Romain Gary
Anlattıklarından bir şey anlamıyorum ama soru sorulacak zaman değil. Gücün, zenginliğin doruğundaki bir uygarlığın havaya uçurulduğunu görme fırsatı her zaman ele geçmez. Bir tarafta demir çubuklarla mağaza vitrinleri patlatılıyor, öteki taraftaysa silahlı polisler zırhlı araçlarının içinde gülüp gevezelik ediyor.
Irkçılık karşıtı şiddetin iyice yükselip zirveye ulaştığı bir anda insanı ilk çarpan şey herkesin bu “kendi halindeliği.” Her yaştan çapulcu göğüs göğüse, hatta birbirlerine küfürler savurarak mal pazarlığında. Ters dönmüş tezgâh kargaşasında dolanan ev kadınları pazar alışverişinde. Anneler daha akılcı davranıp uzun uzun düşünüyor, sonra istediklerini yapma emri almış gibi duran polislerin gözü önünde en çok ihtiyaç duydukları ürünleri seçiyor.
Bu yağma sağanağı provokasyon toplumunun cebine para koymadığı halde sürekli alışverişe kışkırttığı milyonlar ve milyonlarca tüketicinin doğal cevabı aslında. Sürekli zenginlik teşhir eden, reklamlar, lüks vitrinler ve baştan çıkartıcı tezgâhlar aracılığıyla insanı tüketime ve mülk sahibi olmaya yönelten; kendi yarattığı gerçek ya da sanal ihtiyaçlarını elde etmeye, tatmine zorladığı nüfusun önemli bölümünü ise bu açlığı giderecek olanaklardan mahrum bırakan bütün o bolluk ve refah toplumlarına “provokasyon toplumu” diyorum ben. Cadillac ve lüks mağazalarla kuşatılmış, televizyon ve radyolarda benim önerdiklerimi asla satın almamazlık edemezsin diyen bir reklam çılgınlığıyla koşullandırılmış getto mahkûmu Siyah gencin yıllık “zorunlu” General Motors ya da Westinghouse modellerini, giysileri, bütün o görsel ve işitsel mutluluk araçlarını pas geçemeyip eline geçen ilk fırsatta kırık vitrinlerin arkasındaki göz alıcı tezgâhları yağmalamasına neden şaşıralım ki, söyleyin bana, neden şaşıralım? Daha genel anlamda ise bu yoldan çıkmış Beyaz Amerika zenginliği, az gelişmiş ama bütün bunlardan haberdar Üçüncü Dünyalı kitlelerde eninde sonunda aynı etkiyi yaratıyor; Harlemli genç işsiz Beşinci Cadde’deki lüks mağaza vitrininin karşısında ne hissederse o etkiyi.
Dolayısıyla “provokasyon toplumu” deyince reklam striptizi yoluyla özlenir kılmak, hayat tarzı üzerinden teşhir edip satın alma arzusu ve sahip olma psikozu yaratmak istediği zenginliklerle bu yarattığı yapay şeyleri satın almak, özellikle de en temel ihtiyaçlarını gidermek için buradaki ve dışarıdaki kitlelere sağladığı imkânlar arasına sınır çizen toplumu anlıyorum ben.
Bu provokasyon kurduğu ilişkiyle de yeni bir fenomen: İstismara, tecavüze davetle aynı şey çünkü yaptığı.
O ayaklanan gettolarda insanlar ellerine geçeni alıp götürüyor. Söyler misiniz bana, bu Siyah genç o koltuğunun altındaki çıplak mankeni, başka birinin üstünden giysileri çoktan çekip aldığı balmumu mankeni götürüp ne yapacak? Ya şu elinde yedi tane çöp sepeti olan? O ileridekini, eli kolu tuvalet kâğıdı dolu olanı anlarım: Götünü güvence altına almış hiç değilse. Ya şu suratı reçele bulanmış, gefilte fish kavanozlarını kırıp kırıp balık dolmalarının oracıkta dibini bulan veletler? Veya siyah dantelli külotu rahatça görebilmek için çıkarıp havaya kaldıran tombul kadın; bütün drugstore’larda bulunan, Stanley ve Livingstone döneminde Afrika kabilelerini kafalamakta kullanılan incik boncuk benzeri tapon mücevherleri takan? Şu kadın da müthiş; kavunları ağır hareketlerle yoklayıp kenara koyan, sonra bir yenisini alan kadın hani.
[Beyaz Köpek, Romain Gary, Türkçesi: Alev Er, 2. Baskı: Şubat 2022, Sel Yayıncılık]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!