Halim Bahadır
Son zamanlarda, ülkemizde adını sıkça duyduğumuz Katar, son olarak kamuoyuna ‘Katar’la 10 anlaşma’ olarak lanse edilen ekonomik anlaşmalarla iyice gündemimize oturdu.
Adı geçen söz konusu ‘Anlaşmalarla’ kamuoyunda yaratılan algı, Katar’ın Türkiye’de giderek hız verdiği doğrudan yatırım, tek yanlı şirket, banka, AVM, gayrı menkul alımlarıydı. Buna ilaveten Katar’ın diğer dış sermaye yatırımlarının listesi de çarşaf çarşaf yayınlanarak neredeyse kapitalist emperyalist ülke olduğu algısı yaratılıyordu. Kısacası, Katar-Türkiye ilişkilerinde, ortada görünen kelimenin gerçek anlamıyla eşit olmasa bile, aralarında kabul edilebilir, rölatif bir eşitlik ilişkisi olan iki ticari partnerin karşılıklı mal, hizmet, bilgi ve teknolojilerin değiş-tokuş edildiği klasik bir ticari ilişkiden ziyade; sonradan görme paralı ve küstah bir müşteriyle, içinde bulunduğu zor ekonomik şartlar nedeniyle müşterisinin küstahlıklarına boyun eğen mahcup bir bakkalın ilişkisine benzeyen bir ilişkiydi. Öyle ya bu Katar, tıpkı örnekteki küstah müşteri gibi Türkiye’ye dalmış, parasını bastırıp neler almamıştı ki…
Gerçekte “Katar’la 10 anlaşma” ile olan neydi? Bu sorunun Katar gerçeği anlaşılmadan doğru yanıtı da bulunamaz. Üstelik bu doğru yanıt, Katar özgülünden hareketle kapitalist emperyalist sistem ile yeni sömürgeler arasındaki ilişkilerin genel sistematiklerini de açıklayacak niteliktedir.
Katar’ın aşağıda listelerini vereceğimiz Türkiye ve dünyadaki dış yatırımları, Katar Emirliği’ne bağlı Katar Yatırım Otoritesi (Qatar Investment Authority) tarafından ya direkt ya da iştirakleri olan yan şirketler üzerinden dolaylı yönetilmektedir. Katar Yatırım Otoritesi (QIA), Katar’ın petrol ve doğal gaz fazlalıklarını yönetmek ve mevcut yapısıyla sadece petrol ve doğal gaza bağımlı ülke ekonomisinde sektörel çeşitliliği artırmak amacıyla 2005’te kurulan fondur. 2017 rakamlarına göre yönettiği sermaye ve aktiflerin toplam değeri 335 milyar dolardır.
Katar’ın Türkiye’deki en önemli yatırımları:
-Finansbank’ın tamamı (yüzde 99.81) QNB (Katar Ulusal Bankası) tarafından 2.75 milyar dolara satın alındı.
-A Bank (Alternatif Bank)’ın yüzde 25 hissesi Qatar Commercial Bank tarafından 2016’da satın alındı.
-Ergo Potföy’ün (yüzde 100 ) hissesi,
-Digitürk, Katar’lı beIN Media Group (yüzde 100) tarafından satın alındı.
-Zırhlı araçların üretildiği Sakarya Tank Palet fabrikası, BMC’nin yüzde 50 hissesine sahip olan Katar Silahlı Kuvvetleri Endüstri Komitesi’ne 25 yıllığına devredildi.
-Banvit’in yüzde 79.5 hissesi, Katar – Brezilya ortaklığı olan TBQ tarafından satın alındı.
-Ankas’ın yüzde 100 hissesi, Katarlı Hamad bin Khalid tarafından satın alındı.
-Boyner Group’un yüzde 30.7 hissesi Mayhoola for Invesments Qatar tarafından satın alındı.
-İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın (IMKB) yüzde 10 hissesi yine QIA tarafından satın alındı.
-İstinye Park’ın (AVM) yüzde 42 hissesi Katar’a satıldı.
-Kanal İstanbul güzergahı ve Ataköy sahilindeki araziler, oteller konut projeleri, Haliç projesine ortaklık, su haklarının yüzde 10’nun, Antalya Limanı işletmesinin Katar’a devri.
-2018’de ABD Türkiye ilişkilerinin gerginleşmesiyle Türk lirasının hızla değer kaybettiği, ekonomik krizin derinleştiği süreçte kritik parasal kaynak Katar’dan geldi. Katar’la o süreçte 15 milyar dolarlık doğrudan yatırım anlaşması imzalandı.
-Türkiye’nin içinde bulunduğu derin ekonomik, siyasi, toplumsal kriz dolayısıyla Türk lirasının yeniden değer kaybına uğraması ve Merkez Bankası döviz rezervlerinin tükenmiş olması (-43milyar dolar), Türkiye’yi tefeci para piyasalarından yüksek faizli borçlanmaya itti. 17 Ağustos 2018’de Türkiye ile Katar arasında önce 3 milyar dolara eşdeğer TL-Katar riyali döviz takası (swap) anlaşması yapıtı. Bu miktar daha sonra 5 milyar dolar eşdeğer, 2020’de de 15 milyar dolar eşdeğer swap anlaşmasına yükseltilmiştir.
Şimdi de Katar’ın yine büyük bir bölümü Katar Yatırım Otoritesi(QIA) tarafından gerçekleştirilen önemli dış yatırımlarına ve QIA’nın önemli iç ve dış iştiraklarına bir göz atalım:
Qatar Milli Bankası (yüzde 50), Qatari Diar (yüzde 100), Qatar Holding LLC(100), Qatar İslami Bankası (yüzde 16), Çin Ziraat Bankası (%?), Airbus Group (yüzde 6.65), Londra Borsası (yüzde 10.3), Total (yüzde 4), Barclays (yüzde 6.65), Glencore (yüzde 42.8), Vivendi (yüzde 3), Volkswagen (yüzde 17), Porsche(%?), Lagardère Group (yüzde 12.83), Royal Dutch Shell (yüzde 3), Paris Saint-Germain (yüzde 100), Virgin Megastore(%?), HSBC(%?), Credit Suisse (yüzde 5.20), Miramax Films (yüzde 100), Sinsbury (yüzde 22), Harrods(%?), Heathrow Hava Limanı (yüzde 20), IAGSA=British Airways’in sahibi (yüzde 10.3), Shard Gökdeleni(%?), Alpha Bank(?), Veolia(%?), Environement (%?), Rosneft (yüzde 18.93), St. Petersbug Hava Limanı (yüzde 25), Empire State Reality Trust= Empire State Building’in sahibi (yüzde 10), Valentino Fashion Group (yüzde 100), …
Şimdiye kadar Katar’ın Türkiye ve dünya ülkeleriyle olan finansal ilişkilerinin Katar hesabına yazılan bölümünün bir dökümünü yapmaya çalıştık. Tabii ki bu ilişkinin bir de karşı tarafı var.
Nereden geliyor bu değirmenin suyu?
Katar petrol ve doğal gaz kaynakları bakımından çok zengin bir ülke; 25 milyar varil kanıtlanmış petrol rezerviyle 14 üyeli OPEC içinde 9. sırada. Katar’ın asıl zenginliği sahip olduğu doğal gaz rezervlerinden kaynaklanmaktadır. Katar 23.86 trilyon metreküp kanıtlanmış doğal gaz rezerviyle Rusya ve İran’dan sonra dünyanın 3. en zengin doğal gaz rezervine sahip ülkesidir. Katar, Ortadoğu petrol ve doğal gaz havzasında Basra Körfezi kıyısındaki coğrafi konumu nedeniyle de jeostratejik bir öneme sahiptir.
Katar’ın bu doğal kaynaklar zenginliği ve jeostratejik konumu hem Katar’ın yukarıda açıkladığımız uluslararası ilişkilerinin hem de küresel emperyalist sistemin Katar’a yönelik ekonomik, mali, askeri, siyasi ilişkilerinin maddi temelini oluşturmaktadır.
Katar, küresel emperyalist sistem içindeki en başta Royal Dutch Shell, Exxon Mobil, Total, Texaco=The Texas Company gibi çok uluslu petrol şirketleriyle, HSBC gibi dev bankaların, yatırım ve finans kurumlarının ilgi odağı, operasyon alanı durumundadır. Shell, Katar’ın endüstri şehri Ras Laffan’da Pearl GTL (Gas to Liquid) adıyla büyük bir doğal gaz çevrim sanayii kurdu. Bu dev fabrika 2006’da kurulmaya başlandı, tüm üniteleriyle kuruluşu 2012’de tamamlandı, toplam19 milyar$’a maloldu. Katar’ın North Field/South bölgesindeki büyük doğal gaz havzasından çıkarılan doğal gaz boru hatlarıyla Ras Laffan’daki Pearl GTL çevrim tesislerine sevkedilmekte, burada taşınma ve kullanım kolaylığı sağlaması için sıvılaştırılarak LNG=Liquefied/Liquid Natural Gas’a çevrilerek tankerler ve gemilerle dünya pazarlarına sevkedilmektedir.
Katar 2007- 2011 yılları arasında Exxon Mobil, Shell ve Total gibi dev petrol şirketleriyle 83 milyar dolar değerinde doğal gaz kazanım, çevrim, rezerv genişletme ve geliştirme, kullanım ve pazarlama projelerini hayata geçirecek anlaşmalar yapmıştır. Kısacası, bu şirketler sadece yatırımcı değil, petrol ve doğal gazın çıkarılıp, işletilip, pazarlanmasını kapsayan tüm süreçlerde Qatar Petroleum (QP) ile birlikte söz sahibidir.
Katar 2022 Dünya Kupası’na da ev sahipliği yapacaktır. Bu dev organizasyon için gerekli stadyumlar, konaklama ve ek tesisler, altyapı için 170 milyar dolar yatırım yapmayı planlamaktadır. Türkiye, Almanya, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa’nın birçok uluslararası şirketi bu dev pastadan pay almak için yarışmaktadır. Özellikle Siemens, Deutsche Bahn gibi birçok uluslararası Alman şirketi, Katar’daki altyapı, iletişim, ulaşım projelerini gerçekleştirmeye başladı. Doha’da olimpiyatlar için ana stat görevini görecek 40 bin kişilik stadın inşasını Katar inşaat devi, Al Jaber Mühendislik ile Türkiye’den Tekfen Holding birlikte üstlendi.
Katar’ın sosyal dokusu
2018 sayımına göre Katar 2.7 milyon nüfusa sahip, bunun yüzde 13’ü Araplardan, yüzde 87’si daha çok Güney Asyalı ülkelerden gelen göçmenlerden oluşuyor. Katar’da erkek ve kadın nüfus arasında büyük bir dengesizlik var, erkek nüfus baskın. Ülkede 100 kadına karşılık 329 erkek yaşamaktadır. Bunun ana nedeni, Katar otoritesinin yapılacak işlerin yapısına uygun olarak daha çok erkek göçmen işçi tercih etmesidir. Katar’ın yönetim biçimi mutlak monarşi. Ülke El Thani hanedanı tarafından yönetilmektedir. Katar Emiri, 2013’te babasından görevi devralan Şeyh Tamim bin Hamad El Thani’dir. Başbakan ve Bakanlar Kurulu üyeleri Emir tarafından atanırlar. Katar 1871’de Osmanlı Egemenliği’ne, 1916’da ise İngiltere egemenliğine girdi; 3 Eylül 1971’de İngiltere ile yapılan bir anlaşma ile ‘bağımsız’ bir ülke oldu.
Katar doğal kaynaklarının zenginliğine rağmen, bu kaynakların üretimi ve bölüşülmesindeki çelişkilerin şekillendirdiği adaletsiz bir toplumsal sisteme sahiptir.
Küresel emperyalist tekeller ve onlarla çıkar ve kader birliği etmiş El Thani aşireti ülkede her şeyin sahibidir. Bu oligarşinin etrafında sayıları 200 binin biraz üzerinde olan ayrıcalıklı Arap nüfus bulunmaktadır. Nüfusun ezici çoğunluğunu oluşturan göçmen işçi kitleleri Katar’ın zenginliklerinden pay alamamakta, çok ağır çalışma ve yaşam koşulları altında yaşamaktadır. Ülkede Arap olanlarla olmayanlar arasında büyük bir ayrımcılık vardır, Arap olmak başlı başına bir ayrıcalıktır. 230 bin kişilik Arap nüfus içinde sadece 45 bin erkek, 25 bin kadın çalışma hayatında aktiftir.
Arapların ‘evi’nde “reform”
Devlet çalışsın çalışmasın -ki çalışanlar da daha çok devlet dairelerinde, bankaların, şirketlerin üst pozisyonlarında çalışıyorlar-, Arap nüfusu aylık maaşa bağlıyor, toprak veriyor. Kısacası ülke Arapların evi, göçmen işçiler de o evin çalışanları olarak görülüyor. Arap nüfusun çalışma şartları çok rahat, sabah işe gidip öğleden sonra ayrılıyorlar. Buna karşılık göçmen işçilerin çalışma koşulları bir cehennemden farksız. BM verilerine göre Katar en yüksek göçmen işçi oranına sahip ülke. Katar’da şimdilerde 1.6 milyon yabancı işçi bulunuyor. Göçmen işçilerin çoğu Hindistan, Pakistan, Bangladeş ve Nepal’dan geliyor. Diğerleri Kuzey ve Doğu Afrika ülkelerinden gelmektedir. Erkek göçmen işçilerin neredeyse tamamı inşaat ve fiziksel kuvvet gerektiren işlerde, kadın göçmen işçiler daha çok ev işleri ve hizmet sektöründe çalışmaktadırlar.
Dünya kupası nedeniyle dikkatlerin Katar’a çevrilmesiyle yıllardan beri süregelen insanlık dışı çalışma koşulları yoğun tepkilere yol açtı. Uluslararası baskılar sonucu, Ağustos 2020’de bazı reformlar yapıldı. Reformlara kadar yaygın olarak uygulanan ‘kavala sistemi’ne göre, patron çalışanların işyeri değiştirmesini veya ülkeyi terketmesini yasaklayabiliyordu. Patronların, çalışanların pasaportlarına sözleşme bitimine kadar el koyması sık görülen bir durumdu. Ağustos 2020’de Katar Emirliği, göçmen işçiler için aylık bin riyal (yaklaşık 230 Euro) asgari ücret belirledi. Bundan önce göçmen işçiler için Katar’da asgari ücret yoktu.
“Reform”lara rağmen, Uluslarası Af Örgütü’ne göre, yabancı işçiler hala aşağılanma ve şiddete maruz kalıyor. Reformlardan sonra bile, göçmen işçiler için yasal sağlık sigortası yok. Kadın işçiler, hiç tatil günleri olmadığını, işverenlerin pasaportlarını vermediğini, sözlü ya da fiziksel taciz, tecavüz ve aşağılanmaya maruz kaldıklarını, yeterli yemek verilmediğini, yerde uyumak zorunda kaldıklarını, tıbbi yardım sağlanmadığını belirtiyorlar. Katar’ da 2012’de 200 Nepalli işçi yaz sıcağında aşırı uzun vardiyalar nedeniyle kalp yetmezliği veya iş kazaları nedeniyle öldü.
Sözde bağımsız gerçekte yeni sömürge
Katar, salt sahip olduğu yeraltı zenginlikleriyle değil, tüm Ortadoğu bölgesinin dünya ekonomisi açısından önemi ve Katar’ın Basra Körfezi’ndeki jeostratejik konumu dikkate alındığında tüm küresel emperyalist güçler ve odakların askeri ve siyasi ilgisinin çok yoğun olduğu bir ülkedir.
Katar El Udeyd Hava Üssü’nde -ki bu üs ABD ve koalisyon güçlerinin körfez bölgesinde sahip oldukları en büyük üstür-, 13 bin Amerikan askeri, İngiltere Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne ait uçaklar ve diğer koalisyon güçlerinin askerleri konuşlanmaktadır. Es Seyliye Kampı’nda ABD Ordusu’nun techizat ve ekipmanları muhafaza edilmektedir. Türkiye’nin Katar’da küçük çaplı da olsa iki askeri üssü bulunmaktadır.
Tüm bu gerçekler dikkate alındığında son zamanlarda ‘Katar sermayesi’ olarak dillendirilen sermayenin yeni sömürgeci küresel emperyalist sermayeden bağımsız olmadığı ortadadır. Qatar Yatırım Otoritesi (QIA) dahil, ana şirket sermayesi ve adresi belli bir ülkede olan hemen hemen tüm şirketler, ilişkileri, iştirakleri ve total sermaye yapıları itibariyle kozmopolit karakterli çokuluslu şirketlerdir. Dolayısıyla Katar da görünüşte siyasi olarak sözde bağımsızdır; gerçekte ise ABD ve İngiltere liderliğindeki Batı emperyalist blokunun yeni sömürgesidir.
“Kader buluşması”
Türkiye Katar ilişkilerine gelince, özellikle AKP iktidarı döneminde Türkiye’nin genel olarak Ortadoğu, özelde de Katar’la ekonomik, siyasi ve sosyal ilişkileri bir yükselme trendine girdi. Bunun belli nedenleri vardır.
Birincisi, ABD ve İngiltere liderliğindeki emperyalist Batı blokunun Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın İslam ülkelerinde neoliberal kapitalist ilişkileri geliştirip derinleştirerek, söz konusu bu ülkeleri kapitalist emperyalist pazara bir yeni sömürge olarak entegre etme amacı. Büyük Ortadoğu Projesi’nde (BOP) Türkiye’ye biçilen rolün AKP’nin ideolojik hedefleri ve temsil ettiği sınıfsal güçlerin çıkarlarıyla örtüşmesi. Bilindiği gibi her iki ülke, ABD-AB emperyalist blokunun Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki İslam ülkelerinde tetiklediği ‘Arap Baharı’ isyanlarına kendi ihvancı politikalarına uygun düşmesi nedeniyle destek vermişlerdi. Katar ve Türkiye Suriye iç savaşında da benzer bir tutum izlediler.
İkincisi, Türkiye Katar ilişkilerindeki yükselme trendinin bir başka nedeni de -ki bu büyük oranda birinci şıkta açıkladığımız nedenin doğrudan sonucudur-, son süreçlerde her iki ülkenin içinde bulunduğu koşulların iki ülke arasında ortak bir kader birliği yaratmasıdır.
Bilindiği gibi Katar, Arap Baharı sırasında ihvancı Müslüman Kardeşler’e verdiği destek, Suriye iç savaşında ve İran’la ikili ilişkilerinde diğer Arap ülkelerinden farklı politikalar izlemesi nedeniyle, 2017’den beri Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Mısır’ın ambargosuyla karşı karşıya kalmıştı. Katar’la benzer politikalar izleyen Türkiye’nin de aynı ülkelerle, aynı nedenlerle ilişkileri bozulmuştu. Üstelik Türkiye’nin S400 füze krizi, Doğu Akdeniz havzası uyuşmazlığı nedeniyle ABD ve AB ülkeleriyle de ilişkileri bozulmuştu.
Türkiye’nin yaşadığı derin ekonomik ve siyasi kriz, emperyalist sisteme entegre sosyo ekonomik yapısının dolar ve Euro kaynaklı finansmana duyduğu zorunlu ihtiyaç… tüm bunlar Katar’la Türkiye’nin birbirlerine karşılıklı ve zorunlu ihtiyacını artırmış, bu durum adeta iki ülkenin kader buluşması olmuştur.
Üçüncüsü, pazarlar ve sermaye ihracı kapitalist emperyalist sistemin olmazsa olmazıdır. Her iki ülkenin oligarşik sistemlerinin yarattığı ekonomik, siyasal, toplumsal koşulların ve krizlerin frenleyici etkilerine rağmen kapitalist emperyalist sistem Katar’ı da Türkiye’yi de sistem dışına ya da rakip emperyalistlerin kucağına itmek istemez. Her iki ülkeyi de kendi egemenlik sahası içinde tutmak kuşkusuz işlerine gelir.
Sermayeyi kediye yüklemek
Kamuoyuna “Katar’la 10 anlaşma” başlığıyla sunulan yeni ilişki biçimiyle, küresel emperyalist sermaye, hukuki olarak ana şirketi ya da şirketleri Katar sınırları içinde görünen çok uluslu sermaye grupları eliyle Türkiye İçindeki başka çok uluslu sermaye grubu ya da gruplarının sermaye bileşimine dahil olmak ya da var olan payını artırmak suretiyle, sermaye ihracını direkt değil de karşılıklı vekaletler üzerinden gerçekleştirmiş olmaktadır.
Bu sermaye transferi operasyonunun neden direkt değil de dolaylı, “Katar Sermayesi” aracılığıyla=vekalet kullanılarak, yapılmasının da birçok nedeni vardır.
Türkiye, küresel emperyalist sistemin bir halkası ve sistemin bunalımının en çok derinleştiği, ekonomik bunalımın siyasi bunalımla sarmalandığı en istikrarsız halkalarından biri durumundadır. Emperyalist sermaye bu gibi halkalarda yeni operasyonlara girişirken kendini garantiye almak ister. Başka bir ifadeyle, ‘istikrar’ onlar için çok önemlidir, sermayeyi kediye yüklemezler.
“Katar Şalı”
Operasyonun yapılacağı yerel birimin vereceği hazine ya da devlet garantileri yeteri kadar güvenilir değilse -ki Türkiye’nin verdiği garantiler böyledir-, o zaman garantili gördüğü ve kendi kontrolü altındaki başka bir ülke ya da grubu devreye sokarak, sermaye operasyonlarını vekalet üzerinden gerçekleştirir. ‘Katar Sermayesi’ adı altında son süreçlerde adını daha sık duyduğumuz grup, emperyalist sermaye için güvenilir bir operasyon aracıdır. Emperyalist sistem bu vekalet yöntemiyle hem maşa varken elini yakmamış hem de baskıcı, otoriter, oligarşik rejimleriyle uluslararası kamuoyunda kötü üne sahip bu ülkelerle kendi kamuoylarının da tepkisini çekecek direkt ilişkilerden kaçınmış oluyorlar. Aslında devam eden ilişkilerin üzerine ‘Katar Şalı’ örtmüş oluyorlar.
Bu tip vekalet operasyonlarının doğrudan devamı olarak ortaya çıkan diğer önemli bir nokta da bugün ‘Katar sermayesi’ olarak masaya oturan bu vekilin yarın konjonktür değiştiğinde, hangi emperyalist sermaye grubunun vekaletini yürüttüğü daha net olarak görülecektir.
Ya da Uluslararası Tahkim Hukuku’nun sağladığı güvence ve şirketler arası dinamik sermaye geçişkenlik ilişkileri kullanılarak satın alınan bu hisselerin daha kaç el değiştireceğini hep birlikte izleyeceğiz.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!