Salı, 18 Ağustos 2026

Ostim-İvedik Katliamını Unutmadık!



Ankara İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ankara Şubesi, 3 Şubat 2011’de gerçekleşen OSTİM-İvedik katliamının yıldönümünde Ostim Metrosu çıkışında basın açıklaması yaptı.


Ankara İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ankara Şubesi, 3 Şubat 2011’de gerçekleşen OSTİM işçi katliamının 10. yıldönümünde OSTİM metrosu çıkışında, “Dün OSTİM’de, bugün hastanelerde! İş cinayetleri devam ediyor!” başlıklı basın açıklaması gerçekleştirdi. “Sömürüye ve salgına karşı, yaşamak ve yaşatmak için örgütlenmeye!” çağrısının yapıldığı basın açıklamasında, “Dün OSTİM’de, bugün hastanelerde! İş cinayetleri devam ediyor! Sömürüye ve salgına karşı, yaşamak ve yaşatmak için örgütlenmeye!” pankartı açıldı.

3 Şubat 2011’de Ostim Organize Sanayi Bölgesi’ndeki Özkanlar Hidrolik İmalat’ta ve yine aynı gün İvedik Organize Sanayi Bölgesi’ndeki Metsan’da patlamadan kaynaklı yangın sonucu yirmi işçi hayatını kaybetmiş, elli üç işçi yaralanmıştı. Patlamanın patronların daha çok kazanma hırsı, yapılmayan denetimler, alınmayan önlemler ve sermaye düzenini koruyan hukuk sisteminin toplam sonucu olduğu açıkça ortaya çıkmıştı.

Basın açıklamasında bu gerçeğe vurgu yapılarak “İş cinayeti, ruhsatsız yerde imalat yaptıkları ve patlamaya neden olan tüplerin depolanması ve denetimine ilişkin mevzuat hükümlerinin hiçbirine uymadıkları için gerçekleşti. Patlamadan sonra yapılan incelemelerde işyerlerinin tehlikeli iş yapılan bir binada olması gereken önlemlere sahip olmadıkları, ikinci gayri sıhhi müessese kapsamındaki bu işyerlerinde işverenlerin, işçileri koruma yönünde hiçbir önlem almadığı ortaya çıktı” denildi.

Dava süreci de iş cinayetlerinin üzerinin nasıl örtüldüğünü gösterdi

Ostim ve İvedik Katliamı’nın yargı sürecinin de Türkiye’de iş cinayetlerinin üzerinin nasıl örtülmek istendiğini bir kez daha gösterdiği vurgulanan açıklamada, “Dava süreci, 4-5 kişi üzerinden, düşük miktarlı ve taksitli para cezasıyla geçiştirilmeye çalışıldı. Mahkeme yalnız beş sanık hakkında hüküm verdi, diğer on üç sanık hakkında beraat kararı verdi. Yapılmayan denetimler ve alınmayan önlemlere göz yuman kamunun sorumluğu ortadayken dava sürecinde sorumlu kamu kurumları hakkında hiçbir işlem yapılmadı, yargı sürecinin dışında tutuldu!” ifadeleri kullanıldı.

Despotik çalışma rejimi daha da ağırlaştı!

Katliamın üzerinden 10 yıl geçtiği fakat değişen bir şeyin olmadığı belirtilen açıklamada, “Aksine, Ostim-İvedik Katliamı’na yol açan despotik çalışma rejimi, Covid-19 pandemisi eşliğinde ağırlaştı ve yeni iş cinayetleriyle devam ediyor. Salgın koşullarında Türkiye’yi ucuz işgücü cenneti olarak uluslararası sermayeye pazarlamaya çalışan sömürü düzeni, işçileri virüsten korumak yerine daha çok çalıştırıyor!” vurgusu yapıldı.

Bu rejimin yasalarla, yönetmeliklerle, fabrikalara özel faaliyet izinleriyle, kapalı devre çalışma sistemiyle, patronlara verilen teşvikler ama işçilere dayatılan sefaletle, çarklar dönsün de ne olursa olsun politikasıyla birleşerek sürdüğü kaydedildi.

Sermayenin kuralsızlıklarına göz yumulurken cinayetler devam ediyor

Sermayenin her türlü kuralsızlığına göz yumulurken iş cinayetlerinin artmaya devam ettiği kaydedilen açıklamada şunlar ifade edildi:

2019 yılında Ankara’da en az elli altı, Türkiye genelinde 1736 arkadaşımız iş cinayetlerinde yaşamını yitirirken virüsün başta sağlık emekçileri olmak üzere tüm işkollarını vurduğu 2020 yılında Ankara’da en az seksen, Türkiye genelinde 2427 işçi iş cinayetinde hayatını kaybetti!

Salgının ilk günlerinden bu yana ısrarla ifade ettiğimiz gibi bu sürede izlenen politikalarla salgın adım adım bir işçi sınıfı hastalığına dönüştürüldü. Salgının 7 aylık sürecinde sermayeyi koruyan, üretimin her ne olursa olsun devamlılığına dayanan “çarklar dönsün” anlayışı ile işçi sınıfını sürü bağışıklığına iten politikalar, virüsün işyerlerinde ve işçilerin yaşam alanlarında hızla yayılmasına sebep oldu. Covid-19 nedeniyle en az 741 işçi çalışırken hastalandı ve öldü! Açıktır ki, 10 yıl önce patlamada ölenlerle, bugün başta hastaneler olmak üzere işyerlerinde covid-19’a yakalanarak ölenler emekçilerdir.

Sağlık emekçileri ise bu salgının fiziksel, psikolojik ve mesleki olarak en zor süreci yaşayan, en fazla hastalanan ve ölen kitlesi oldu. Sağlık, bu dönem yalnızca hastalarla yüksek yoğunlukta temas etmenin bir sonucu olarak değil kötü çalışma koşullarının bir sonucu olarak da en çok ölümün yaşandığı işkolu oldu. Bu süreçte, başta sağlık emekçileri olmak üzere, virüsün bulaşması sonucunda maruz kalınan covid-19, iş kazası sonucu gelişen ölümcül seyirli mesleki bulaşıcı hastalık, ölüm halinde ise iş cinayeti olarak değerlendirilmesi gerekirken, Sosyal Güvenlik Kurumu, covid-19’un “iş kazası/meslek hastalığı” tanımı dışında sadece “hastalık” olarak provizyon alınmasını isteyen skandal bir genelgeye imza attı. İşçi sağlığı ve güvenliğini ortadan kaldıran politikalardan vazgeçilmelidir

Bugün hastanelerde, fabrikalarda, şantiyelerde, tersanelerde, madenlerde, depolarda, marketlerde, tüm işkollarında çalışan beyaz ve mavi yakalı, memur ya da işçi ayırt etmeksizin tüm işçilerin, emekçilerin kaderi ortaklaşmıştır.

İşyerlerimizde uzun mesailerin, uygulanmayan 6331 sayılı yasanın, alınmayan önlemlerin, yoğunlaşan baskının ve mobbingin, güvencesiz çalışmanın bizi hastalanmaya ve ölüme sürüklediği çok açıkken, göz göre göre ölmek istemiyoruz. Göz göre göre arkadaşlarımızın ölümünü seyretmek istemiyoruz.

Talepler

Covid-19 sağlık emekçileri için meslek hastalığı, diğer işkollarında çalışan işçiler için ise iş kazası olarak tanınmalıdır.

• İşyerlerinde başta üretim alanları olmak üzere ulaşım, beslenme, barınma gibi tüm alanlarda işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınmalıdır.

• Kronik hastalığı olan ve belli bir yaşın üzerindeki işçiler bu süreçte idariücretli izne çıkarılmalıdır.

• İşten atmalar yasaklanmalı ve 1168 TL değil tam ücret ödenmelidir.

• Çalışma saatleri, ücretlerde kesintiye gitmeden azaltılmalıdır.

• İşçilere ücretsiz-yaygın testler yapılmalı, vakaların arttığı işyerlerinde üretime ara verilmelidir.

• Evden çalışan işçilerin çalışma saatleri düzenlenmeli ve iş için yaptıkları harcamalar karşılanmalıdır.

• Göstermelik değil etkin iş sağlığı ve güvenliği düzenlemeleri çıkarılmalı ve ertelenmeden uygulanmalıdır.

• İşyerlerinde risk değerlendirmesinde emekçiler de yer almalıdır.

• İSG önlemleri piyasanın insafına terk edilmemelidir, etkin bağımsız katılımlı denetim sağlanmalıdır.

• Covid 19 nedeniyle tüm emekçilere nitelikli ve yeterli sayıda koruyucu ekipman sağlanmalıdır.

Ölenleri unutturmamak ve yaşayanları korumak için mücadelemiz sürecek!

Yaşamak ve yaşatmak istiyoruz!