Temmuz 2019’dan bu yana iki başkan eskiten Merkez Bankası’nın başına dün geceyarısı yeni bir müdahalede daha bulunularak üçüncü başkan ataması yapıldı. 2019’da görevden alınan Murat Çetinkaya’nın yerine atanan Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal da görevden alınarak, yerine Maliye eski Bakanı ve Cumhurbaskanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı Naci Ağbal’ın atandı. Resmi Gazete’de de yayınlanarak yürürlüğe giren atama kararının ardından döviz bir kez daha fırladı.
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2016 yılından beri Merkez Bankası Başkanlığı yapan Murat Çetinkaya’yı 2019 Temmuz’unda görevden alıp, yerine dikte ettiklerini anında hayata geçirecek bir isim olan Murat Uysal’ı getirmişti. Çetinkaya’nın görevden alınmasını da “Kendisine ekonomi toplantılarında defalarca faizi indirmesi gerektiğini söyledik. ‘Faiz düşerse, enflasyon düşer’ dedik. Gerekeni yapmadı. Aynı kulvarda değildik” sözleriyle özetlemişti.
Çetinkaya’nın yerine getirilen Murat Uysal, o tarihten bu yana ne denildiyse onu yapan bir isim oldu. Fakat buna rağmen yaşanan krizde sorumluluk Merkez Bankası başkanındaymış görüntüsü yaratmanın kurbanı edilerek, dün gece görevden alındı.
Albayrak’tan “aforizmalar”!
Göbekten ithalata bağlı şekilde üretim yapabilen Türkiye ekonomisinin hali ortadayken, dövizdeki yükselişle ilgilenmediklerini söyleyen Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın hafta başında AKP’li milletvekilleriyle bir araya geldiği ve “Küresel ve Türkiye Ekonomisindeki Gelişmeler” üzerine bir sunum yaptığı kaydedilmişti. Albayrak’ın o sunumda absürt komediyi aratmayacak bir başarıyla (!) “Dövizdeki artışın birçok sebebi var. Dünyadaki belirsizlikler, ABD seçimleri, pandemi, ülkeler arasındaki sıkıntılar. Hepsi dövizin yükselmesine neden oluyor. Biz dolarla uğraşmıyoruz. İstesek düşürürüz. Faizi yükseltirseniz, döviz düşer. Ama bizim derdimiz bu değil” dediği ve dertlerini de şöyle özetlediği ifade edilmişti:
“Faizi artırmanın da eksileri var, artıları var. Faiz yükselirse, üretim düşer istihdam azalır. Bizim buradaki amacımız ithalatı azaltmak, üretimi artırmak. İthalat uyuşturucu gibi, ilk kullandığında kendini iyi hissedersin ama bu seni yavaş yavaş öldürür. O nedenle bizim hedefimiz öncelikle ithalatı azaltmaktır. Dövizde yaşanan hareketliliğinin birkaç ay içinde bir dengeye oturmasını bekliyoruz.”
Ağır sanayiden tarıma kadar alımıza gelebilecek her alanda ithalata bağımlı olan Türkiye ekonomisi açısından ithalatı nasıl azaltacaklarına, ekonominin kendine yeter bir güce nasıl ulaşabileceğine dair tek bir söz etmeksizin…
Döviz rezervlerinin tükendiği, ihtiyaç akçesi de dahil elde avuçta ne ya varsa müteahhit, enerji ve maden patronları başta olmak üzere burjuvaziye akıtıldığı ya da savaş politikalarına seferber edilerek tüketildiği bu koşullarda Merkez Bankası’nın başına ekmek fiyatlarından bile haberi olmadığını önceki pratikleriyle gösteren Naci Ağbal’ın getirilmesi bir hokus bokus etkisi yaratacak mı göreceğiz!
Enflasyonun alıp başını gittiği, döviz kurlarındaki her yükselişle artık takip edilemez hale geldiği, milyonların iş aramaktan bile umudunu kestiği, işsizliğin yapısal bir sorun niteliği kazandığı bu koşullarda “biz ithalatı azaltıp, üretimi arttırmak istiyoruz, yoksa dövizi çoktan indirirdik” diyen bir zihniyetin neler yapabileceğini izleyip görüyoruz. Sadece Merkez Bankası Başkanlarını görevden almıyor bu akıl. Asıl olarak işçi ve emekçilere güvencesizliği, esnekliği, kuralsızlığı dayatan vahşi emek sömürüsü rejimi dayatarak işin nirengi noktasına yoğunlaşıyor.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!