Epstein Dosyaları Egemen Sınıfın İğrenç Yüzünü Açığa Çıkarıyor



Sulukule’den Savarona’ya, Hollanda’daki bakanlık koridorlarından New York’un lüks adalarına uzanan bir suç ve çürüme ağı teşhir oluyor


Emperyalist kapitalizmin “medeni” maskesi, küçük çocukların gözyaşları ve mahallelerinin en yoksul sokaklarında dökülen kanla parça parça düşüyor. Sulukule’den Savarona’ya, Hollanda’daki bakanlık koridorlarından New York’un lüks adalarına uzanan bir suç ve çürüme ağı teşhir oluyor. Bu tekil bir vakanın değil parayla, güçle ve devlet aygıtının korumasıyla örgütlenmiş sınıfsal bir suç düzeninin belgesidir. İddiaların ve belgelerin işaret ettiği manzara, emperyalist-kapitalist sistemin yapısal şiddetinin somutlaşmış halidir. Mağdurlar ve fail koruma mekanizmalarına bir bakalım.

Sulukule Davası: Devlet Eliyle İşlenen Bir Suç

Mağdurlar: 11 ve 12 yaşlarındaki iki erkek çocuk (Mustafa Y. ve Osman B.). Fail ve İşbirlikçiler: Hollanda Adalet Bakanlığı’nın en üst düzey bürokratı Joris Demmink, dönemin Türkiye Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ve ekibi.

Koruma Mekanizmaları Zamanaşımı ve Takipsizlik: Suç, 1996’da işlenmesine rağmen, soruşturma “zamanaşımı” gerekçe gösterilerek kapatılmış.

Tehdit ve Fiziksel Şiddet: Mağdur çocuklardan Mustafa Y., “şüpheliler tarafından gönderilen kişilerce” tehdit edilmiş ve dilinin jiletle kesildiğini ifade etmiştir.

Uluslararası Koruma ve Diplomatik Pazarlık: Türkiye, Hollanda makamlarının soruşturma taleplerine, “aynı suçtan iki kez yargılanamaz” ilkesini öne sürerek cevap vermeyi reddetmiştir. İnsan hakları avukatları, bunun karşılığında Türkiye’nin, uyuşturucu kaçakçısı Hüseyin Baybaşin’in Hollanda’da tutuklanması için işbirliği talep ettiği bir “gizli anlaşma” olduğunu iddia etmektedir.

Dokunulmazlık Zırhı: Tüm bu iddialara ve hatta bir MİT görevlisinin raporuna rağmen, Demmink ceza almamış, aksine emekliliğinde Kraliçe Beatrix tarafından takdirname ile ödüllendirilmiştir.

Savarona / Rixos Otelleri Fuhuş Şebekesi: Oligarklar, Lüks ve Kayıtsız Şartsız Dokunulmazlık

Mağdurlar: Ukrayna ve Rusya’dan getirilen, aralarında 18 yaşından küçük kız çocuklarının da bulunduğu kadınlar.

Fail ve İşbirlikçiler: Kazak oligark Tevfik Arif liderliğindeki suç örgütü ve Rixos Otelleri sahibi Fettah Tamince.

Koruma Mekanizmaları: Teknik Takibin Sabotajı: Soruşturma devam ederken, örgüt üyeleri birbirlerini teknik takipten haberdar etmiştir. Bir görüşmede, “Fettah bey’in İstanbul’a gelip Vakıf beyle (Tevfik Arif’in kardeşi) konuştuğu ve durumu anlattığı” iddia edilmiştir.

Takipsizlik ve Cezasızlık: Fettah Tamince, kız çocuklarının oteline kayıtsız getirilmesi ve otelde kalması iddialarına rağmen soruşturmada şüpheli sıfatıyla ifade vermesine karşın, hakkında takipsizlik kararı verilmiştir.

Küresel Ağ Bağlantısı: Tamince’nin adı, Jeffrey Epstein davasına ilişkin milyonlarca belge arasında, Epstein’ın kendisine teşekkür ettiği e-postalarla birlikte yer almıştır. Bu, yerel ve küresel çürümüş ağların nasıl iç içe geçtiğinin somut kanıtıdır.

Epstein Ağı ve Türkiye İddiaları: Küresel Pedofili Şebekesinin Yansımaları Uluslararası kamuoyuna sunulan belgelerde, Türkiye’den de reşit olmayan kız çocuklarının Epstein’ın ağına düşürüldüğü iddiaları ciddiyetle yer almaktadır

Hesap Ancak Örgütlü Mücadele ile Sorulur

Bu tablo “istisna” değil kuraldır. Emperyalist-kapitalist sistem, merkezinde (Epstein adası) ve çeperlerinde (Sulukule, Savarona) aynı ahlaki çöküntüyü üretir. Uluslararası finans oligarşisinin temsilcileri (Epstein, oligarklar), onların devlet aygıtındaki uzantıları (Demmink) ve yerel işbirlikçi kapitalist sınıf temsilcileri (Tamince) ile devlet içindekiler (Ağar ve ekibi) aynı zincirin halkalarıdır.

Bu zincir paranın gücü, devlet koruması, yargının etkisizleştirilmesi ve uluslararası diplomatik pazarlıklarla sağlamlaştırılır. Mağdurların çığlıkları, “zamanaşımı” defterlerine, “takipsizlik” kararlarına ve “ulusal çıkar” pazarlıklarına gömülür.

Ancak unutulmasın ki Epstein dosyalarının ifşası, küresel ölçekte örgütlü bir kamuoyu baskısının sonucudur. Bu, sermayenin ve onun siyasi temsilcilerinin dokunulmazlık zırhının kırılabileceğini gösteriyor. Bu vakaları tekil skandallar olarak değil kapitalist üretim ilişkilerinin kaçınılmaz ürünü olarak algılamalıyız.

Yalnızca failleri değil onları koruyan tüm yapıyı (devlet aygıtı, yargı, medya) teşhir etmeliyiz.

Sulukule’nin çocuklarından Savarona’da sömürülen emekçi kadınlara, Epstein’ın kurbanlarından dünyanın dört bir yanındaki tüm sömürülenlere kadar sınıfsal dayanışmayı büyütmeliyiz.

Gerçek adalet, burjuva mahkemelerinin arşiv raflarında unutulmuş dosyalardan değil örgütlü emekçi sınıfların mücadelesinden gelecektir.

Yaşasın Enternasyonal Dayanışma!

Kahrolsun Emperyalist Kapitalist Barbarlık ve Onun Cezasızlık Rejimi!