericiler için ciddi bir tehdit oluşturan zehirli bir ortam yaratıyor. Bunlardan sadece bir tanesinin, bir ülkede yaşanması bile yeterince endişe verici. Kıta genelinde gözlemlenen onlarca baskıcı strateji açıkça korkutucudur.”

İşkence ve kötü muamele

Uluslararası Af Örgütü’nün raporu, Avrupa çapında protesto hakkına yönelik bir saldırının söz konusu olduğunu göstererek durumun oldukça endişe verici ve vahim olduğunu ortaya koyuyor. Kıta genelinde yetkililer, barışçıl protesto yapan insanlara karşı iftira, şiddet, suçlama, engelleme, caydırma, insanlık dışı işkenceler ve yasadışı yaptırımlar uyguluyor.

Raporda, polisin barışçıl protestoculara karşı yaygın bir şekilde aşırı veya gereksiz güç kullandığı, buna öldürücü silahların da dahil olduğu tespit ediliyor. Bildirilen olaylar arasında, kırık kemikler ve dişler (Almanya, Fransa, Yunanistan ve İtalya’da olduğu gibi), el kaybı (Fransa’da), testis kaybı (İspanya’da), çıkıklar, göz ve ciddi baş yaralanmaları dahil olmak üzere ciddi ve bazen de kalıcı yaralanmalara neden olan travmalar (İspanya’da) olduğu söylenebilir.

Aralarında Türkiye, Yunanistan, İtalya, Macaristan, Polonya, Sırbistan gibi Avrupa’nın bazı ülkelerinde eylemcilere karşı güç kullanımı, işkence ve insanlık dışı diğer kötü muameleye varan boyutlara ulaştı. Aynı zamanda, gösteri esnasında kişiyi her türlü suçtan cezai olarak sorumlu tutan, yargısız infazın yapılması ve gerici yasaların çıkarılması birbirini izliyor.

Af Örgütü’nün Raporu’nda, Belçika, Finlandiya, Fransa, Almanya, İtalya, Polonya, Slovenya, Sırbistan ve İsviçre’de kolluk kuvvetleri çocuklara karşı aşırı güç kullanıyor. Avusturya, Belçika, Fransa, Almanya, Yunanistan, İspanya, İtalya, Portekiz, Birleşik Krallık, Sırbistan, Slovenya, İsviçre ve Türkiye dahil olmak üzere daha birçok ülkede polisin cezalandırılmadığı, yaptıklarının yanına kâr kaldığı veya hesap vermediği olaylar da vurgulanıyor.

Ayrıca, Almanya, İtalya, İspanya ve Türkiye gibi bazı ülkeler iklim aktivistlerini yalnızca “eko-teröristler” veya “suçlular” olarak etiketlemekle kalmıyor. Aynı zamanda onları “ulusal güvenliği tehdit ediyorlar” gerekçesiyle cezai hükümler kullanarak hedef haline getiriyor.

Yüz tanıma teknolojisi kullanımı

Uluslararası Af Örgütü’nün raporunda, devlet yetkililerinin protestocuları ve protestoları gayr-ı meşrulaştırmayı amaçlayan endişe verici bir damgalama eğilimine dikkat çekiliyor. 21 ülkenin tamamında yetkililerin zararlı bir söylemleri yaygın. Protestoculara “terörist”, “suçlu” veya “yabancı ajan”, bazen de “anarşist” ve “aşırılıkçı” etiketi yapıştırılıyor. Bu olumsuz söylemler, daha kısıtlayıcı yasaların giderek benimsenmesini meşrulaştırmak için kullanılıyor.

Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard’ın da işaret ettiği gibi, Avrupa’nın bazı ülkeleri, protestoculara yönelik hedefler ve kitlesel gözetleme yapmak için giderek daha fazla yeni teknoloji ve çeşitli gözetleme araçları kullanıyor. Bu izleme ve takip faaliyetlerinin yanı sıra verilerin toplanması, analiz edilmesi ve depolanmasını da içeriyor.

Bugün, Avrupa’da yüz tanıma teknolojisinin kullanımında belirgin bir artış yaşanıyor. Şu anda incelenen 11 ülkede güvenlik veya kolluk kuvvetleri tarafından kullanılıyor. Altı ülkenin daha kullanmayı planladığı belirtiliyor. Birçok devlet, yeterli güvenlik önlemleri almadan mevzuat yoluyla gözetimi daha da genişletti. Ne yazık ki bu durum yaygın suistimalleri de açık hale getirdi.

Yüz tanıma teknolojisinin protestocuları tespit etmek için kullanılması, hedefsiz kitlesel gözetlemeye eşdeğerdir. Hiçbir güvenlik önlemi bunun yol açtığı zararları asla önleyemez. Af Örgütü bile temel insan haklarına aykırı olan bu teknolojinin tamamen yasaklanması çağrısında bulunuyor. Bunu ülke güvenliği şemsiyesi altında uyguladıklarını belirten ülkeler bu yöntemi yürürlükten derhal kaldırmalı, temel insan hak ve özgürlüklerine saygı göstermelidir.

*prof. dr. Ali Arayıcı / Paris