İtalya’da 3 Ekim 2025 sıradan bir grev günü olmadı. Tersanelerde, raylarda ve meydanlarda yaşananlar işçi sınıfı mücadelesinin bu tarihsel dönemdeki evriminde yeni bir sayfayı işaret etti. CGIL ve USB’nin çağrısıyla başlayan genel grev, geleneksel “ücret ve iş saati” taleplerinin sınırlarını aşıp, işçi sınıfını enternasyonal bir dayanışma mücadelesinin öznesi haline getirdi. İsrail’in Gazze’ye yardım götüren Global Sumud Flotillası’na saldırısı bu dönüşümün katalizörü oldu. Bu grev İtalyan işçi sınıfının içeride karşı karşıya olduğu ekonomik sömürüyle uluslararası emperyalist sistem arasındaki bağı gördüğü ve “Artık yeter!” dediği an oldu.
Sınıfın yeniden keşfi: Rakamlardan öte bir özgüven
Sahadaki görüntüler yalnızca sayılarla ifade edilemeyecek bir olguyu resmediyordu: İşçi sınıfının yeniden siyasi bir güç olarak sahneye çıkışı. Roma’dan Napoli’ye, limanlardan tren istasyonlarına uzanan bu kitlesel başkaldırı hattı, 2003’ten bu yana görülmemiş bir ölçeğe ulaştı. Kimi kaynaklara göre Roma’da en az 300 bin, Milano’da 100 bin, Bologna, Floransa’da 90 bin, Torino’da 70 bin, Napoli ve Brescia’da 50 bin, Cenova’da 40 bin, Palermo’da 30 bin, Bari’da 20 bin kişi sokaktaydı. 100’den fazla kentte toplam “2 milyon” rakamı sadece katılımın büyüklüğünü değil aynı zamanda sınıfın kendi gücüne güvenmesine dair yeniden uyanan bilincin de bir göstergesiydi. Bu, sendika bürokrasisinin tepesinden inen bir çağrıdan ziyade tabandan yükselen ve çeşitli sektörleri birleştiren organik bir hareketti.
Grev taleplerini zenginleştirip çoğaltarak modern işçi sınıfı mücadelesinin yeni dilini yazdı.
Enternasyonal dayanışma ve savaş karşıtı mücadele: Sınıf tavrının iki yüzü
3 Ekim grevini anlamak için, “Gazze’ye insani erişim” ve “savaş karşıtı” taleplerini birbirinden ayrıştırılamaz bir bütün olarak görmek gerekir. Bunlar, işçi sınıfının aynı sisteme karşı verdiği mücadelenin farklı cepheleridir.
“Gazze’ye insani erişim” talebi, uzaktaki bir trajediye duyulan insani sempatinin çok ötesine geçerek, emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı köklü bir enternasyonalist duruş anlamı taşıyor. İşçi sınıfı, Gazze’deki yaşam hakkı ihlali ile kendi üzerindeki ekonomik baskıların (ücretlerin düşüşü, güvencesiz çalışma, sosyal hak gaspları) aynı kaynaktan, yani emperyalist sermaye düzeninden kaynaklandığını net bir şekilde görmektedir. Aynı silah endüstrisi Gazze’deki bombaları üretirken bu bombalara İtalya’da ayrılan bütçe kamu sağlığı ve eğitiminden çalınmaktadır. Aynı finans kapital sömürgeci yerleşim projelerini fonlarken aynı zamanda İtalyan kamu borcunu spekülasyon aracına dönüştürerek kamusal alanı kemirmektedir. Bu nedenle bir İtalyan liman işçisinin İsrail gemisini işletmeyi reddetmesi sadece ahlaki bir tepki değil sermayenin uluslararası dolaşımına müdahale ederek onun sömürücü mantığına karşı doğrudan bir operasyondur.
Bu enternasyonalist duruş doğal olarak silahlanma ve savaş politikalarına karşı sınıfsal bir duruşu işaret eder. Grevdeki “savaş karşıtı” söylem, İtalyan işçi sınıfının, devletin bütçe politikaları üzerinden kendisine yönelik sistematik soygunun hesabını sormasıdır. Bir savaş gemisine ayrılan milyarlarca euro, okullara, hastanelere ve sosyal konutlara ayrılmayı bekleyen paradır. Bu tercih bir tankın bir öğretmenin maaşına, bir füzenin bir hemşirenin istihdamına tercih edilmesi anlamına gelir. Dolayısıyla “NATO’dan çıkılması” veya “silah ihracatının durdurulması” gibi talepler artık sadece dış politika tercihleri değil “Bizim vergilerimizle bizim yaşam standartlarımızı düşüren bir endüstriyi finanse etmeyeceğiz” şeklindeki sınıfsal bir duruştur.
İtalyan işçi sınıfı, “Vurulan her Filistinli çocuk, kesilen her kamu yatırımı, aynı savaşın kurbanıdır” diyerek, gerçek enternasyonalizmin ve sınıf mücadelesinin, ortak düşmana karşı ortak bir cephede buluşmak olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir. Bu grevi yerel bir ücret pazarlığı olmaktan çıkarıp enternasyonalist bir dayanışma mücadelesine dönüştüren temel dinamiktir.
Liman işçileri: Sermayenin dolaşımını felç eden sınıfın öncü kuvvetleri
Eylemin en stratejik ve çarpıcı ayağını oluşturan liman işçileri bir protesto grubu olmaktan çok emperyalist kapitalizmin can damarlarından birini kontrol eden vurucu bir güç gibi davrandılar. Livorno, Genova ve Napoli limanlarında gemilerin yüklenmesi ve boşaltılmasını durduran bu işçiler, yerel bir iş bırakmanın çok ötesine geçen bir eylem gerçekleştirdi.
Onların bu stratejik konumu, meta fetişizminin perdesini aralayarak, sermayenin hayat bulmak için fiziksel dolaşıma nasıl da muhtaç olduğunu tüm dünyaya gösterdi. Karl Marx’ın deyimiyle “Sermayenin dolaşımı” onların elleriyle, vinçleriyle, forkliftleriyle gerçekleşir. Bu dolaşım durduğunda sermaye donar, kârlar buharlaşır ve sistemin kırılganlığı su yüzüne çıkar.
Bu hamle grevin gücünü sembolik alandan maddi alana, doğrudan ekonomik zarar verme kapasitesine taşıdı. İşçi sınıfı bu eylemle şu tarihi mesajı verdi: “Biz sadece üretim bandını durduran değil aynı zamanda dünya ticaretinin ana arterlerini de tıkayabilen bir sınıfız.” Bu basit bir “iş bırakma”nın ötesinde kapitalist zincirin kritik bir işlevini geçici olarak askıya alma eylemidir.
Liman işçilerinin bu taktiği, işçi sınıfı mücadelesinin güçlü bir silahı olan “Lojistik Grev”i yeniden hatırlattı. Bu grev biçimi üretimden çok dolaşımı hedef alarak dağıtım ağlarını, tedarik zincirlerini, just-in-time üretim sistemlerinin hayati bağlantı noktalarını vurur. Bu, sermayenin en zayıf halkalarından biridir. Çünkü çağımızda kapitalizm, sürekli ve kesintisiz bir akış üzerine kuruludur. Bu akışı kesmek, fabrika kapılarını kapatmaktan çok daha hızlı ve yıkıcı sonuçlar doğurmaktadır.
Dolayısıyla İtalyan liman işçilerinin eylemi, yalnızca Gazze ile dayanışmanın değil aynı zamanda işçi sınıfının, küresel ekonominin sinir merkezlerinde sahip olduğu inanılmaz gücün yeniden keşfinin ve bu gücü nasıl etkili bir şekilde kullanabileceğinin bir manifestosu oldu. Bu, gelecekteki sınıf mücadeleleri için bir dönüm noktasıdır ve sermaye sınıfına en büyük korkularının gerçek olduğunu hatırlatmıştır. Gerçek güç üretim ve dolaşım hatlarına kolektif müdahaledenin etkisinden kazanılır.
Faşist Giorgia Meloni Hükümeti bu birleşik emek hareketi karşısında derin bir meşruiyet krizi yaşıyor. Bu hareket “bir günlük gösteri” olarak kalmazsa, yalnızca İtalya’nın değil tüm Avrupa işçi sınıfının mücadele repertuarını zenginleştirecek yeni bir sınıf kavgası hattının muştusudur.
🇮🇹✊ İtalya’da hayat durdu!⁰ Bugün “Her şeyi durdurun!” çağrısıyla ilan edilen genel grev ülkenin dört bir yanında sokakları doldurdu.
🔻 Firenze: 2 km’lik büyük bir yürüyüş.⁰ 🔻 Livorno & Pisa: Kitlesel katılım, meydanlar hınca hınç dolu.⁰ 🔻 Genova: Liman kenti greve… pic.twitter.com/4JDwvfqNPU— Devrimci Proleter Gençlik (@komunarca) October 3, 2025
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!