Ankara’da 25. Yılında 19 Aralık Hapishane Katliamı Anması



19 Aralık hapishaneler katliam ve direnişinin 25. yılında Ankara Yüksel Caddesi’nde basın açıklaması yapıldı


19 Aralık hapishaneler katliam ve direnişinin 25. yılında Ankara Yüksel Caddesi’nde basın açıklaması yapıldı

Alınteri, BDSP, Devrimci Parti, ESP, Kaldıraç, KÖZ, Partizan, Partizan, SMF’nin ortak örgütlediği 19 Aralık basın açıklaması Yüksel Caddesi’nde gerçekleştirildi.

19 Aralık Hapishaneler katliami ve direnişinin 25. yılında Yüksel Caddesi’nde saat 18:30’da bir araya gelen devrimci kurumların yaptığı basin açıklamasında F Tipleri’nden Kuyu Tipi tecrit, treatman ve yok etme saldırılarına karşı mücadele içerde ve dışarda sürüyor, sürecek denildi.

Yüksel’de bir araya gelen kitle sık sık “İçeride, dışarda hücreleri parçala!”, “Katillerden hesabı emekçiler soracak!”, “Kuyu tipi tecrittir, Tecrite hayır!”, “Hapishanelerde düşene dövüşene bin selam!” sloganlarını haykırdı.

Basın metninin tamamı şöyle:

Takvimlerde her aya birden çok katliam ve direniş düşen bu topraklarda Aralık ayı da katliam ve direnişlerle anılır. 1978 Aralık ayında Maraş’ta Alevi, Kürt, solcu emekçi halklara yönelik bir vahşet gerçekleştirildi.

19 Aralık 2000 tarihinde yine Devlet eliyle bir katliam gerçekleştirildi. 22 hapishanede eşzamanlı düzenlenen katliamda onlarca tutsak katledildi. 28 Aralık 2011’de Roboski’de 34 yoksul Kürt köylüsü katledildi. Bugün 19 Aralık katliamının yıldönümü.

Bundan tam 25 yıl önce tarihin en vahşi hapishane katliamlarından ve en görkemli direnişlerinden biri yaşandı. Dört duvar arasında tutsaklar, en ileri teknoloji ölüm makinelerine bedenleriyle direndiler. Onurlarıyla ve bilinçleriyle direndiler. Teslim alınmak istenen iradelerini aşılmaz bir kale kılıp direndiler.

Sadece dört duvara değil, işçi ve emekçiler için, ezilen halklar için dışarıda yaşamın hücreleştirilmesine direndiler.

Çünkü hücreleştirilmeye çalışılan sadece zindanlar değildi. Asıl amaç emek ve doğa sömürüsünü derinleştirecek, her şeyi metalaştırıp yağmalayacak bir talan düzenine itirazsız geçilebilmesiydi. Her gün kölece çalıştırılan, geleceği çalınan emekçileri bir korku ve suskunluk iklimine hapsetmekti. Bu susturma politikasını önce toplumun en bilinçli ve direngen kesimlerine zorla dayatarak başladılar işe. Düzenin her çıkmazında olduğu gibi, ilk hedef alınan yerlerden biri hapishaneler oldu. Yıllardır aktifleştirmeye çalıştıkları ama her seferinde devrimcilerin direnişiyle geri adım atmak zorunda kaldıkları hücre tipi hapishaneleri tekrar gündeme aldılar. Ekranlardan yalan haberler yağdı. F tipi hapishanelerin lüks oteller gibi olduğu, tutsakların baskı altında oldukları için bu hücrelere geçmeyi kabul etmediği, hapishanelerde otoritenin kaybolduğu gibi bir propaganda süreci başlatıldı medyada. Burjuvazinin kalemleri zindan güzellemeye doyamadı. Tarihin ironisi olsa gerek, bu satılık kalemlerin bir kısmı da çeşitli nedenlerle o hücrelere kapatıldı.

Bu yalan sağanağının ardında bir gerçeklik gizliydi. O da toplumsal muhalefetin en direngen kesimlerini ezerek muhalefeti kontrol altına almak. Çünkü bugün yaşadığımız geleceksizliğin temelleri o gün atılıyordu. Dönemin başbakanı Ecevit ‘Biz hapishaneleri kontrol altına almadan IMF planını hayata geçiremeyiz’ diyordu. Onca yalanın altındaki gerçeklik tam da buydu. Hapishanelerde uygulanan vahşet ve tecritle tüm toplumu kontrol altına almak.

‘99 Yılı Eylül ayında Ulucanlar Hapishanesi’nde daha sonrasında Burdur Hapishanesi’nde düzenlenen katliamın ardından 19 Aralık 2000 gecesi devlet 22 hapishanede tarihin en büyük katliamlarından birini başlattı. Tavanları, duvarları delip tutsaklara ağır silahlarla saldırdı. Burjuva hukukunun bile savaşlarda kullanılmasını sözde olsa da yasakladığı silahlarla tutsaklar diri diri yakıldı. Katliam sırasında onlarca tutsak katledildi. Adına ‘Hayata Dönüş’ dedikleri saldırının öncesinde başlayan ve yıllarca devam eden ölüm oruçlarında yüzlerce tutsak yaşamını yitirdi ya da yeti yitimine uğradı. Katliam ve direniş sırasında 122 devrimci ölümsüzleşti.

Alınteri  / Ankara