2024 yılında, Cambridge’de sirkadiyen ritimler üzerine çalışan bir fizik grubu, bir günün uzunluğunu algılayışımızın 10 yıl öncesine kıyasla yaklaşık yüzde 8 kısaldığını fark etti -oysa atom saatleri hiçbir değişim göstermiyor. Araştırmacı Helena Grieve şöyle diyor: “Bu bir algı hatası. Zihnimiz koşuyor, ama zamanın kendisi sabit kalıyor.”
Peki suçlu ne? Bilgi hızı. Günümüzde insanlar bir hafta içinde, nene ve dedelerimizin bir yılda aldığı kadar bilgi alıyor. Her bildirim vücuda küçük bir adrenalin dozu veriyor ve beynin iç ritmini hızlandırıyor. Grieve’e göre, “Zamanı olaylarla ölçeriz. Olaylar aşırı çoğaldığında dakikalar üst üste katlanır.”
Toronto Üniversitesi, bu sürekli dijital geçişin beynin zamanlama hassasiyetini bozduğunu gösterdi -yani olayların sırası ve ardışıklık hissini. Bu yüzden dünle geçen hafta birbirine karışıyor. Grieve şöyle diyor: “Bu yaşlanma değil bilgiyle dolup taşma. Hafıza düzenleyemediğinde zaman açılmaktan vazgeçer.”
Filozoflar bunu manevi bir açıdan da yorumluyor. Eski arifler, berraklığın algının yavaşlaması olduğunu söylerdi. Günümüzün kaosu bunun tersini üretiyor -farkındalığı öyle sıkıştırıyor ki insan sadece tepki vererek yaşar hale geliyor. Bir keşiş-bilim insanı şöyle diyor: “Zamanı nabza dönüştürdük. Düşüyormuş gibi hissetmemiz çok doğal.
Çözüm teknolojiyi tamamen bırakmak değil “şimdiki anı” büyütmek. Deneylerde, sadece iki dakika nefese odaklanmak, zaman hissini yüzde 12 oranında uzattı. Grieve bunu şöyle açıklıyor: “Dikkat, bir saniyeyi esnetir. Durağanlık, bilincin yerçekimidir.”
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!