Çürümüş bir düzen ve onun siyasi iktidarının, kendisine yönelik en küçük bir itirazın tepesine askeriyle-polisiyle-mahkemesiyle çöreklenerek gücünü kanıtlama çabası, toplumsal karşılıklarını böyle yaratıyor. Afyon’da 16 yaşındaki çocuk işçi Şükrü Can K.’nın başına gelenler de bunun tipik ifadesidir. Can K., ayrıldığı işyeri patronları A.A. ve A.S.’den 200 lira alacağını isteyince, önce pazarda çalıştırılıp ardından 5 saat işkence görebiliyor mesela.
Patron-şef-müdür konumunda bulunanlar, kısacası kendi çapında iktidar olanlar yanlarında çalışanlara her türlü zorbalıkla saldırma özgürlüğüne sahip olabiliyorlar. Migros’taki kadın işçilerin anlattıkları da bunun somut ifadesidir, hakkını isteyen çocuk işçinin başına gelenler de…
Bu zincir tüm toplumsal ilişkileri kapsayacak şekilde uzayıp gidiyor. Kim hangi alanda güçse kendisinden zayıf olanlara ve bu zayıf olanların her itiraz ve taleplerine çeşitli biçimlerle saldırmayı hak olarak görebiliyor.
Çürümüş sistem kendisiyle birlikte toplumu-toplumsal ilişkileri de çürütüyor. Onun çürümesinin en uç ifadesi olan siyasi zorbalık, bu zorbalığın en karanlık biçimi olan faşizm, kendi tarzını toplumsal ilişkilerin içine böyle taşıyor.
Kim güçse, bu güç kime hangi oran ve düzeyde iktidar olmayı sağlıyorsa o, kendisinden zayıf olana, kendisine itiraz edene, hakkını talep edene işkence de dahil her şeyi yapabilme özgürlüğü getiriyor!
İçişleri Bakanı sıfatı taşıyan bir zatın her açıklamasında erk olmanın raconunu kestiği, tarihsel-toplumsal gericilik birikiminin kendisinin tüm toplumsal ilişkiler içinde iktidar kurması için kışkırtıldığı bu zamanda, 16 yaşındaki bir çocuğun hakkı olan parayı istemesinin karşılığının 5 saat boyunca vahşi bir işkence olması, zamanın bu ruhu içinde şaşırtıcı değil! Ama şaşırtmalı, alışılmamalı, izin verilmemeli!
16 yaşındaki Şükrü Can K.’nın korku içinde yaptığı şu anlatım asla unutulmamalı, affedilmemeli:
200 lira alacak param vardı. Onu alamadım ve onların yanından çıktım. Başka birinin yanına başladım. Pazar günü tesadüfen elim boştu. Bana ‘öğleden sonra gel hem yardım et paranı vereyim’ dedi. Ben de ‘tamam ağabey hem geleyim hem paramı ver’ dedim. Paramı vermedi, bir de üzerine dayak yedim. İşimiz bitti, işini dört dörtlük yaptım, işini bitirdim. Ondan sonra ‘biz içeceğiz’ dedi, ‘sen de iç bizimle’ dedi.
Ben ‘içmeyeceğim’ dedim. İç diye ısrar edince iki bardak içtim, ondan sonra ‘ağabey bak geç oluyor ben gideyim artık, benim evde bekleyenlerim var, artık evime gideyim’ dedim. Ondan sonra da ‘ben akşam seni eve bırakayım’ dedi. Tamam ağabey dedim, aradan bir saat, bir buçuk saat geçti. Saat 12.00 (24.00),12 buçuk sırası oldu. ‘Ağabey benim paramı verecek misin’ dedim, ‘Senin paranı vermeyeceğim’ dedi.
Bir de üzerine dayak yedim, evime de gidemedim, ailem de mağdur durumda kalmış. Saat tam 00.30 arasında başladı. Sabah 5’i 20 geçeye kadar beni dövdüler. ‘Ağabey ben elimi yüzümü yıkayayım’ dedim, onun için çıktım, oradan kaçışımla birlikte alışveriş merkezinde bir güvenlik vardı. Onun yanına gittim, ‘lütfen bana yardım eder misin’ dedim. Ambulansı çağırdı, ondan sonra işte sabah oldu. Karakola gittim şikayetçi oldum.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!