Cuma, 16 Ekim 2026

Enternasyonal Mücadele Kolektifi (EMK) Kuruldu



Avrupa’da bugüne kadar Yaşanacak Dünya/Alınteri imzasıyla yürütülen faaliyet bundan sonra Enternasyonal Mücadele Kolektifi (EMK) adıyla sürdürülecek. EMK yayınladığı deklarasyonda bu değişikliğin yeni bir stratejik yönelimin ifadesi olduğunu dile getirdi


YAŞANACAK DÜNYA

Avrupa’da bugüne kadar Yaşanacak Dünya/Alınteri imzasıyla yürütülen faaliyet bundan sonra Enternasyonal Mücadele Kolektifi (EMK) adıyla sürdürülecek. EMK yayınladığı deklarasyonda bu değişikliğin yeni bir stratejik yönelimin ifadesi olduğunu dile getirdi

Deklarasyonda şunlar söyleniyor:

ENTERNASYONAL MÜCADELE KOLEKTİFİ

Enternasyonal Mücadele Kolektifi (EMK) olarak bizler; Avrupa’da uzun yıllardır emperyalist kapitalizmin yarattığı sömürüye, savaşa, yoksulluğa, ırkçılığa, faşizme ve doğanın talanına karşı işçi sınıfının ve ezilen halkların enternasyonalist mücadelesinde yer alan devrimci bir örgütlenmeyiz. Sosyalizm, insanlığın nihai kurtuluşu ve sınıfsız toplum perspektifiyle mücadele eden enternasyonalist devrimcileriz.

Geçmişten bugüne sistem karşıtı güç ve çevrelerle ilişkilerimizi Alınteri ve Yaşanacak Dünya imzasıyla kurduk. Ancak bugün; bulunduğumuz ülkelerdeki yerel sendika şubeleri, kadın, gençlik ve çevre hareketleri ile savaş karşıtı güçlerle yürüttüğümüz ortak mücadeleyi EMK çatısı altında daha ileri taşıma kararlılığındayız.

Kapitalizm, milyonlarca insan için sürdürülemez bir yıkımı derinleştiriyor. Savaş politikaları, yükselen ırkçılık, faşizm ve toplumsal çürüme başta olmak üzere tüm bu yıkımın gelişmelerintemelinde emperyalist kapitalizmin sömürü ve yağma sistemi yatmaktadır. Bu nedenle savaşa, sömürüye ve faşizme karşı yürütülen her direniş, kapitalist sisteme karşı bir mücadele perspektifiyle ele alınmalıdır.

Emperyalist kapitalizm tarihsel sınırlarına yaklaştıkça; yeni ekonomik sistem ve buna uygun devlet yapılanmalarına geçişin önünü savaş, ırkçılık ve daha vahşi bir sömürüyle açmak istemektedir. Burjuva demokrasisinin sürdüğü ülkelerde bile iktidarlar hızla faşistleşmektedir. Dünya bölgesel çatışmaların, nükleer tehditlerin gölgesinde üçüncü bir emperyalist paylaşım savaşına evrilmektedir. Bu küresel paylaşım mücadelesi, her ülkede sermaye ile işçi sınıfı arasındaki çelişkileri daha da keskinleştirmektedir.

Sistem karşıtı dinamikleri susturmayı amaçlayan bu saldırganlık, dünya genelindeki ilerici güçlerin ve sınıf hareketinin birleşmesini zorunlu kılmaktadır. Gözü azami kârdan başka bir şey görmeyen kapitalist barbarlığın doğayı ve insanlığı karşı karşıya bıraktığı tehditlerin büyüklüğü, bu birliği acil ve yaşamsal bir görev haline getirmektedir.

Enternasyonal Mücadele Büyütülmeli

Dünyanın içinden geçtiği süreci sadece felaketler üzerinden değerlendirmiyoruz; bu dönemi aynı zamanda devrimci olanakların ve siyasetin yeni bir zeminde kurulacağı bir evre olarak görüyoruz. Karanlık tabloya rağmen direniş dinamiklerini birleştirmek ve enternasyonalist mücadeleyi bu ortak halkalar üzerinden örmek zorundayız. Avrupa’da yaşayan Türkiye ve Kürdistanlı göçmen emekçilerin yanı sıra dünyanın farklı coğrafyalarından gelen tüm işçilerin örgütlü duruşunu geliştirmek ve bunu yerel güçlerle büyütmek temel sorumluluğumuzdur.

Farklı siyasal ve toplumsal güçlerin kendi özgünlüklerini koruyarak ortak talepler etrafında birleşmesini;, işçi sınıfı, gençler, göçmenler, kadınlar ve ekoloji aktivistlerinin ortak bir mücadele hattında buluşmasını hedefliyoruz. Amacımız, mücadele alanlarını birbirinden koparmadan kalıcı birlikler yaratmaktır.

Çifte Sömürüye Karşı Kadınların Enternasyonal Mücadelesi

Kadınların özgürleşme mücadelesini yalnızca bir cinsiyet eşitsizliği sorunu olarak değil, bu eşitsizliği üreten sınıfsal ilişkilerin ortadan kaldırılması mücadelesiyle iç içe ele alıyoruz. Kapitalist sistem, kadın emeğini görünmez kılarak, bedenini metalaştırarak ve kazanılmış haklara saldırarak varlığını sürdürmeye çalışıyor. Ev içi emeği karşılıksız bırakarak ve bakım hizmetlerini kadınların omuzlarına yıkarak kârını katlıyor. İş hayatında ise “eşit işe eşiteşdeğer ücret” hakkımız gasp ediliyor; güvencesiz, esnek ve kayıt dışı çalışmanın ilk hedefi kadınlar oluyor. Sistem, kadın bedeni üzerinde tahakküm kurarak bizleri denetim altında tutmaya çalışıyor. Kürtaj haklarına yönelik saldırılar, bedenimizin metalaştırılması ve muhafazakâr politikalarla hayatlarımızın daraltılması, kapitalizmin kadınları mülk olarak görme arzusunun bir yansımasıdır. Kadına yönelik şiddet ve cinayetler, münferit olaylar değil; patriyarkal kapitalizmin yarattığı eşitsiz güç ilişkilerinin sonucudur. Cezasızlık politikaları ve militarist dil, şiddeti besleyen birer mekanizma olarak işlemektedir.

Kadınların mücadelesi, bugün sermayenin ve patriyarkanın el ele vererek kurduğu sömürü düzenine karşı en güçlü barikatlardan biridir. Rojava’dan İran’a ve Şili’ye kadar kadınların öncü rol oynadığı militan direnişler, toplumsal mücadelesinin gücünü kanıtlamıştır. Farklı dilleri ve coğrafyaları aşan “Jin, Jiyan, Azadi” sloganı, bu enternasyonal potansiyelin en güçlü göstergesidir.

Kadınların isyanı; Kadın cinayetlerine, kürtaj hakkının gaspına, ücret eşitsizliğine, güvencesiz çalışmaya ve ev içi emeğin sömürüsüne karşı kadınların isyanı ortaklaşmaktadır. Bu öfkeyi sınıfsal temellerinden koparmadan birleştirmek ve kadın emekçilerin örgütlü gücünü ülkeler arası bir dayanışma hattına dönüştürmek temel hedeflerimizdendir.

Doğanın Metalaştırılmasına Karşı Enternasyonal Mücadele

Doğa bugün, sermayenin sınırsız kâr hırsı ve sonsuz büyüme isteği altında bugün tarihin en büyük yıkımıyla karşı karşıyadır. Ekolojik kriz, doğanın kendi döngüsünden kaynaklanan bir felaket değil; yaşamın her alanını sömürgeleştiren kapitalist üretim biçiminin kaçınılmaz bir sonucudur. İklim krizi, karbon salınımını bireysel tercihlere indirgeyenlerin değil, dev enerji tekellerinin ve sanayi devlerinin suçudur. Okyanusların kirlenmesi, ormanların yok edilmesi ve biyoçeşitliliğin bitirilmesi, sermaye birikiminin fiziksel sınırlarını zorlamasının bir bedelidir. Bu bedeli en ağır ödeyenler ise yoksul halklar, işçi sınıfı ve gelecek kuşaklardır. Kapitalizm, yarattığı krizden “yeşil ekonomi” masallarıyla çıkış aramaktadır. Karbon borsaları ve sözde sürdürülebilirlik sertifikaları, sömürüyü meşrulaştırmanın ve doğayı yeniden metalaştırmanın kılıfıdır. Gerçek bir ekolojik dönüşüm, mülkiyet ilişkileri değişmeden ve üretim kâr için değil, ihtiyaç için planlanmadan mümkün değildir.

Bizler, gezegeni bir hammadde deposuna çeviren bu düzene karşı, doğanın ve emeğin ortak kurtuluşunu savunuyoruz. Toprağını savunan köylülerin, suyuna sahip çıkan yerli halkların ve temiz bir çevre isteyen gençlerin mücadelesi ortaktır. Doğanın talanı ile emeğin sömürüsü aynı madalyonun iki yüzüdür. Bu yüzden ekoloji mücadelesi, antiemperyalist ve antikapitalist bir hat üzerinden enternasyonal bir nitelik kazanmak zorundadır. Dolayısıyla ekoloji mücadelesi, emek-sermaye çelişkisi temelinde yürütülen sınıf mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. İşçi hareketleriyle ve sistem karşıtı diğer dinamiklerle birleşmeyen bir çevre hareketinin bu devasa yıkımı durdurma şansı yoktur.

Gezegenin geleceğini piyasanın görünmez ellerine bırakamayız. Yaşamın savunulması, sömürü düzeninin yıkılmasıyla eş anlamlıdır. İnsan etkinliği ile doğa arasındaki uyumun yeniden tesisi ancak sosyalist bir mücadeleyle mümkündür.

Geleceği Çalınan Gençliğin Enternasyonal İsyanı: Antikapitalist Bir Çağrı

Bugün gençlik, sermayenin sınırsız kâr hırsı uğruna nefessiz bırakıldığı bir kuşatmanınaltındadır. Kapitalizm, eğitimden sağlığa, ekolojiden barınmaya eğitimden barınmaya, ekolojiden özgürlüğe kadar yaşamın her alanını metalaştırarak sadece geleceğimizi değil bugünümüzü de gasp etmek istiyor. Dünyanın dört bir yanında üniversite diplomaları, güvencesiz işlerin ve asgari ücretin altına mahkûm edilen bir hayatın belgesi haline geldi. Burjuvazi, gençliği “ucuz işgücü” havuzuna iterek hayallerimizi sömürü çarklarında unufak ediyor. çarklarına feda ediyor. Emperyalistlerin güçlerin çıkarları uğruna çıkarılan savaşlar,gençliği cephelere sürerken; sınırlar, özgürce hareket etmek isteyen gençliğin önüne tel örgüler çekiyor. Bizler, milliyetçiliğin dar kalıplarına sığmayı reddediyor, enternasyonalizmin birleştirici gücüne inanıyoruz. Sermayenin gezegeni bir hammadde deposu olarak görmesi, bizlere yaşanacak bir dünya bırakmama noktasına geldi. Bu çürümüş düzeni restore etmek değil, temelinden yıkmak zorundayız. Kapitalizmin sunduğu bireysel kurtuluş masallarına karşı kolektif mücadeleyi savunuyoruz. Kapitalizme karşı her gün daha da artan öfkenin dönemsel kalmayıp, kalıcı bir örgütlülüğe dönüşmesini savunuyoruz. Gençlik, sadece geleceğin değil, bu köhne sistemine karşı mücadelenin en dinamik gücüdür. Dünyanın bütün gençleri; sömürüsüz, sınırsız ve sınıfsız bir dünya için birleşelim. Mücadele kolektif, gelecek bizimdir!

Emperyalist Savaşa, Göçmen Karşıtlığına ve Irkçılığa Karşı Sınıf Mücadelesi

Yaklaşan yeni bir emperyalist paylaşım savaşının şu ya da bu yönünü öne çıkararak önlemeye çalışan savaş karşıtlığı kendi içinde tutarlı bir tutum olamaz. Savaşa karşı savaşımın tutarlı bir çizgide ilerlemesi, kapitalizmi temelden yıkmayı hedefleyen sosyalist devrimci bir çizgide örgütlenmesiyle mümkündür. Emperyalist savaş karşıtı ittifak, eylem birlikleri, savaş karşıtı geniş örgütlenmeler buralardan zorlamalıdır. Bu dünyada savaşa ve faşizme karşı sokakları dolduran her kesimden milyonların talepleri ile işçi ve emekçilerin dünyada giderek ortaklaşan gündelik özgün talepleri ilişkisinin kurulmasına özel ağırlık vererek olacaktır. Dünya genelinde işçi ve emekçilere modern kölelik koşullarının dayatıldığı bir süreçten geçiyoruz. Sermaye, işçi sınıfını bölmek için göçmen düşmanlığını ve ırkçılığı bir silah olarak kullanmaktadır. Yerli veya göçmen fark etmeksizin hepimiz aynı sömürüyü ve yoksulluğu yaşıyoruz. Göçmenlere yönelen öfkenin asıl hedefi, bizleri ucuz ve güvencesiz çalıştıran sermaye düzeni olmalıdır. Irkçı dalgayı göğüslemenin tek yolu, sınırları aşan bir sınıf kardeşliği ve enternasyonalist dayanışmadır.

Kitlelerdeki her tepki ve öfkeyi sistem karşıtlığına, sosyalizmin güncelliği ve kaçınılmazlığı perspektifine yönlendiren, olanakları buradan ileri doğru zorlayan bir siyasal pratik hatta ilerlemek zorundayız. Mücadelenin diğer alanlarında olduğu gibi, emperyalist savaşa karşı mücadelede de devrimci bir odak-çekim merkezi yaratmak günün devrimci görevlerinin başında gelmektedir.

Devrimci enternasyonalist bir birliktelik her şeyden önce eylemli bir birliktelik olmak, eylem zemininde yükselmek, tarihsel hedef ve amaçları konusunda net olmak zorundadır. İnsanlığın kurtuluşu için gerekli olan, burjuvazi ve emperyalizmin saldırılarına karşı pratikte sergilenecek ortak mücadele savaşım ve yapılacak uluslararası eylem birlikleridir. , ilerici insanlığın kurtuluşu için gerekli olandır.

Tarihi Belirleyecek Olan Enternasyonal Sınıf Mücadelesidir

Bugün dünya çapında üretimin daha ileri ölçeklerde uluslararasılaşmasının geldiği düzey, ekonomik grevlerin başarısı için dahi daha gelişkin bir enternasyonal dayanışma ve birlikte hareket zorunluluğunu dayatmaktadır. Sadece vahşi sömürü karşısında değil, tarihsel kazanımların tümden sıfırlanmak istenmesi karşısında dönem dönem şu ya da bu ülkede patlayan halk hareketlerinin ileri sürdüğü taleplerde son noktayı sınıfın üretimden gelen gücü, sahaya inen proletarya koymaktadır.

İşçi sınıfı ve emekçiler, ağırlıklı olarak insanca yaşam istemli ekonomik taleplerle dünya çapında grev, gösteri ve direnişler yapmaktadır. Yer yer İtalya ve Yunanistan liman işçilerinin silahları yüklememesi, İspanya’da Filistin’deki katliamlara karşı grev ve gösteri örneklerinde olduğu gibi eylemleri siyasal mücadele düzlemine sıçratma olanaklarını aramak, devlet sendikalarının inisiyatifinden çıkacak örnekler yaratmak elzemdir.

Bu doğrultuda Birleşik Enternasyonal İşçi Örgütlenmeleri zorunluluktur. Bu sadece kapitalistlere karşı değil, savaş ve faşizm karşısında kendi burjuvalarını destekleyen devlet sendikalarına karşı da enternasyonal bir sınıf taburunu zorunlu kılmaktadır.

İnsanca yaşanacak bir dünya için herkesi savaşa, ırkçılığa, faşizme, patriyarkal sisteme, sömürüye ve doğanın yıkımına karşı özgünlüklerimizi koruyarak ortak mücadele hattında buluşmaya, Enternasyonal Mücadele Kollektifi’nde örgütlenmeye çağırıyoruz.

Yaşasın Proletarya Enternasyonalizmi!

Ya Barbarlık İçinde Yok Oluş Ya Sosyalizm!