Koma Amed Konseri: Bir Suyun Yatağını Bulması



Amed geçtiğimiz hafta bir kere daha tarihi yeniden yazdı. Gözyaşlarına karışan tebessüm, hüzne galip gelen coşku. Hayır Newroz değildi. Belki de biraz Newroz biraz hasret biraz da serhildan ruhuydu o an Newroz Meydan’ına taşan


Poyraz Soysal

“Ama teller yine şakıdılar / doldurdular havayı / titrek titrek / hiç umursamadan”

Amed geçtiğimiz hafta bir kere daha tarihi yeniden yazdı. Gözyaşlarına karışan tebessüm, hüzne galip gelen coşku. Hayır Newroz değildi. Belki de biraz Newroz biraz hasret biraz da serhildan ruhuydu o an Newroz Meydan’ına taşan. Kilometrelerce öteden ne kadar hislerini paylaşsak da ne hissettiklerini hiçbir zaman tam anlamıyla bilemeyiz orada olanların. Olsun, acının ve direnişin bir ucundan tuttuğumuz gibi bu coşkunun da bir ucundan tutuyor ve iliklerimizde hissediyoruz. O gün orada gerçekleşen bir konserdi. Ama belki konser tanımını birçok insana sorgulatacak bir konser. Çünkü devlet desteğiyle, medya desteğiyle, sermaye gücüyle “star” kabul edilenler, baskı değil teşvik görenler o kitleyi toplayamadı. Kitle bir konsere değil, kendi tarihine yürüdü.

Bir Halkın Elleri Sıcacık Melodilerle Şekillendiriyor Zihnimi

Koma Amed’i tanıdığımda 10 yaşındaydım. Sol geleneğe sahip bir ailede büyümüştüm ama bizim dışımızda tüm akrabalarımız gericiliğin ve Türkçülüğün etkisindeydi. Kürt halkına yönelik önyargı da yok desem yalan olur. Hiçbir şey bilmiyordum. Bir yandan şovenizmin zehriyle klasik önyargıyı besliyordum Kürtlere karşı, bir taraftan da nedenini bilemediğim şekilde sempati duyuyordum. Hatta kendimi onlardan hissettiğim bile oluyordu. Bunun nedenini gerçekten bilmiyorum. Bir bilincin ürünü değildi. Belki dinlediğim Ahmet Kaya ezgilerinden ya da devrimci şarkılardan olabilir. Bir de seçim dönemi hiçbir şeye aldırmadan zafer işareti yaparak HADEP diye bağıran benden küçük çocuklar… Öylesi bir ortamda, evde kasetleri kurcalarken Koma Amed’in Dergûş albümüne rastladım. Küçük teybimizin hoparlörlerinden yükselen sesler beni inanılmaz büyüledi. Sezgisel olarak bağlandım albüme. Ne grup hakkında, ne albüm hakkında hiçbir şey biliyorum. Grup üyelerinin baskıya uğradığını tahmin ediyorum ama dönemin Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in büyük bir riyakarlıkla o albümü AB heyetine dinletip “Bizde Kürtçe müzik yasak değil” dediğini bilmiyordum.

Yıllarca kaseti dinledim ama araştırma imkanlarının bu kadar gelişkin olmadığı, daha da önemlisi merak etmemiş olduğum için yıllarca gruba dair bir şey bilmedim. Sonra grubun tarihini, uğradığı baskıları, sanatın ve kavganın doruğunda düşen üyelerinin olduğunu öğrendim. Politikleşmemle eş zamanlı olarak diğer albümlerini de öğrendim. Kululka Azadi albümünü dinlediğimde hala çok etkilenirim. Dergûş albümüyle teknik anlamda kıyaslanamasa da birçok açıdan çok anlamlı bir albüm. İlk Kürtçe müzik yapan grubun ilk albümü. Politik anlamı bir tarafa, bağlama ve gitarın tınısından harcanan emek akıyor. Bir bağlama, bir gitar, bir bendir kapan devrimci gençlerin politik müzik yapma çabasıyla; belki altında çalışabilecek bir dam aramak, sesi güzel ya da iyi enstrüman çalan biriyle tanışmak, bir kurumun gelip ‘şu etkinliğimizde çalar mısınız’ teklifini duyduğunda yaşanan heyecan, ne kavgaya ne sanata gölge düşürmeme çabası… bunlar bir film şeridi gibi akıyor insanın zihninden. “Zorlukları olsa da ne güzel bir gelenek” diyorsun. Kulilka Azadi albümü anlatıldığı kadarıyla benzer koşullarda üretilmiş. Bir stüdyo sınırlı bir zaman için izin vermiş. Albümün çıkabilmesi için bilinen ezgilerden de konmuş. Ciao Bella’nın (Çavbella) ilk Kürtçe versiyonu da o albümde seslendirilmiş. Bir yoldaş ya da dost sohbetinde sıcak çayın buğusuna Koma Amed ezgileri karıştırmak kuvvetle tavsiye edilir.

Dergûş Albümü ise grubun imkanlarının arttığı, daha yetkin, deneysel ve başarılı bir albüm. Hem vokal eşliklerindeki çok seslilik Batı armonisini hissettiriyor hem de makamsal ezgiler ve geleneksel söyleyiş tarzı otantik bir hava veriyor. Kanun, ney gibi enstrümanların kullanımı da yer yer lirik bir hava katıyor. Agir û Albümü ise batı formunun hatta rock formunun da işin içine katıldığı, elektrikli gitarlarla falan da desteklenen başarılı bir çalışma.

Grup uzun yıllar çalışmalarına ara verdi. Aslında çalışmalar devam etti ama Koma Amed adıyla bir araya gelmeleri yakın tarihte. 30 yıl sonra Amed’de konser veriyorlar. Onlar grup çalışmalarına ara verdiği zaman hatta sonrasında doğan çocuklar bile aynı coşkuyla sahipleniyor grubu.

Yani yasaklar çaresiz kalıyor. Türküleri yakanlar yasaları yapanlara galip geliyor. Sanatçıları yasaklayarak, katlederek, tutsak ederek hatta albüm kapaklarına kurşun sıkarak bir kültür yok edilemiyor. Anadilinde ezgileri gizli saklı dinleyenler, işkenceli gözaltını göze alanlar, bugün özgürce hasretlerine kavuşuyor. Yanlış anlaşılmasın. Bu sonuna kadar kazanılarak alınmış bir özgürlük. Kimse bahşetmedi. Yasakçı zihniyet yasaklarına devam ediyor. Grubun isim babası Selçuk Mızraklı hala tutsak mesela…

Tutsaklıklara ve yasaklara en büyük yanıttı Newroz alanındaki konser. Hiçbir şey yok sayınca kaybolmuyor. Komik yasakların uygulayıcıları bunu anlayabilecek olmasa da hayatın gerçekleri o yasakları etkisiz kılmaya devam edecek. “Teller yine şakıyacak. Dolduracak havayı. Titrek titrek hiç umursamadan…”