Cihan Çetin
Marx ve Engels ünlü eserleri Komünist Manifesto’da “katı olan her şey buharlaşıyor” derler. Derin anlamlar içeren bu kısacık cümleyi kurmalarının nedeninin kapitalizm olduğunu anlatırlar. Kapitalizm, kendisinden önceki sınıflı toplumlarda üretilen sınıflar arasındaki tüm ilahi ilişkilerdeki tül perdesini kaldırır. Kapitalizm ile birlikte sınıf ilişkileri tüm çıplaklığı ve çürümüşlüğü ile tarih sahnesine çıkar.
Sınıflı toplumlar tarihinin bu en çıplak sınıf ilişkileri döneminde elbette kapitalizmin kendisi de ulus ve milliyetçilik gibi büyük anlatılardan ürettiği altın ipliklerden tül bir perde dikerek sınıf ilişkilerini gizlemeye çalıştı.
Ama tüm bu girişimlerine rağmen doğası gereği çıplaklığını da gizleyemedi. Kendi tül perdesini -çoğu zamanda yeni tül perdeler dikmeye çalışırken- her zaman kendi elleriyle yırtmak zorunda kaldı.
Siyasetin çapsızlığı
Türkiye’nin güncel her krizinde siyasetin krizinin de derinlemesine teorik analizine ihtiyaç var. Ancak güncel siyasetin mevcut hükümet ve muhalefet üzerinden izlenebilen yüzeysel kesitinde bile Türkiye’deki burjuva siyasetin geldiği tarihsel ve güncel çapsızlığı görmek mümkün. Tabii buradaki çapsızlık, özellikle kriz dönemlerinde barışçıl bir sükûnet anlamına gelmiyor. Çelişkiler ancak kendilerinin çözümünü sağlayacak şiddetle birlikte var olur. Türkiye’deki çelişkiler de burjuva siyasetin çapsızlığı içinde şekilleniyor.
30 Haziran Pazartesi günü CHP’nin 6 Kasım kurultayı hakkında açılan davanın duruşması yapılacak. CHP içindeki krizi uzatıp derinleştirmek için bu duruşmada karar çıkmaması da muhtemel ama bir karar çıkacak olursa mutlak butan / yokluk kararının çıkması bekleniyor kulislerde. Eğer bu karar çıkarsa ya 6 Kasım öncesi CHP yönetimi başa geçecek ya da kimse başa geçmezse 45 gün içinde seçim yapacak bir kurul ya da bir kayyum atanacak.
CHP’nin 2024 yerel seçimlerinde tarihi bir başarı elde etmesi sonrasında AKP-MHP cenahı elindeki tüm iktidar araçlarını kullanarak CHP’nin üzerine çullandı. Öyle ki, AKP’nin Gülen cemaati ile ittifakı döneminde açılan Ergenekon-Balyoz ve HDP davalarında bile mevcut hukuk içinde bir kılıf bulma derdi vardı. Ama -uzunca bir süredir ve- bugün o derdi de bordasından atan bir hükümet var.
Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasından Ayşe Barım örneğine, İmamoğlu yönetiminin belediye bürokratlarından burjuva medyanın sicili hiçte temiz olmayan figürlerinden Fatih Altaylı’nın tutuklanmasına burjuva iktidarının “bağımsız” tarif edilen ayağı hukuk tam bağımsızlığını elde etmiş gözüküyor. İstanbul Başsavcısı Akın Gürlek şahsında cisimleşen Türkiye’nin “bağımsız” hukuku, mevcut burjuva hukukundan da bağımsızlaşarak iktidarın talep ve beklentilerine bağımlı bir burjuva hukuku işletiyor artık.
CHP kongresinin iptal davası da bu sürecin görünen önemli parçalarından birisi. Davanın açılmasından tutun iddianameye kadar “duydum, öyle diyorlar”ın ötesine geçemeyen bir iddianameye dayanılarak “mutlak butlan” kararının çıkacağına kesin gözüyle bakılıyor.
AKP-MHP Hükümeti eliyle yürütülen burjuva iktidar siyasetinin çapsızlığı kendisini hukuk üzerinden gösteriyor. AKP-MHP kalemşörleri bile hükümet siyasetinin adımlarını kamuoyuna anlatmaktan, kitleleri ikna etmekten vazgeçmiş gözüküyorlar. AKP-MHP kalemşörleri, “karar veremedikleri anlarda Hitler gibi düşünerek karar vermek gerek” diyen Nazi hakimleri gibi konuları geçiştiriyorlar. “Padişahımız böyle buyurmuş, vardır bir bildiği” diyerek açıklama derdinden kurtulan hâkim de memnun savcı da gazeteci de…
Çapsızlığın siyaseti
Siyasetin çapsızlığının sadece hükümet tarafında olduğunu düşünüyorsanız ciddi yanılgı içindesiniz demektir. Hükümet kendi siyasal çapsızlığını sergilerken, karşı tarafın şahsiyetleri de çapsızlık siyasetiyle muhalefet etmektedir. İkisinin ortak yönü burjuva karakterli olmasıdır.
Kemal Kılıçdaroğlu kelimenin tam anlamıyla Erdoğan’ın isteyeceği bir muhalif. Sürekli Erdoğan’ın kazanmasını sağlıyor çünkü. Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan için çalıştığı, proje olduğu gibi komplo teorilerinden uzak durulması gerekse de Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin kurultay davasına dair son dönemde yaptıkları “acaba” sorusunu akla getirmiyor değil. Kılıçdaroğlu kendi çapsızlığını ve hırsını bir siyaset gibi sunma peşinde.
Her şey bir yana dürüst ve samimi bir sosyal demokrat bile bugün Kılıçdaroğlu’nun yerinde olsa “bu ülkede mahkeme de yok, adalet de. CHP’nin kongresini yok sayacak mahkemenin alnını karışlarım, hodri meydan” diyecek bir akla ve mantığa sahiptir.
Ancak Kılıçdaroğlu iki sene önce yenildiği güreşin tadı hala damağında olmalı ki piste yeniden çıkmak istiyor. Hem de hangi koşullarda? Çok yönlü ve katmanlı bir krizin baskısını her geçen gün ensesinde hisseden bir hükümete karşı yerel seçimler sonrası elde ettiği siyasal ve moral üstünlüğün ardından 19 Mart sonrası kitlelerin sokağa inmesinin rüzgarını arkasına alan bir CHP’yi iç krize sürükleme pahasına.
Kılıçdaroğlu’nun çapsız siyaseti o kadar aşikar ve bilinçli ki “istemem yan cebime koy” değil açık açık “isterim doğrudan cebime koy” diyor. Nasıl mı? CHP kurultayının temiz olduğunu kamuoyu önünde açıklaması çağrılarına kulak tıkayıp “Partiyi kayyuma mı bırakayım” bahanesinin arkasına saklanmaya çalışarak. “CHP’yi iç krize sürükleyip paralize etmeye yönelik kumpaslara alet olmam” diyen net bir duruş sergilemek yerine Cem Küçük başta olmak üzere beş para etmez nice gazetecinin yönetici olduğu TGRT Haber ekranlarında zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışarak…
30 Haziran günü mahkeme karar verir mi, verirse nasıl bir karar verir, davayı başka zamana mı erteler bunlar bugünden öngörmek Türkiye koşullarında zor. Ancak kesin olan bir şey var ki, CHP kurultay davası üzerinden bile bakıldığında burjuva hükümeti de muhalefeti de gitgide derinleşen bir çapsızlıkla, ilkesizlikle siyaset inşa ediyor.
Kapitalizme karşı gerçek bir karşı siyaset oluşturmanın ilk adımı ise eldeki mevcut siyasi ilkeleri, duruşları, iddiaları sulandırmadan savunup uygulamaktan geçiyor. İlkeli olmak ya da olmamak yakın süreçte özellikle kitleler nezdinde siyaseten var olmak ya da olmamanın temel kriterlerinden birisi olarak karşımıza çıkacak.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!