Av. Kazım Bayraktar
Baroların hareketlenmesi, kendi içinde birçok zaaf ve zayıflıklar içermesine rağmen yaşadığımız koşullarda önemlidir. İktidar blokunu oluşturan güçlerin (AKP-MHP-Ergenekon) korkularını bir kez daha sergilemelerine yol açtığı gibi onca tutuklamaya, gözaltılara, baskı ve tehditlere rağmen dik duruşun devam edeceğini gösteren yeni bir toplumsal mesaj oldu. Saldırganlıktaki agresiflik biraz da bundan kaynaklanıyordu.
Faşist yargılama biçimlerine ve cezaevlerindeki işkence, zulüm ve diğer hak ihlallerine karşı baroların, sağlık konusunda tabip odalarının, kapitalist kentsel dönüşüme karşı mimar ve mühendis odalarının vb. sergiledikleri -sınırlı da olsa- muhalif duruş, üzerinde durduğu zeminin kaymakta olduğunun farkında olan iktidarı rahatsız etmeye devam ediyor.
Meslek örgütleri ile siyasi iktidarlar arasında, şu veya bu şekilde ortaya çıkan ancak sınıfsal temeli olan sorunlar yaşanır. Bu örgütler mesleki konuları ilgilendiren alanlarda iktidarların önünde zaman zaman sınırlayıcı engeller oluştururlar. Sınıfsal-mesleki çıkarları doğrultusunda örgütlenmiş özerk yapılardır. Ancak, ara sınıf özellikleri, yaşam biçimleri, belli ekonomik birikimleri, konularına ve konumlarına göre onları iktidarlarla belli işbirliği içine girmek zorunda da bırakır.
Mesleki faaliyetin -özelikle neoliberal politikalar doğrultusunda- sermaye birikim aracına dönüştürülmesi, örgütsel yapı içinde uzlaşmaz sınıf çelişkilerini de geliştiriyor. Bağımsız mesleki faaliyet yürütenlerin sayıları giderek azalırken meslek şirketleri büyüyor, diğer meslektaşlarını ücretli elemanlara dönüştürüyor. Ücretli çalışanların meslek örgütlerinden tasfiyesi, bağımsız çalışanlar üzerinde kontrol ve denetimlerin artırılması, hiyerarşik statüler verilmesi, kurumların şirketlerin örgütlerine dönüştürülmeleri henüz tam olarak gerçekleşmemişse de neoliberal bir hedef olarak varlığını sürdürüyor. Bu gelişmelerin birleşik sonucu olarak mesleki ideallerin yerini para kazanma amacı alırken eski yapısal özellikleri ve etik değerleri de hızla bozulmaya başladı.
Bugünkü iktidarın, başta barolar olmak üzere meslek örgütlerinin içinde bulundukları zayıf ve zaaflı durumlarına dahi tahammülü yok. Çünkü toplumsal desteği giderek düşerken, meslek örgütlerinde seçimler yoluyla yandaş yönetimler oluşturma umudunu da yitirmiş bulunuyor. Seçim dışında kirli çıkar hesaplarıyla yandaşlar elde etmeye çalıştıysa da TBB Başkanı Feyzioğlu dışında satın alabildiği bir yönetici çıkmadı. Feyzioğlu’nu karanlık hesaplarla safına çekmesi ise geçici bir durum. İlk genel kurulda alaşağı edileceğini biliyor. Bu nedenle baroların yapılarını bozma, parçalama tasarısını da birlikte hazırladıkları tahmin edilebilir.
Ankara girişindeki buluşma eylemi sırasında, “ortada bir tasarı yok” diye açıklama yapan Adalet Bakanı yalan söylemeye devam ederken tasarı her an Meclise sunulmaya hazır halde bekletiliyor.
Yürüyüşün, toplum nezdinde sınırlı da olsa olumlu etkileri ve safların belirginleşmesine katkıları oldu. Tüm dünyada gelişmekte olan zaferin ancak sokakta kazanılabileceğini gösteren genel yönelimi de destekledi. Ancak baro başkanlarının genel eğilimi eylemi büyütmemekten yanaydı. Ve sonuçta sembolik kısa bir yürüyüşten sonra Anıtkabir’e gitmelerine izin verildi.
Baroların yapısal sorunları yanında, bu yürüyüşün eksiklerini, hatalarını, zaaflarını ve zayıf yanlarını, genel olarak meslek örgütlerinin seyirci desteği konumunda kalmalarını da öncelikle örgütlerin içinden başlayarak tartışmaya açmak gerekiyor.
En başta gelen ve en önemli eksiklik, yürüyüşün sadece baro başkanlarıyla sınırlı ve temsili düzeyde tutulmasıdır. Her kentteki avukatları, özellikle emekçi avukatları bulundukları kentlerde harekete geçirecek bir planın ve hazırlığın yapılmamış olması da eylemin başka bir zayıf noktasını oluşturuyordu. Diğer kentlerdeki kısmi katılımlı eylemler, polisin saldırısı üzerine kendiliğinden gelişti.
Ankara’ya yürüyerek girmelerinin engelleneceği güçlü bir ihtimal olarak baştan düşünülmeli ve buluşma Ankara’nın merkezinde, örneğin Adliye önünde gerçekleşmeliydi. Bu durumda kitlesel katılım daha fazla olabilir, şehir dışında yağmur altında karşılaşılan zorluklar ve ulaşım sorunları yaşanmayabilirdi.
İktidar eylemin zayıf yanlarını gördü ve daha kente girmeden bulunduğu mekana hapsetti. Dünyanın gözü önünde baro başkanlarına ve destekleyen avukatlara saldırmaktan da çekinmedi.
Öte yandan eylemin sürekliliğine, polis müdahalesi halinde ne yapılacağına yönelik bir B planı olmadığı da anlaşıldı. Eyleme katılan ve destekleyen baro sayısı ezici bir çoğunluk oluşturuyordu ama yine mesleğin sınıfsal kökenlerinden gelen nedenler yanında örgütlerin bürokratik yapılarından kaynaklanan nedenlerle eylemi genişletmekten de uzak duruyorlardı. Temsili katılımla başlayan eylemin çıtasını yükseltmekten çekiniyorlardı.
Çıtayı baştan düşük tutunca iktidar da onu daha aşağı çekmekten geri durmadı, durmayacak.
İktidarın hedefi yandaş yapamadığı tüm meslek örgütleri
Tasarı baroları bitirmeyi, derneklere dönüştürmeyi amaçlıyor. Barolar kaybedilirse sıra başta TTB ve TMMOB olmak üzere diğer meslek örgütlerine gelecek. Bu tehlike yeterince gözler önüne serilemedi. Diğer meslek örgütleri dışardan destekçi oldular ama aslında seyirci kaldılar. Bu, faşizmin tüm meslek örgütlerine yönelik genel bir saldırı hazırlığı içinde olduğunun görülmemesi ya da hafife alınmasından kaynaklanıyor.
Mevcut meslek örgütlerinin hazırlanan bu saldırıyı geri püskürtmeye güçleri yeter mi? Zaafları ve zayıf noktaları belli. Bu nedenle diğer tüm muhalif kesimlerle birlikte daha kitlesel bir karşı duruş için çeşitli kampanyalarla birlikte omuz omuza, uzun soluklu bir mücadeleye hazırlanmak; toplumun sömürülen sınıfları ve ezilen kesimlerinde giderek biriken tepki ve öfkeyi kendi kulvarında kendi başına bırakmayıp birleştirecek, aynı kanala yönlendirecek yol ve yöntemler üzerinde yoğunlaşmak gerekiyor.
Yaşadığımız siyasal ve ekonomik kriz koşularında ve özellikle dünyada işçi sınıfı eylemleri, halk isyanları ve kitlesel gösteriler olurken Türkiye’de faşizm, hiçbir hak hukuk tanımaksızın kendini tahkim etme yoluna girmişken, propagandaları ne kadar güçlü yapılmaya çalışılırsa çalışılsın her türlü temsili veya dar kadro eylemlerinin başarılı olamayacağını görmek gerekiyor. Bu tür eylemlerde nadiren de olsa küçük kısmi kazanımlar sağlansa bile bu kazanımların arkasında örgütlü bir kitle gücü olmayınca kolayca yok edilebiliyor. Küçük kazanımlara da kuşkusuz ihtiyacımız var. Ancak faşizmin örgütlü kitlesel bir mücadele ile geriletilmesine bağlı olan siyasal hedeflere, temsili veya dar kadro eylemleriyle ulaşmanın olanaksız olduğu da defalarca test edildi. Diğer yandan, sürekli yenilgiyle sonuçlanan temsili dar kadro eylemlerinin yılgınlığa yol açan olumsuz moral etkileri de yaşanıyor.
Meslek örgütlerini dağıtmaya, iktidar karşısında işlevsizleştirmeye yönelik stratejinin karşılaşacağı tepkileri de ölçmeyi amaçlayan ilk taktik halkasıdır bu tasarı.
Tüm meslek örgütlerine şu uyarıyı yapmak gerekiyor: Barolar kaybederse sıra size gelecek. Dışardan desteklemek yetmez, birlikte mücadeleyi örgütleyelim!
Klasik ama her zaman doğru ve güncel olan sloganda ifade edilen tehlike hattındayız.
Ya hep beraber ya hiçbirimiz!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!