Hegemonik Bir Söyleme Dönüşen Yaş Ayrımcılığı



Sabahın erken saatlerinde toplu taşımada yaşlıların ne işi olduğunu sorgulayan zihinlere o otobüslere ya da metrolara binmenin yaş fark etmeksizin herkesin hakkı olduğunun altını kalın çizgilerle çizmek ve asıl sorgulanması gerekenin yaşlılar değil yaşlıları açlık sınırının altında yaşamaya mahkum eden, barınma hakkından dahi yoksun bırakan, halk ekmek kuyruklarına mahkum eden kısacası insanca yaşama haklarını ellerinden alan kapitalist sistemin ta kendisi olduğunu hatırlatmak gerekiyor.


Eylül Gökçin

Son dönemde bir video düşüyor önüme. İki genç sohbet ediyorlar. Sanki su içer misali sıradan bir eylem gerçekleştiriyorlarmış gibi. Oysa her sözlerinde her mimiklerinde ve her gülüşlerinde ayrımcılığı yeniden ve yeniden üretiyorlar. Biri “Sabah saatlerinde yaşlıların toplu taşımada ne işi var” diyor. Diğeri ona yürekten ve derinden katıldığını belirtiyor. Toplu taşımanın tıklım tıklım olması yaşlılara bağlanıyor, yaşlıların sırf can sıkıntısından boş boş gezdikleri ve toplu taşımayı işgal ettikleri videonun odak noktasını oluşturuyor. Ve tabii ki video böyle sayısız ayrımcı ifadeyle uzayıp gidiyor. Sonunda yaşlıların sabah saatlerinde toplu taşımaya binmelerinin yasaklanması gerektiği belirtilerek “Öğlen gezsinler, pazara öğlen gitsinler”, “Öğlen boş olduğu zamanda binin, sabah sporunuzu öğlen yapın” gibi emir cümleleriyle video sonlandırılıyor. Ayrımcılık bugün bu videoda yaşçılık olarak çıkıyor karşımıza. Bir başkasında sağlamcılık, bir diğerinde cinsiyetçilik, ırkçılık, hayvan düşmanlığı…

Ageism (Yaşçılık) ya da yaşa dayalı ayrımcılık son yıllarda kaygı verici oranda artan bir eğri çiziyor. Bu açıdan COVID-19 pandemisi tüm dünyada yaşlı nüfusa yönelik önyargıların su yüzüne çıktığı, hak ihlallerinin ve yasakların arttığı önemli bir dönemeç olarak önümüzde duruyor. Özellikle pandemi döneminde Türkiye de dahil olmak üzere burjuva iktidarların yaşlılara yönelik aldıkları ayrımcı kararlar ve bu doğrultuda yürürlüğe koydukları yasakçı uygulamalar zaten var olan yaş ayrımcılığını görünür kılmakla kalmıyor aynı zamanda tetikleyici bir unsur teşkil ediyor. Resmi kurum ve kişilerce hayata geçirilen bu ayrımcı uygulamalar ise toplumun gözünde de yaş ayrımcılığının meşru bir zemine oturmasına neden oluyor. Durum böyle olunca da sosyal medyada yaşlılara yönelik sanal linçe varan söylemler arttıkça artıyor.

Kimileri yaşlılara yönelik bu ayrımcı söylem ve davranışları “Peter Pan Sendromu” olarak nitelendirse de yaş ayrımcılığı psiko-sosyal bir davranış biçimi olmaktan çok kapitalist sistemin yarattığı eşitsizliklerin besleyip büyüttüğü ve yeniden ürettiği toplamın bir parçası. Dolayısıyla kollektif yaşam kültürüne, çeşitliklere savaş açan, halklara ayakta kalmanın yolunun bir diğerini ezmekten geçtiğini pompalayan bu sistemde bırakın insanca yaşama hakkını, yaşlılara soluk alınacak bir küçük metro yolculuğu dahi çok görülüyor.

Tüm bu ayrımcı söylemler ve uygulamalar kapitalizmin ihtiyaç duyduğu kültürü üreten ve yayan, toplumsal algıları ve davranışları yönlendiren medya söylemi ile birleşince de yaşlılar fiziksel ve psikolojik şiddete ve istismara açık hale geliyor. Böylece yaşlılar marjinalleştirilip, ötekileştirilirken burjuva iktidarların “himaye-koruma” adı altında hayata geçirdikleri ayrımcı uygulamalar ise normalleştiriliyor.

Eşitlik ve özgürlük temelinden oldukça uzak bu uygulama ve söylemler vasıtasıyla da yaşlılar toplumun hafızasında bırakın talep etmeyi, minnet duyması gereken, himayeye muhtaç, edilgen bireyler olarak kodlanıyor. Böylelikle yaş ayrımcılığı katmanlanarak her alana yayılıyor.

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun başındaki isim dahi kurumun mali çıkmazını emeklilere bağlayarak “Eskiden 50 yaşında ölüyorduk, bugün emekli 78 yaşına kadar yaşıyor” diyebiliyor. Belediyeler pandemide “Yaşlı görürseniz bizi arayın” diyerek yaşlı ihbar hatları kurabiliyor. Evde bunalan yaşlı bir kadının duvara tırmanarak sokağa çıkmak istediği video sosyal medyada alay ve eğlence konusu oluyor. Bu etiketleme ve marjinalleştirme ise yaş ayrımcılığını adeta bir norm haline getirerek yaşlıların toplumsal ve kamusal haklarını kısıtlayan hegemonik bir söyleme dönüşüyor.

Tam da bu noktada sabahın erken saatlerinde toplu taşımada yaşlıların ne işi olduğunu sorgulayan zihinlere o otobüslere ya da metrolara binmenin yaş fark etmeksizin herkesin hakkı olduğunun altını kalın çizgilerle çizmek ve asıl sorgulanması gerekenin yaşlılar değil, yaşlıları açlık sınırının altında yaşamaya mahkum eden, barınma hakkından dahi yoksun bırakan, halk ekmek kuyruklarına mahkum eden kısacası insanca yaşama haklarını ellerinden alan kapitalist sistemin ta kendisi olduğunu hatırlatmak gerekiyor.