Karşıyaka Belediyesi Emekçileri: “Mesai biter mücadele bitmez!”



Toplu sözleşmenin askıya alınmasıyla tüm hakları gasp edilen ve üç haftadır direnişte olan Karşıyaka Belediyesi kamu çalışanlarından TÜM-BEL-SEN İzmir 2 No’lu Şube yöneticisi Fırat Belen’le direniş sürecini ve taleplerini konuştuk


Merhaba, biz Alınteri ve Köz gazetesinden geliyoruz. Eyleminizi duyduk. Bu eylem ne zaman başladı? Sebepleri neydi? Bize kısaca açıklayabilir misiniz? Öncelikle kendinizi  tanıtır mısınız? Hangi sendikada mücadele ediyorsunuz?

Fırat Belen, Tümbel-Sen, İzmir 2 No’lu Şube yöneticisiyim.

Hoşgeldiniz öncelikle. Geçtiğimiz yıllarda imzaladığımız iki yıllık bir sözleşmemiz vardı. Bu 1 Nisan tarihi itibariyle sona eren bir sözleşmeydi bu. Bu nedenle doğal olarak işverenle masaya oturduk, yeni sözleşme için görüşmeleri başlatacaktık. Henüz ilk toplantıda işveren temsilcileri sözleşmede elde ettiğimiz haklarımız içinde ‘sosyal denge tazminatı’ olarak geçen bizim toplu sözleşme farkı olarak da adlandırdığımız miktarı devletin belirlediği üst limite çekme gibi bir niyetlerinin olduğunu ifade ettiler. Dolayısıyla aldığımız ücreti, sözleşme ile aldığımız ücreti yarı yarıya düşürmek anlamına geliyordu bu.

Alınteri-Köz: Yani bu bir hak gaspı, elde edilmiş hakların yeniden geri çekilmesi anlamına geldi.

Fırat Belen: Evet, 26 bin liraydı somutlamak gerekirse o ücret, 13 bine düşüreceğini ifade etti. Bunun üzerine biz yetkili sendika olarak bedeli ne olursa olsun böyle bir sözleşmenin altına imza atmayacağımızı kendilerine bildirdik. Hemen bir iki gün sonrasında ikinci bir görüşme daha yapıldı. Bu sefer belediye başkanının da katılımıyla yapıldı bu görüşme.

İdare aynı tavrı sergiledi. Yine bu sınıra çekeceğini ifade etti. Biz de bir önceki toplantıda söylediğimiz gibi bu sözleşmeye imza atmayacağımızı, böyle bir girişim yaşanırsa da eylemlere başlayacağımızı kendilerine ifade ettik. Ve ilk görüşmenin bir gün sonrasında eyleme başladık zaten.

Alınteri-Köz: Ne zamandı, ne kadar oldu yaklaşık?

Fırat Belen: Üçüncü hafta bu. Üçüncü haftamız, yaklaşık 20 gün. Bu süre içerisinde tekrar işverenle bir görüşme yapılmadı. Yani işveren tarafından bize bir çağrıda bulunulmadı. Biz de doğal olarak kendilerine bu saatten sonra bir görüşme olacaksa çağrıcı tarafın kendileri olması gerektiğini ifade ettik.

Alınteri-Köz: Buradaki direkt sorumlu Karşıyaka Belediyesi oluyor…

Fırat Belen: Tabii tabii. Bu kararı alan kişi Karşıyaka Belediye Başkanı. Benzer bir sorun Bayraklı’da da var.

Alınteri-Köz: Evet. Orayla ilgili de duyumumuz var.

İki belediye başkanının bu konuda ortak hareket ettiği gibi güçlü duyumlarımız da var. İçeriden aldığımız duyumlar da var. Orada da bir mücadele sürüyor. Ama şunu da ifade etmek gerekir. Biz bu meseleyi sadece bir önceki sözleşmeyle elde ettiğimiz hakların gaspı olarak değerlendirmiyoruz.

Belediyelerde otuz yılı aşkın süredir, -doksan bir yılından beri olması gerekiyor yanlış hatırlamıyorsam- sözleşmeler imzalanıyor.

Alınteri-Köz: Ölüm yürüyüşleri, Ankara yürüyüşleri var..

Yani belediyelerde otuz yıldan fazla bir süredir imzalanan toplu sözleşmelerinin, mücadele üzerine mücadele edilerek, kazanılmış haların tamamına dönük bir gasp olarak nitelendiriyoruz bu işi. Ve yaşanan kayıp sadece ekonomik bir kayıp değil.

Bunun yanında sosyal haklarda da kaybımız var şu anda. Az önce de belirttiğim gibi 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde kadın çalışanların kullandığı izinlerden tutalım da personelin taşınma konusunda izin hakkına kadar yine küçük çocuğu olan kadın çalışanların işe geç gidip erken ayrılma gibi haklarının tamamı da ortadan kalkmış oldu. Ekonomik olarak da ölüm yardımı gibi, engelli çocuğu olan arkadaşlarımızın aldığı aylık engelli çocuk yardımı gibi haklar da ortadan kaldırılmış oldu.

Dolayısıyla Karşıyaka Belediyesi’nde çalışan kamu emekçileri bugün hiçbir hakları olmadan çalışmaya devam ediyorlar. Bunun mücadelesini veriyoruz. 3 haftadır kapı önünde öğlenleri eylemdeyiz. 3 gündür de 5 buçukta mesai bittikten sonra gece 24:00’eye kadar buradan ayrılmıyoruz. İdarenin herhangi bir olumlu adım atmaması durumunda da biz eylemlerimizi daha da arttırarak devam ettireceğiz.

Alınteri-Köz: Kaç sendikalı çalışan var şu anda 400’e yakın mı?

Fırat Belen: Evet, 450 civarında memur çalışan var. Burada yetkili sendika olarak Tümbel-Sen var. Onun dışında yine belediyede örgütlü olan Birlik Yerel-Sen ve Tüm Yerel-Sen sendikaları da var. Onlar da eylemlere katılıyor. 3 sendikanın örgütlediği eylemler şekliyle devam ediyor buradaki eylemlerle devam ediyor.

Alınteri-Köz: Siz bu süreci ne kadar belirlediniz? Yani bu sorunlar çözülmediği takdirde önünüze yeni eylemler, nasıl eylemlerk düşünüyorsunuz? Bunlarla ilgide kısaca bir ilgi verebilir misiniz?

Fırat Belen: Başlangıçta da şeyi söyledik idareye. Bizden alınan hakları geri alana kadar, geri almakla da kalmayıp aslında bir adım ileriye de taşıyacağız. O haklarımızı alana kadar bu mücadeleyi sürdüreceğimizi ifade ettik. İşyerinin önünde yapılan eylemleri önemsiyoruz. Gündüz yaptığımız eylemlerden zaten hiçbir koşulda vazgeçmiyoruz. İşte nöbet 3 gündür nöbetteyiz burada. “Emek nöbeti” adını verdiğimiz, “Mesai biter mücadele bitmez” sloganıyla başlattığımız nöbetimiz şimdi başladı. Ona devam ediyoruz. Ve ortalama haftada bir gibi iş bırakma, tam gün iş bırakma, yarım gün iş bırakma gibi eylemlerimiz de oluyor. Yarın da bir iş bırakma eylemimiz olacak. İdarenin adım atmaması durumunda arkadaşlarla sürekli…

Alınteri-Köz: Bu süreci ne kadar belirlediniz? İdarenin sizinle görüşme sürecini?..

Fırat Belen: İdare yeniden masaya oturana kadar biz her türlü eylemi gerçekleştireceğiz, yapacağız. Geçtiğimiz hafta Konak’ta Cumhuriyet Halk Partisi il binasına bir yürüyüş gerçekleştirdik. Bütün İzmir genelinde ilçe belediyelerinde ilan ettiğimiz bir iş bırakma vardı. Diğer belediyelerin emekçileriyle de buluşup oradaki il binasına yürüyüşümüzü gerçekleştirdik. Benzer eylemlerimiz bundan sonra da devam edecek. Ama önümüze bir süre koymadık. Onlar hakkımızı verene kadar biz bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Vermezlerse buradaki görev süreleri dolana kadar, son güne kadar da bu mücadeleyi burada sürdüreceğiz.

Alınteri-Köz: Şimdi şöyle bir şey var. Genel olarak sosyal demokrasinin hakim olduğu belediyeler olarak görünen… Diğer partilere göre daha “anlayışlı” olacağı düşünülen… İşçiler, emekçiler sosyal demokrasi anlayışında bir belediyeciliğin size, işçilere, emekçilere artı olarak bir dönüşü var mı? Diğer işverenlerden farkı nedir? Siz buradaki sömürü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fırat Belen: Şunu ifade ettik eylemlerimizde de. Yaşadığımız süreç Türkiye’nin içinden süreç yakın geçmiş belediye başkanlarının tutuklandığı, belediyelere kayyımların atandığı bir süreç. Dolayısıyla belediyelerde çalışan emekçiler de bu tip gelişmeler karşısında ilk elden sokağa çıkan, mücadele eden kesimlerin başında geliyor.

Tabii o alanlara çıktığımızda bir tarafta buraları yöneten kadroların da o alanlarda olduğunu görüyoruz. Geçtiğimiz günlerde eylemimizde de söyledik. Burada bugün bizim haklarımızı gasp edenlerle alanlara çıktığımızda onlar da hak hukuk ve adalet diyor. Biz de bu lafı söylüyoruz. Ama onlar o gece evlerine döndüğünde emekçiler meydanlarda gaz yiyor, tazyikli su yiyor, haklarında tutanaklar tutuluyor, soruşturmalar açılıyor. Böylesi bir tarafı var çelişkili tarafı için. Bir de dönüp kendi işlerimizde hak hukuk adalet dediğimizde aynı kişiler de bu sefer bizi işveren tutanakla, soruşturmayla, sürgünle ya da mobbingle bastırmaya çalışıyor.

Bu tip yöntemleri de uygulamamaları gerektiğini ama dilerlerse uygulayabileceklerini ve buna rağmen de geri adım atmayacağımızı kendilerine ifade ettik. Şurada da bir çelişki olduğunu düşünüyoruz açıkçası. Yani çok sayıda belediye başkanı tutuklu. Bir kısmı -gerekçileri işte malumumuz zaten- cezaevindeyken bir kısmı burada emekçilerle uğraşmayı tercih eden belediye başkanlarını da düşününce aslında onların kendi aralarında da uğraşları anlamında, muhatap oldukları sorunlar ya da gündemler anlamında bir çelişki olduğunu görüyoruz. Şunu önemsiyoruz, yani biz geçtiğimiz günlerde herbirimiz şahitlik ettik Doruk Madencilik işçilerinin direnişine. Çok ciddi bir emek, mücadele ortaya koydular. Çok ciddi bir dayanışma ortaya çıktı ve bir yol kat ettiler. Ama şunu görmek istiyoruz, yani madencilerin gündem olan direnişlerine destek veren kimi milletvekilleri, siyasi parti temsilcilerini aynı şekilde dönüp kendi yönettikleri kurumların emekçilerinin yaşadığı sorunlarda da taraf olmalarını ve destek olmalarını, çözümün bir parçası olmalarını onlardan bekliyoruz.

Alınteri-Köz: Bir sorum daha olacak. Türkiye’de genel olarak 80’e öncesine bakıldığında sendikal mücadelede sadece ekonomik temelli bir sendikal mücadele anlayışı değil özgürlüklerin de siyasal anlamda kalıcılaştırıldığı, siyasal hakların da garanti altına alındığı bir sınıf sendikacılık anlayışı yürüyordu. Bugün sendikal mücadele, sendikaların genel yapısına baktığımızda o özgürlükleri garanti altına alan bir sınıf sendikacılığından yoksun. Sadece ekonomik temelli bir sendikal anlayış yürütüldüğünü görüyoruz.

Artık günümüzde ekonomik temelli bir sendikacılığın da yürütülmediğini görüyoruz. Mesela Umut-Sen, İnşaat İşçileri Sendikası’nı duydunuz mu? Sınıf sendikacılığının hangi temelde yürütüleceğinin somut göstergeleri yaşandı bu ülkede. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yani sınıf mücadelesinin önünü açacak, işçi ve emekçileri haklarını elde edecekleri nasıl bir sendikal anlayış olmalı, bu konuda da fikrinizi alalım.

Fırat Belen: Yani şüphesiz ki bir sendikal mücadele üzerine bir tartışma yürütüp bir tanımlama yapmak gerekiyorsa elbette ki olmazsa olmazı sendikanın sınıfın temsilcisi olması, işçi sınıfının, emekçilerin gerçek temsilcisi olması tartışmasını yürütmemiz gerekiyor. Türkiye’de bakıldığında elbette maalesef ki bu tanıma uymayan çok sayıda sendika var yani yeni yeni şöylesi eğilimler de oluyor belli işkollarında meslek sendikacılığı adı altında ortaya çıkan çok sayıda sendika ama sınıf gibi bir yerde olmayan sınıfın gerçek çıkarlarını ya da nihayet çıkarlarını da savunmaktan uzak kimi sendikalar elbette var. Bu sınıf sendikacılığına en yakın noktada kurulan sendika araçlarından dahi zaafların yaşandığı bir süreçten geçiyoruz aynı zamanda.

Dolayısıyla önemsenmesi gereken tarafı işin asıl olarak bu, yani az önce saydığınız Umut-Sen, İnşaat İşçileri Sendikası yine yakın zamanda Gaziantep’te BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen tutuklandı. Dün itibariyle hücreye atılmış hatta. Dolayısıyla sendikal mücadele de bir yol ayrımında; sınıf sendikacılığına yakın olduğunu ya da sınıf sendikacılığı iddiasıyla faaliyetlerini sürdüren sendikaların aslında kendisini dönüştüreceği bir sürecin ihtiyaç olduğunun şüphesiz farkındayız.

Aynı zamanda az önce saydığımız sendikaların da bu anlamıyla verdiği mücadeleyi önemsiyoruz. Onlarla da dayanışma içerisinde olmayı buradaki her eylemimizde gerek maden işçilerinin gerek diğer saydığımız işte BİRTEK-SEN örneğinde olduğu gibi onların da taleplerine talebimiz kabul olarak bu mücadeleyi sürdürmeye çalışıyoruz.

Alınteri-Köz: Evet son bir soru… Alınteri ve Köz gazetelerini daha önce duydunuz mu?

Fırat Belen: Duydum evet.

Alınteri-Köz: Okuma şansınız oldu mu?

Fırat Belen: İkisini de duydum. İkisini de okuma şansım oldu.

Alınteri-Köz: Yani Türkiye’de sınıf hareketinin yeniden bir devrimci odak yaratma girişimi içerisinde birlikte hareket eden iki yapıyız. Bu noktada süreci yeniden işçiler emekçiler için umut yaratacağımız yeni bir örgütlük anlayışıyla hem sınıf sendikacılığı temelinde hem bir sınıf örgütlüğü temelinde bir çabamız var. Bu konuda biz de sizin eylemlerinizin yanında olacağız.

Fırat Belen: Çok teşekkür ederiz.

Alınteri-Köz: Kazanana kadar ziyaretlerimiz de olacak.

Fırat Belen: Biz teşekkür ederiz. Çok anlamlıydı. Geldiniz hem ziyaret ettiniz hem haberi yapıyorsunuz. Biz de çalışmalarınızı sizlere başarılar diliyoruz. Çok memnun olduk. Onur duyduk.

Alınteri-Köz: Sağolun. Çok teşekkür ederiz. Başarılar diliyoruz.