Sık sık iş cinayetleri ve hak gasplarıyla gündeme gelen HABAŞ’taki sömürüyü, kar hırsını, maliyet hesaplarını, işçinin canına sudan ucuz muamele edilmesini kendi yaşamıyla birleştirerek dizelere dökmüş işçi Mustafa… Onun dizeleri, iş cinayetlerinin hız kesmediği gibi rutin ve yaygın bir gerçeğe dönüştüğü böylesi bir dönemde tüm işçi sınıfının fotoğrafı gibidir:
Çelikler Kızıla Vurur
Erkencidir yine
İşçi Mustafa
Yarı yorgun vücudunu
Turfanda bir meyve gibi
Koparır yatağından
Uyurken bebeleri, mışıl mışıl
Kıyamaz onlara,
Doyamaz onlara, fidanlarına
Yudum yudum bakar onlara
Biri yaşında bile değil,
Diğeri henüz üç yaşında…
Onlar için çıkılmalıdır yollara
Yakalayıp işçi arabasını
Katılmalıdır kervana,
Ücretli köleler kervanına…
Yollar taşır, yarınların umudunu
Başlar dereler gibi çağıldamaya
Her sabah gün ağarmadan,
Yaşamın damarlarında
Gecenin sessizliğine,
Birer bıçak darbesi
Bir yolculuktur, umuda
Benzerler alyuvarlara
Onlar ki fabrikaların
Yaşam kaynağı
Oksijeni taşırlar, soluk soluğa
Zenginlikleri var ederken elleri
Avuçlarında kalan yalnızca
Sefalet ücreti
Gecekondu bozması, iki göz odanın
Ödenecek kirası
Süt parası bebelerin,
Suyu, elektrik ve ısınması,
Elbette bir de ekmek parası
Asgari ücret diye verilen
Bir de vergisi peşin ödenen
Kölelik ücreti yeter mi ki:
Çalışmalıdır diğerleri gibi
Daha çok çalışmalı!
Ağzını köpürte köpürte
Sabancı da demişti;
“Çalışmalı, çalışmalı
Daha çok çalışmalı”
Vardı fazladan bir ayda
Seksen saat mesai,
Sırtında her zamanki kazağı
Baldızdan ödünç aldığı sigarası
Düşleri, düşünceleri ve umuduyla
Ulaşıldı cehennem diyarı HABAŞ’a
Aliağa HABAŞ’a
Giyindiler, hiçbir şeye aldırmadan
Mavi işçi tulumlarını
Bilmiyorlardı, Prometheus’un
Ve de Demirci Kawa’nın
Özgürlük ateşini.
Tek bildikleri vardı:
Ateş yutuyordu
Ve yutmuştu arkadaşlarını
Hades’in diyarından
Antik çağlar cehenneminden de
Beter mi beter
Bu çıyanlar cehenneminde
Görmüyordu göz gözü…
Ama onlar korkmuyorlardı.
Uçuşan çelik parçaları,
Ara sıra savrulan çelik lavları
Ve cüruflar arasında
Soluyorlar, her geçen gün.
Çelik soluyan işçiler
Kimisi çelik kazanında
Mavi bir bulut
Ve mavi bir ışık
Kiminin yanar elleri
Kimininse kolları ve tüm vücudu
Bazen de topluca zehirlenirler
Fabrikadaki yemekten…
Kaza patlar, yaralanırlar!
Şehitler verirler, törensiz
Ve madalyasız.
Yedikleri, içtikleri ve soludukları
Zehir mi zehir.
Yaşamak onlara, anlık bir
Mucize
Yazıyor gazeteler, satılık kalemler
Başlık üstüne başlık atıyorlar.
“Zehire mühür” vuruyormuş.
Son şansı tanıyormuş yetkililer
Ama Azrail’in elindeki çelik
Acımasız ve duygusuz
Kapanır mı hiç fabrikalar,
Kâr üstüne kâr kazanırlar.
Patronun kendisi düşse kazana
Yine de durmaz üretim.
Sömürülmelidir iliğine dek
Emekçiler
İşçinin emeği, yetmez yalnızca
Gereklidir eti, kemiği ve kanı
Sermaye düzeninin hayatına
Vermelidir işçiler canını…
Sıra kimdedir, bilinmez
Başlar vardiya yine
Ücretli köleler, başlar üretime
Değiştirilecektir, döküm borusu
El birliğiyle girişirler değişime
Patlar ani bir gümbürtü
Bakımı ertelenen zincir halatlar
Azrail’in elindedir artık,
Koptuğu gibi boşaltır potayı
Yağar çelik işçilere
Ve bütünleşir bedenleriyle
İşçi Mustafa da aralarında
Toplam 20 işçi yaralı.
Ve yarına ulaşır ölümleri
Yer alır, haber bültenlerinde
“İş Kazası” başlığıyla
Ah! Vah! çeker sarı mı sarı
Sapsarı sendikacılar
Dökerler timsah gözyaşları
Sorar işçi muhabirler,
Sürüyordur HABAŞ’ta üretim.
Şükreder sarı çıyanlar
Dilerler “Allahtan Rahmet”
“İşçi Sınıfına metanet”
Ne de olsa “kaderdir”
Öyle bilinir “İş Kazası”
Ve beklenir şefler, taşeronlar
Leş kargaları gibi
Hastane kapılarında
Ve sonunda düzenlenir raporlar.
Savcı bile yırtar atar raporu
Raporlar yazılır yeniden
Kader değil midir sonuçta
Takdir-i ilahi der yöneticiler
Sorulur elbet, bir gün sorulur!
Kader mi yoksa cinayet mi?
Verildi mi su çeliğe
Bilinmez mi ki, çelik sertleşir
Yalnızca, çifte su değil!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!