Bu bayramlar bizim değil!



“Bizim sokağımıza da bayram gelecek” bir gün elbet, sömürünün olmadığı, sınıfların olmadığı, insanca, eşit, özgür bir dünya kurulduğunda gelecek bizim bayramımız. Bu bayramlar bizim değil!


Zehra Çaldağ

Emperyalist-kapitalist barbarlığın vahşetinde, sömürü ve baskının, çıkar kavgalarının gölgesinde bayramlarda çocuk olmak, kadın olmak ezilen ulusun bir bireyi olmak gerçekten çok zordur; zehir, zıkkım edilen bayramlarda kan damlar yüreklerimize…

“Bizim sokağımıza da bayram gelecek” bir gün elbet, sömürünün olmadığı, sınıfların olmadığı, insanca, eşit, özgür bir dünya kurulduğunda gelecek bizim bayramımız. Bu bayramlar bizim değil!

Kimin neye inandığı, etnik kimliklerin, dillerin, ırkların, renklerin sorgulanmadığı; tacizin, tecavüzün, katliamların ve kirli savaşların olmadığı bir dünyada tüm dünya halklarının korkmadan, endişelenmeden kutlayacağı bayram günlerini yaratma umudunu büyütmek için bir adım ileriye yürümemiz gerektiği bilinciyle söylüyoruz: Bu bayramlar bizim değil, çünkü dünya halklarının yüreği yangın yeri!

Faşizmin ablukası altında açlar ordusunun çoğaldığı, bir avuç burjuvazinin kasalarının dolduğu, ülkeleri mafya babalarının yönettiği, kendi kirli çıkarları uğruna birbirleriyle it dalaşı yaparken işsizliğin, açlığın, sefaletin zirve yaptığı, pandemiyi yönetememe sorumluluğunun bile “maske-mesafe-hijyen” kurallarına bağlanıp evlerimizin zorunlu hapishanelere çevrildiği ve yalnızlaştılmaya çalışıldığımız günlerde bu bayramlar bizim değil “kuru ekmek buluyorlarsa doyuyorlar demektir” diyenlerin kanlı bayramıdır.

İşten çıkarmaların güya yasaklandığı, ücretsiz izinlerin, Kod-29 ahlaksızlığının dayatıldığı, ağzını açanın terörist, vatan haini yaftasıyla tecrit edilip gözaltıların, tutuklamaların yapıldığı günlerde bayramlar açlık, sefalet, yoksulluk demektir.

Hani bu bayram şeker bayramı ya! Açlıkla, yoksullukla boğuşan, geçinemiyorum diyerek intihar eden bu ailelerin kaçta kaçı çocuklarının yüzü “hiç olmazsa bayramda” gülsün diye şeker alabilmiştir acaba!

İslam aleminin şeker bayramında Filistinli çocuklar geliyor mu aklımıza? Şimdilerde yine, 50-60 yıldır aralıksız katledilen bu halkın yüreğine dokunabiliyor musunuz? Bombalar, füzeler, kimyasallar altında parçalanan bedenlerini, analarının yüreklerindeki o yangını hissedebiliyor muyuz?

Yaşı kadar kurşun yiyen, panzerle ezilen, sınır boylarında katledilen Kürt çocukları, bir savaştan kaçıp başka bir savaşın koynuna düşen yol kenarlarında umut etmeyi bile yitirmiş mülteci çocuklarının hiç bayramı olmadı ki…

Hapishanelerde kaç çocuk var peki biliyor muyuz? Onlar sokakta oynamayı bilmeyecekler, bahçede oynayamayacaklar, onlar anneleriyle 7/24 demir parmaklıklar, dört duvar ve gardiyanları görüyorlar. Uçurtma uçurma hevesi bile yeşer(e)miyor düşlerinde. Bu bayramlar nasıl bizim bizim bayramımız olsun?!.

Ya analarımız, onların yürek çığlığı yangınları ömür boyu harlanan… Onların bayramını kutlayabilir miyiz! Gezi Direnişi’nde ölümsüzleşen Ethem yoldaşın, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Medeni Yıldırım, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan ve Berkin Elvan’ın annelerine “Bayramınız kutlu olsun” diyebilir miyiz? Katiller yargılanmışken, görevlerine hala devam ederken, aklanırken nasıl söz edebiliriz onlara bayramlardan?..

Bütün çabamız, bütün emeğimiz, yoksunluklara katlanıyor oluşumuz “Bizim sokağımıza da bayram gelecek” umudunu gerçek kılmaya çalışmaktan geçiyor.

Bütün acıları ve kayıpları hiç sönmeyen bir ateş gibi harlandırarak çağıracağız kendi “bayramlarımızı”..