Nəriman Bakı
Erdoğan’ın 14 Mayıs grup toplantısındaki sözleri kılıç seslerinin dinmeden devam edeceğini gösterdi. 2024 yerel seçimlerde ülke çapında hezimete uğrayan AKP/MHP’den oluşan iktidar blokunun muhaliflerine yönelik saldırılarının tırmanarak devam edeceği bu konuşmada alenen ilan edildi. Fakat sorunun tek başına İmamoğlu ya da muhaliflerinin dağıtılıp paralize edilmesi olmadığını da gösterdi. Erdoğan o konuşmada İmamoğlu’nun tutuklanmasındaki uyduruk dosyayı bahane ederek belediye kanunu değiştireceklerinin sinyali verdi. Ancak görünen o ki, belediye kanunundaki değişiklik isteği basit bir egemenler içindeki tepişmeden fazlasını içerecek.
Türk tekelci kapitalist sermaye birikimin özü
Türk tekelci burjuvazinin sermaye birikim tarihi aynı zamanda Osmanlı/Türkiye tarihidir. Osmanlı bakiyesi Türkiye Cumhuriyeti, geç kapitalistleşmenin tüm sancılarını yaşadı. Burjuvazinin cılız öz sermayesi her zaman emperyalist işbölümünün güdümünde kalmış, buradan akan sıcak para ve mal ithaline bağımlı olarak gelişmiştir. Diğer yandan devletin doğrudan yatırımları en önemli dayanağı olurken emek sömürü rejimiyle yaratılan birikim de azımsanamaz. Bunlara eşlik eden diğer kaynaklarından biri de azınlıkların birikmiş sermayesine kanlı yöntemlerle çökmektir.
Bunun büyük çaptaki ilk örneğini 1915 Ermeni Soykırımı’yla başlayan 1942 Varlık Vergisi, 1955 6-7 Eylül Pogromu, Kürt isyanları biçiminde devam eder. En son 15 Temmuz’dan sonra da İslam kimlikli sermaye kesimlerinin birikimine çökmekle devam etti. Ardı ardına yaptığı yasal düzenlemelerle bu konuda “yola devam” dediği de anlaşılıyor.
Bu, Türk tekelci burjuvazisinin yapısal özelliği gibidir. Her şiddetlenen kriz döneminde, sermaye kaynakları her daraldığında şiddet yoluyla “hasımlaştırdığı” diğer sermaye odaklarına çökme eğilimi de belirginleşir. AKP döneminde Türk tekelci burjuvazisinin bilinen kaymak tabakası tam gaz ilerlerken AKP çeperinde palazlanan sermaye kesimleri de büyüdü hatta bazıları tekelleşti.
AKP’nin Türk tekelci burjuvazisine sermaye aktarımında kullandığı en hızlı ve temiz yollarının başında merkezi ve yerel kamu kaynaklarının yandaşlara aktarılması gelir.
AKP-MHP kliğinin son yıllarda yaşadığı siyasal-toplumsal gerileme seçimler bazında alınan sonuçlarla daha görünür hale geldi. Bu durum mevcut kapitalist krizle birleşince sermaye aktarımında olağanüstü yollara başvurma yönelim ve pratiği de hızlanmaya başladı. Yani yapısal bir özellik olarak devlet zorunun çeşitli biçimleriyle “çökme” pratiği görünürleşmeye başladı.
Merkezi kaynaklar, mevcut ihale kanunları ya da başka prosedürler -değiştirilmeye bile gerek duyulmadan- çiğnene çiğnene peşkeş çekiliyor. Deprem sonrasında Hatay-Antakya’da yaşananlar ortada. Kamulaştırma adı altında köylülerin topraklarına bir gece ansızın çökülebiliyor mesela.
Diğer kamu kaynak aktarımlarıysa yerel yönetimler, belediyeler üzerinden gerçekleşiyordu.
Bir tek adam asamaz, para basamaz=Belediye
12 Eylül askeri faşist darbesi sonrasında belediye kanununda yapılan değişikliklerle belediye başkanlarına öyle yetkiler verilmiştir ki, belediyeler için “bir adam asamıyorlar, bir de para basamıyorlar” sözü durumu anlatan bir veciz haline dönüştü.
Neo-liberal ekonomi-siyasi model temelinde dönüşen Türkiye’de belediyeler de özel bir kamu sermaye birikim kaynağına dönüştü. ‘90’larda İSKİ skandalı gibi büyük yolsuzluklarla kendisini gösterdi bu. 2001 krizi sonrası Türkiye’ye akıtılan emperyalist sermayenin bir kısmı da belediyelere doğru akmaya başladı. Sermayenin bu akışı AKP’nin “belediyeci” yanıyla da birleşince belediyeler AKP için de özel bir yere oturdu.
2012’de belediye ve büyükşehir kanunlarında büyük değişikliklere giden AKP kazandığı belediyeleri aynı zamanda -merkezi kamu kaynaklarında olduğu gibi- hem büyükleri hem de taşra sermayesini besleyecek bir kaynak şeklinde kullandı.
15 Temmuz sonrasında eklediği bir KHK maddesiyle “terör soruşturması” adı altında kayyım politikasını keyfi ve zorbaca süreklileştirmiş oldu. Bu politikayla bir taraftan Kürt illerindeki belediyelere kayyım atayarak Kürt halkının örgütlü bir toplumsal güç olmasında önemli bir role sahip olan bu aracı elinden almaya çalıştı diğer taraftan da önemli bütçeleriyle sermaye için kaynak olarak kullanmayı hedefledi.
Hangi turp?
Ancak AKP/MHP blokunun 2024 yerel seçimlerinde hezimete uğraması bu kliğin bir sermaye havuzundan da mahrum kalması anlamına geldi. AKP-MHP’den CHP ya da diğer partilere geçen belediyeler de elbette sermaye için bir beslenme kaynağıdır. Ancak her sermaye blokunun birikmiş kaynakları aktaracağı ilk sermaye kesimi kendisine yakın olanlardır. AKP/MHP bundan mahrum kalmanın yanı sıra belediyelerdeki devasa bütçeye merkezi olarak hükmetme, onların olanaklarını kendi sivil toplumunu beslemeye seferber etme olanağını kaybetmiş oldu.
Ekrem İmamoğlu’na yönelik operasyon öncesinde Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanması, Beşiktaş’a operasyon çekilmesi AKP’nin belediyelerdeki sermaye kaynaklarına erişim arzusunun önemli göstergelerindendi. Ekrem İmamoğlu operasyonunu “heybedeki turplar” biçiminde tanımladı. Erdoğan’ın “heybedeki turp” metaforu tersten ele alınacak olursa altı bakanlığın bütçesine denk bütçeye sahip İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin esas büyük turp olduğu anlaşılır.
Erdoğan, İmamoğlu’na yönelik soruşturma furyasının tel tel dökülmesi, kendi tabanını bile ikna etmekte zorlanması, gelişen toplumsal karşı çıkışları geriletememesi karşısında “kanun” kılıcını çekti. 14 Mayıs’taki grup toplantısında Erdoğan, belediye ve büyükşehir kanunlarında yerel yönetimler aleyhine değişikliklere gidileceğini söyledi. Erdoğan değişiklik sinyalini de doğal olarak İmamoğlu üzerinden ve belediyelerin artık “her yeri ahtapot gibi saran bir suç örgütü oluşturdukları” söylemi üzerinden kurdu.
Elbette Erdoğan’ın hazır kıtaları hemen atladı. Erdoğan’ın sözü daha havadayken TGRT Ankara temsilcisi canlı yayında “eskiden vekillik saygındı şimdi ise belediye başkanlığı popüler oldu” diyerek belediyeleri kötülerken Şişli’ye dikmek istediği 72 katlı gökdeleni engellenen müteahhit Taşyapı patronu Emrullah Turanlı, “Ekrem İmamoğlu ve Resul Emrah Şahan hakkında ‘çete üyesi’ damgası vurmakta hem gecikmedi hem de çekinmedi.
Yapılacak değişikliklere dair kulislerden yansıyan bilgiler arasında belediyelerin valilik, kaymakamlık eliyle denetimi, İl Özel İdare yetkilerinin artırılması var. Fakat meselenin bununla da sınırlı olmadığı anlaşılıyor. Belediye temizlik işçilerine grev yasağı konacağı söylentisi, belediyelerin merkezi iktidarın denetimine alınmasının aynı zamanda vahşi emek sömürüsü rejiminin inşasını da içerdiğini gösteriyor.
Azami egemenlik, azami merkezîleşme: Kayyım siyaseti kalıcılaştırılıyor!
İsmi konulmamış süreç kapsamında şimdiye kadar Kürdistan’da yapılan kayyım darbesinden geri adım atılacağına dair bir emare yok. Olmadığı gibi, gündeme getirilen kanunun merkezi denetimi katılaştırarak Kürdistan’da kayyım siyasetini fiilen kalıcılaştırmayı içerdiği açık. Sadece Kürdistan’da da değil, iktidar blokunun eline geçmeyen tüm belediyelerin merkezi otoritenin denetimine alınması hazırlığıdır söz konusu olan.
Bu açıdan da ucu gösterilen kanun esas olarak sürekli biçimde tahkim edilen faşist rejim/devlet biçiminin yerel yönetimlerdeki ayağını oluşturmaktadır. Bu rejim/devlet biçiminin temel esprisi azami egemenlik, azami merkezileşme ne de olsa.
Sorun hem çökme hem de siyasi dizayn!
Erdoğan’ın İmamoğlu üzerinden de giriştiği belediye hamlesini tek başına bir egemenler arası itiş kakış ile açıklamak eksik olacaktır. Mevcut kapitalist krizin katmanlı yapısı ve sıcak para kaynaklarının daralması iktidarın her birikim odağını yutma dürtüsünü kışkırtıyor. Kendisine soluk borusu olacak her deliği kılıç kalkanla açma çabası içinde.
Fakat meseleyi sadece bu sınırlarda görmek de eksik olur. Belki de bundan daha önemlisi krizlerle düşe kalka tahkim edilen, toplumsal tabanı krizin de basıncıyla daralan ya da dalgalanan rejim/devlet biçimini kanun zorbalığıyla yerel yönetimler gibi bir alanı da kapsayacak şekilde katılaştırmak, merkezileştirmektir.
Erdoğan’ın belediyeler üzerinden yeni bir “beka sorunu”, “organize suçlar” tarifine girişmesindeki ısrara bakılacak olursa kapalı kapılar ardından kılıçlar bilinmeye başlamış bile. Bu nedenle son sözü İsa “aleyhisselam”a bırakacak olursak; Kılıçla yaşayan kılıçla ölür!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!