İtalya’da Tarihi Direniş: “Gazze İçin Savaşa Karşı” Sloganıyla Ülke Felç Oldu!



İtalya’yı sallayan dev grev: İşçi sınıfı, ‘Gazze’ye giden silahları taşımayacağız’ diyerek limanları, otoyolları ve trenleri bloke etti. Taban sendikalarının çağrısıyla birleşen yüzbinler, hükümetin savaş politikalarına ve İsrail’e silah satışlarına karşı ‘Bizim vergilerimizle soykırıma ortak olmayacağız’ dedi. Tarihi direniş, savaş sanayiisine karşı enternasyonal dayanışmanın güçlü bir sinyalini verdi


İtalya, tarihinin en kitlesel ve etkili sokak eylemlerinden birine tanık oldu. Ülke genelinde otoyollardan limanlara, demiryolu hatlarından üniversite kampüslerine kadar stratejik noktalar, İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırıma, küresel silahlanmaya ve İtalya’nın bu süreçteki suç ortaklığına karşı bir araya gelen yüzbinlerce insan tarafından felç edildi. 

USB, CUB, SGB gibi taban inisiyatifine dayalı sendikaların çağrısıyla düzenlenen genel grev ve kitlesel protestolar, 80’den fazla kentte hükümete ve savaş sanayiine net bir mesaj verdi: “Bizim vergilerimizle, bizim limanlarımızdan, bizim silahlarımızla soykırım yapılmasına izin vermeyeceğiz!”

Halkın Sessiz Çığlığından Militan Bir Direnişe

Roma, Milano, Napoli, Torino, Cenova, Venedik, Palermo… İtalyan şehirleri, yağmura rağmen sokakları dolduran işçileri, öğrencileri, doktorları, işsizleri, göçmenleri ve aileleriyle adeta bir halk seline dönüştü. Büyük kentlerde yüzbinleri aşan katılımla gerçekleşen bir direniş tablosu ortaya çıktı. Bu, sıradan bir protestonun sınırlarını aşan İtalya’nın savaş makinesine karşı kökleri derinlerde olan bir halk hareketinin dışavurumuydu.

Eylemler retoriğin ötesine geçerek somut hedeflere yöneldi. Ülkenin can damarı olan limanlar (Cenova, Livorno, Trieste, Cagliari) işçiler ve öğrenciler tarafından sabahın erken saatlerinden itibaren bloke edildi. Cenova’da 600’ü aşkın liman işçisinin “tarihi” olarak nitelendirilen grevi, savaş malzemesi taşıyan gemilerin yükünü boşaltmayı reddetti. 

Otoyollarda (Bologna, Floransa, Pisa) trafik durma noktasına geldi. Ana tren istasyonları (Roma Termini, Milano Centrale, Napoli Garı) işgal edilerek ülke içi ulaşım ağı etkisiz hale getirildi.

“Maaş Değil Füze İstemiyoruz!” Talebi ve Gerçek Mücadele

Protestolardaki en çarpıcı yön, geleneksel ekonomik taleplerin çok ötesine geçilmesiydi. Pankartlarda “Maaşlar değil füzeler istemiyoruz!”, “Okullar istiyoruz insansız hava araçları değil!”, “Sağlık hizmeti istiyoruz toplar değil!” yazıyordu. Bu, İtalyan işçi sınıfının ve gençliğinin, kendi gündelik sorunlarıyla dünyadaki adaletsizlikler arasında doğrudan bir bağ kurduğunun göstergesiydi. Yükselen enflasyon ve geçim sıkıntısının arkasında, savaşa ve silahlanmaya ayrılan muazzam kaynakların olduğu vurgusu her konuşmada yer aldı.

Roma’daki bir öğretmenin haykırışı her şeyi özetliyordu: “Hükümet İsrail’i silahlandırıyorsa, biz de İtalya’yı durdururuz!” Bu söz fedakarlık ve kolektif sorumluluğa işaret eden eylemlerin ruh halini anlatıyor. Napoli’de siyonist Netanyahu ve faşist Meloni’nin fotoğraflarının sembolik olarak yakılması, hükümetin politikalarına duyulan öfkenin açık bir ifadesiydi.

Tarih Yeniden Yazılıyor: Direnişin Yeni Sözcüleri

Eylemlerin arkasındaki itici güç, geleneksel sendikal aristokrasinin dışındaki taban örgütlenmeleriydi. Daha önce hiç grev yapmamış işçilerin, “Gazze için” ilk kez sokaklara inmesi hareketin kitleselliğini ve meşruiyetini artırdı. Cenova’daki CALP liman işçilerinin “Her şeyi bloke edeceğiz” çağrısı, boş bir tehdit olarak kalmadı somut bir eyleme dönüştü.

Bu, sadece Filistin ile dayanışmanın ötesinde İtalya’nın neoliberal ve militarist dönüşümüne karşı bir savunma hattıdır. Halk, kendi demokratik iradesi yok sayılarak sürüklendiği savaşlarda ve silah ticaretinde pay sahibi olmak istemiyor. Leonardo gibi savunma sanayi devlerinin önünde yapılan protestolar, savaşın yerel ortaklarını hedef tahtasına oturttu.

Diş Macunu Tüpten Çıktı!

22 Eylül 2025, İtalya için bir dönüm noktasıdır. Tıpkı açıklamalarında vurguladıkları gibi “diş macunu artık tüpten çıkmıştır.” Halk, uzaklardaki bir halkın acısını kendi acısı bildi ve bu uğurda ülkenin ekonomik çarklarını durdurmayı göze aldı. Bu direniş, hükümeti zor durumda bırakmakla kalmıyor aynı zamanda Avrupa’nın kalbinde, emperyalizm ve savaş kışkırtıcılığına karşı mücadelenin hala canlı ve güçlü olduğunu tüm dünyaya ilan ediyor.

Livorno’da 24 Eylül’de planlanan yeni liman ablukası, bu hareketin sönümlenmek bir yana daha da büyüyeceğinin işareti. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. İtalyan halkı, sadece Gazze için değil kendi geleceği ve dünya barışı için ayağa kalkmıştır. Tarih, bu günleri yazarken sokakları dolduranların adını, savaş odaklarında oturanlarınkinden çok daha büyük harflerle yazacaktır.

Kuşkusuz, İtalya işçi sınıfının bu onurlu duruşu sömürü ve talan düzenine karşı tüm dünya emekçilerine ilham olacak niteliktedir. Cenova’daki bir liman işçisinin “Kendi ellerimizle ölüm yüklemeyeceğiz” sözü, aslında küresel bir manifestonun özüdür. Kan, barut ve zulüm üzerine inşa edilmek istenen bir “turizm cenneti” hayalinin karşısına, dayanışma ve insanlık onurunu dikmişlerdir. Bu, yalnızca Gazze için değil kendi çocuklarının geleceği için verilen bir kavgadır. Çünkü bir halkın üzerine bomba yağdıran sistem işçinin emeğini, gencinin geleceğini de sömürmektedir. 

İtalyan işçilerinin çağrısı açıktır. Sınır tanımayan sermayenin ve savaş makinesinin karşısına, sınır tanımayan bir işçi dayanışması örülmelidir. Onlar gösterdi ki grevler ve sokaklar, sadece ücret pazarlığının değil aynı zamanda insanlık için verilen büyük savaşın da mevzileridir. Bu mevziden yükselen “Yaşasın Filistin” çığlığı, aynı zamanda “Yaşasın enternasyonal dayanışma”nın da gür sesidir.