Lale Yoldaşın Yanındaydık



F Tipi Hapishanelere karşı başlayan Ölüm Orucu direnişinde ölümsüzleşen Lale Çolak yoldaşı Kocasinan’daki mezarı başında andık.


8 Ocak 2002’de o bitimsiz enerjisini, inadını, tutkusunu sımsıkı sarıldığı yaşamın içine bırakarak ölümsüzleşen Lale yoldaşın yanındaydık. Ona karanfiller sunup çok sevdiği Bekle Bizi İstanbul şarkısını çalıp birlikte söyledik. Saygı duruşunda bulunurken tarihin o anlamlı kesitine unutulmaz çentikler atan Lale’ye sözler verdik.

Annesi Sosun Anne’yle birlikte mezarın başına vardığımızda sicim gibi yağan yağmur, esen fırtına durulmuş güne açmıştı. Annesi bu hali onunla özdeşleştirerek “Bak yağmur yağdı bugün, her yeri temizledi, pırıl pırıl etti, şimdi de güneş aydınlatıyor. Senin gibi kızım” diye ardı ardına dizdiği cümlelerle başladığı ağıtlarını Lalesine olan bitimsiz özlemini ifade edecek şekilde sürdürdü.

Her yıl onun kabri başına vardığında bu dünyanın aslında neyi “kaybettiğini” kendi sözleriyle anlatan anne bu yıl da o sözlerine dünyanın ve Tükiye’nin bu hali içinde yeni anlamlar katarak devam etti. Lalesiz bir hayatın yüreğinde-yaşamında nasıl bir boşluk oluşturduğunu derin bir sızı gibi hissettiğini hissettirerek döküldü ağzından cümleler. Ama Lale’ye verdiği sözleri hiç unutmayarak “bak sen derdin ki yoldaşlarım da senin evladındır. Ben de onları görünce seviniyorum. Onlar seni yalnız bırakmıyor Lalem” diye eklemeyi unutmadı. “Sen çok zekiydin, çok korkusuzdun, dünyanın sana şimdi daha çok ihtiyacı var” diyerek çektiği ahı göğe bıraktı.

Yoldaşları adına yapılan konuşmada Lale’nin bitimsiz coşkusunu, enerjisini, komünist kimliğini gittiği her ortama taşımaktaki doğallığı-ısrarı vurgulandı. Onun konfeksiyon atölyelerindeki çocuk işçilikten örgütlü devrimciliğe geçişinin nasıl bir yoğunluk içinde gerçekleştiğine işaret edilen konuşmada, onda cisimleşen komünist hasletlerin yeni Lalelerde yaşayacağı/yaşatılacağı belirtildi.

Lale’yi yakından tanıyan bir başka yoldaşı da ölümsüzleşenlerin ardından onları öven, insan olmanın zayıflıklarını örterek onları fetişleştiren yaklaşımları benimsemediğini, ancak ilk olarak daha 16 yaşında yaralı bir şekilde getirildiği cezaevinde tanıdığı Lale’nin gelişim süreçlerine yaptığı tanıklığın onun gerçekten özel bir kumaşa sahip olduğu duygusunu-yaklaşımını pekiştirdiğini vurguladı. İlk geldiğinde deli dolu bir genç olan Lale’nin 2. gelişinde biraz daha olgunlaşmış olduğunu, son gelişindeyse artık kendisini çok yönlü olarak geliştirmeye adayan, komünistleşmiş bir Lale’ye tanık olduğunu ifade etti. Onun gençlerle kurduğu doğrudan-samimi ilişkinin aynı zamanda teorik bir derinleşme ve derinleştirme ilişkisi biçiminde olgunlaştığını belirtti.

Ahmet Arif’in Hasretinden Prangalar Eskittim şiirindeki “Serabın bir sonu vardır/ Ufkun, sıradağın sonu/ Uçarın, kaçarın bir sonu vardır/ Senin sonun yok” dizelerinin yakıştığı Lale yoldaşın huzurundan ona verilen sözlerle ayrılıp o çok sevdiği Osman Akgün yoldaşın mezarı başına geçildi.

Burada yapılan konuşmalarda da Lale’nin komünist kimliğinin oluşmasında Osman yoldaşın özel emeğine işaret edildi. Osman yoldaşın insan canlısı, samimi, yaratıcı, çok yönlü bir komünist olduğu, sadece yoldaşları açısından değil diğer devrimci örgütler açısından da özel bir sevgiyle sahiplenildiği, onun en zor anınızda başınızı güvenle omuzuna yaslayacağınız, güç alacağınız niteliklere sahip olduğu ifade edildi.