Feminists For Jina Stuttgart’ın Batı Asya’daki Güncel Saldırılar Raporu



Feminists for Jina Stuttgart Batı Asya’daki güncel saldırılarla ilgili bir rapor yayınladı


YAŞANACAK DÜNYA

Feminists for Jina Stuttgart Batı Asya’daki güncel saldırılarla ilgili bir rapor yayınladı.

Raporda 28 Şubat’taki ABD-İsrail saldırılarından sonra şimdiye kadar tespit edilen hasarlar özetlendi, halkın ruh haline değiniliyor

Netanyahu ve Trump’ın açıklamalarından yola çıkarak emperyalizmin amacının İran’daki hükümeti devirmek ve ülkeyi istikrarsızlaştırmak olduğu belirtiliyor. Savaş’ın daha temeldeki hedefinin ise  Ortadoğu’nun yeniden düzenlenmesi, dünyanın yeniden paylaşımı, kaynakların ve stratejik ticaret yollarının kontrolü ve ABD ile Çin arasındaki güç mücadelesi olduğu söyleniyor.

Bu iki ateş arasında kalmış olsalar da Filistin halkının kanlı katilleri Netanyahu ve Trump’ın İran halkının kaderi hakkında karar verme yetkisine sahip olmadıklarının altı çizildikten sonra ne İslam Cumhuriyeti ile ne emperyalist cephe ile ne de monarşist diktatörlüğe dönüş isteyenlerle işbirliği yapmayacakları vurgulanıyor.

Raporun tamamını yayınlıyoruz:

28 Şubat sabahı yerel saatle 10:00’dan itibaren soykırımcı İsrail rejimi ve ABD’nin ölümcül hükümeti İran’a karşı kapsamlı askeri saldırılar başlatmıştır. Savaş uçakları ve füzelerle, İsrail’den ve bölgedeki diğer ABD askeri üslerinden İran’ın en az 20 eyaleti hedef alınmıştır. 28 Şubat Cumartesi günü saat 16:00 itibariyle, yerleşim alanlarının, en az bir üniversitenin, okulların ve askeri tesislerin vurulduğu bilinmektedir.

İran’ın güneyindeki Minab’da bir kız ilkokulu İsrail veya ABD füzeleriyle vurulmuştur. Şu ana kadar en az altmış üç öğrenci hayatını kaybetmiş, altmıştan fazla öğrenci yaralanmıştır.

Tahran’da bir okula yönelik başka bir saldırıda iki öğrenci hayatını kaybetmiştir, diğer şehirlerdeki okullar da hedef alınmıştır. Vurulan yerleşim alanları ve okullara ait görüntüler bulunmaktadır.

İsrail ve ABD, bu saatlerin askeri saldırılar için taktik sürpriz amacıyla seçildiğini açıklamıştır. Bu hedeflerine ulaşmışlardır; özellikle Tahran ve diğer şehirlerde yoğun nüfuslu mahalleler vurulmuştur. Ayrıca İranlılar Nevruz öncesi dönemde oldukları için şehir merkezleri ve alışveriş alanları çok kalabalıktır; öğrenciler okullarda, ebeveynler ise işyerlerindedir. Bu durum halk için riskin artması anlamına gelmektedir.

Tahran’dan gelen bilgilere göre saldırıların başlamasıyla birlikte ebeveynler çocuklarını kreşlerden ve okullardan almaya çalışmıştır. Eczaneler dolup taşmış, birçok kişi evdeki yaşlılar için ilaç, ayrıca yara bandı ve dezenfektan satın almıştır. Bazı şehirlerde ebeveynler askerlik yapan ve askeri bölgelerde bulunan oğullarına ulaşmaya, yakınlarının durumunu telefonla öğrenmeye çalışmaktadır.

Askeri saldırıların yanı sıra siber saldırılar da gerçekleştirilmiştir. İran rejimi internet erişimini büyük ölçüde kısıtlamıştır.

İran İslam Cumhuriyeti bu saldırılara, bölgedeki ABD askeri üslerine -Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün, Kuveyt, Katar ve İsrail’deki hedeflere- karşı saldırılarla yanıt vermiştir. Çok sayıda füze askeri depolar ve radar sistemleri dâhil çeşitli hedefleri vurmuştur. Rejim daha fazla saldırı tehdidinde bulunmuştur.

Saldırının amacı: Rejim değişikliği savaşı

Bu, İran’ın ABD ile müzakereler yürütürken ikinci kez saldırıya uğramasıdır. Bu tercih edilmiş savaştır -ABD ve İsrail’in tercih ettiği bir savaş.

İran rejimi, 2015 nükleer anlaşmasının ötesine geçen şartlar önermiştir. ABD’nin askeri yığınağı, bu silahlanmanın müzakerelerde baskı unsuru olmaktan ziyade bölgeye bir savaş başlatmak amacıyla getirildiğini açıkça göstermiştir. Görüşmeler yalnızca zaman kazanmak ve saldırıya hazırlanmak için bir örtü olarak kullanılmıştır.

İsrailli siyasetçilerin ve Trump’ın açıklamaları bir rejim değişikliği savaşına işaret etmektedir. Bu savaşın amacı İran’daki hükümeti devirmek, bir iç savaşa yol açmak ve ülkeyi istikrarsızlaştırmaktır.

Bu plan Batı Asya’ya yöneliktir. Savaş Ortadoğu’nun yeniden düzenlenmesi, dünyanın yeniden paylaşımı, kaynakların ve stratejik ticaret yollarının kontrolü ve ABD ile Çin arasındaki güç mücadelesi bağlamında değerlendirilmelidir.

Bu senaryolarda ABD ve İsrail, İran’daki silahlı etnik grupların rejime karşı silahlı mücadeleye girmesini istemektedir. Ayrıca eski İran diktatörlüğünün oğlu Rıza Pehlevi gibi figürler de kullanılmaktadır.

Trump konuşmasında, İran askeri güçlerinin silah bırakmaları halinde tam dokunulmazlık elde edeceklerini söylemiştir. Ayrıca İran halkına evlerinde kalmaları ve ABD tarafından çağrıldıklarında sokağa çıkmaları gerektiği yönünde mesajlar verilmiştir.

Bu durum, insanların onlar için yalnızca “yan hasar” olduğunu ve kanlarının başka suçlular için bir araç olarak kullanıldığını açıkça göstermektedir. İran halkı, kendi kaderini tayin hakkına sahip bireyler olarak değil siyasi hedeflerin gerçekleştirilmesi için bir araç olarak görülmektedir.

Müttefiklere

Biz halk olarak, yalnızca şiddet, hapishaneler, işkence ve katliamlarla ayakta duran baskıcı rejimin devrilmesini istiyoruz ve egemenlik ve sömürü olmayan bir toplumda yaşamayı hedefliyoruz. Ancak Filistin halkının kanlı katilleri Netanyahu ve Trump’ın kaderimiz hakkında karar verme hakkı yoktur.

Bugün İran toplumu oldukça kutuplaşmış durumdadır. ABD ve İsrail’in saldırı savaşına ilişkin İran içinde ve dışında farklı görüşler vardır. Ancak bizim için önemli olan, kendi pozisyonumuzda ısrar etmek ve bu doğrultuda mücadele etmektir. Bu pozisyon, ne İslam Cumhuriyeti ile ne emperyalist cephe ile ne de monarşist diktatörlüğe dönüş isteyen gerici muhalefetle iş birliği yapmamayı içerir.

Kendi kaderimizi belirlemek için tabandan örgütlenmeye inanıyor ve herhangi bir gerici güçle ittifak kurmadan bu yolda ilerliyoruz.

Müttefikler için hatırlatmalar

Ocak 2026’daki rejim katliamlarını veya önceki suçlarını “Mossad’a karşı savunma” olarak değerlendirdiyseniz, ABD ve İsrail’in saldırı savaşında lütfen bize dayanışma göstermeyin. Bu saldırıyı İran halkı için bir fırsat olarak görenler de dayanışmalarını kendilerine saklasın. Dayanışma seçici olmamalıdır.

    • Önceliği gerilimin azaltılmasına verin!
    • Devletlerin ve rejimlerin savaş söylemlerini yeniden üretmeyin. Odak her zaman halk olmalıdır.
    • Hiçbir devlet gücünü yüceltmeyin!
    • Bir baskıcı rejime karşı olmak, başka birini desteklemek anlamına gelmez.
    • İnsanlıktan çıkaran dili reddedin!
    • Resmi kaynakları itibarsızlaştıran ve mağdurları değersizleştiren ifadelerden kaçının! Dil şiddeti meşrulaştırabilir.
    • Seçici dayanışmayı reddedin!
    • “Kadınlar ve çocuklar” ifadesi erkekleri dışlayarak özellikle Küresel Güney’den erkekleri insanlıktan uzaklaştırabilir.
    • Batılı devletleri sorumlu tutun! ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve diğer ülkelerin askeri, lojistik ve diplomatik desteği bu savaşları mümkün kılmaktadır.
    • Avrupa’dan savaşlar yönetilmektedir; bu nedenle sorumluluk buradadır.
    • Savaş ve militarizme karşı aktif olun!
    • Bilgilenin ve örgütlenmelere katılın! Bu hepimizin sorumluluğudur.