Sarı Sendikacılar 23 Bin İşçiyi Sattı: Grev Bitti, Hesaplaşma Bitmedi



DİSK ve Genel-İş’in gösterdiği bu tutum, grevden değil, grevden duyulan korkudan kaynaklanıyor. Çünkü bu grev, işçilerin kendiliğinden birliğini ve sınıf gücünü açığa çıkardı. O yüzden bastırıldı


İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İZELMAN, İZENERJİ ve EGEŞEHİR A.Ş. çalışanı yaklaşık 23 bin işçi, 29 Mayıs’ta eşit işe eşit ücret ve insanca yaşam talebiyle greve çıktı. Ama 7 gün sonra, mücadelelerini masada satanlar yine aynıydı: Sarı sendikacılık düzeni, CHP’li belediyenin emek düşmanı çizgisiyle el ele vererek işçilerin taleplerini boğdu.

“Sandık” dediler, ondan da vazgeçtiler

Başından beri grev sürecine ciddiyetle hazırlanmayan DİSK’e bağlı Genel-İş, işçilerin mücadele gücünü örgütlemek yerine tabandan gelen baskıyla istemeye istemeye grev kararı aldı. O da göstermelikti. Grev büyümesin diye hiçbir hazırlık yapılmadı: Ne kamuoyu bilgilendirildi ne İzmir halkı yanımıza çekildi ne de diğer belediyelerdeki örgütlü güç harekete geçirildi.

Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın açıktan grev kırıcı çağrılar yaptığı, halkı işçilerin üzerine kışkırttığı günlerde bile sendika sessiz kaldı. Tugay, “Bu maaşlara Türkiye’de çalışan yok” diyerek alay edercesine yüzde 30’luk sefalet zammını müjde gibi sundu. Dahası, “İşinin başına dönmek isteyenlere çağrı yapıyorum” diyerek doğrudan grev kırıcılığı yaptı. Kiralık işçi çalıştırdığına dair haberler yayıldı, grevdeki işçilerin moralini kırmak için çöpleri toplattı. Peki sendika ne yaptı?

Tugay’ın grevi zayıflatmaya yönelik bu açık müdahalesine karşı sınıf sendikacılığı yapması gereken Genel-İş, bunun yerine onun attığı “referandum” pasını havada kaptı. Önce “işçiler oylayacak” dendi, sonra “örgüt birliğini bozmamak” bahanesiyle sandıktan da vazgeçildi. Böylece mücadele değil işçi iradesinden soyundurulmuş masa kazanmış oldu. Grev, fiilen Genel-İş yönetiminin elinde boğuldu.

Sefalet zammı makyajlandı, mücadele bitirildi

Yüzde 30 zam ve Temmuz 2025 için önerilen yüzde 19’luk artış, işçilerin geçimini sağlamaya yetmeyecek kadar düşük. Üstelik işçilerin yevmiyeleri Temmuz’da fiilen düşecek. Bu tabloyu kabul ettiren şey, sınıf dayanışması değil sendika bürokrasisinin uzlaşmacılığı oldu. İşçilerin direnişini örgütleyemeyen bu sendikal anlayış, grev boyunca “nasıl bitiririz”in derdine düştü.

Bu satışın ardından öncü işçilere yönelik kıyım da yolda. Belediyede tasfiyeler başlayacak, en önde yürüyenler hedef alınacak. Ve Genel-İş bu saldırı karşısında sessiz kalacak. Bu bir öngörü değil, önceki örneklerin tekrarından ibaret bir gerçek.

Gelecek, örgütlü işçinin olacak

DİSK ve Genel-İş’in gösterdiği bu tutum, grevden değil grevden duyulan korkudan kaynaklanıyor. Çünkü bu grev, işçilerin kendiliğinden birliğini ve sınıf gücünü açığa çıkardı. O yüzden bastırıldı. Ama bastırılan şey sadece bir grev değil; bir hafızaydı, bir mirastı. Şimdi görev, 1993 İzmir-Ankara Yürüyüşü’nün iradesini yeniden kuşanmakta.

İşçiler, sarı sendikalardan hesap sormak ve yeni bir sınıf sendikacılığı hattı inşa etmek zorundadır. Bu grev, örgütsüzlüğün ve bürokratik sendikacılığın işçiye nasıl ihanet ettiğinin belgesidir. Ama aynı zamanda öz örgütlenmenin, tabandan gelen gerçek sınıf dayanışmasının gerekliliğini de bir kez daha göstermiştir.

Grev kırıcılar, işçi düşmanı belediyeler ve sarı sendikacılar yenilecek!