Göçü tetikleyenler sınırda 110 kilometrelik “güvenlik duvarı” oluşturuyor!



“Çok amaçlı kullanım değeri” muamelesi gören göçmenler/mülteciler bir kez daha gündemin baş sırasında.


Emperyalistler ve işbirlikçilerinin kışkırttığı iç savaşlar/savaşlar, yarattığı ekonomik-toplumsal yıkımlarla topraklarını-yaşamlarını-kurulu düzenlerini terkederek göç yollarına düşen ve Türkiye gibi bir cehenneme “sığınmak” zorunda kalan milyonlarca göçmen, ırkçı kesimlerin, ırkçı olmadıklarını söyleyen sosyal demokratların taraftar ve oy devşirmek için siyasi arenada dillerine doladıkları birer sakız şimdilerde! Ağzını açan işsizliğin, hayat pahalılığının nedeni olarak gösterdiği göçmenlere höykürüyor. Evrensel bir yasa haline gelmiş mültecilik-göçmenlik statüsü ve haklarının yerine “misafirlik”i ikame edenler, ırkçılıklarını-saldırganlıklarını bu kavramın arkasına gizleyerek siyaset yapmayı sürdürüyor.  

Savaş tezkerelerine onay veren, Afganistan’da ABD’nin paralı askerliğine amenna diyen sosyal demokratlar bir yanda, aynı hatta ilerleyen İyi Partili ırkçı faşistler diğer yanda. Göçmenleri siyasi pazarlıklarda koz olarak masaya süren AKP’lilerse tıpkı Suriye’de olduğu gibi şimdilerde de Afganistan’da çeşitli hesaplarla kirli pazarlıklar yürütüyor.

ABD emperyalizminin paramparça ettiği, beslediği cihatçı çetelerce canına okuduğu Afganistan’da başlayacak yeni kaos sürecinin doğrudan parçası olan Türkiye’deki faşist rejimin politikalarına onay veren “muhalefetin” tiz çıkan göçmen karşıtı sesi, tarihsel-toplumsal gericiliğin dilinde Mersin’de bir mobilya atölyesinde çıkan yangında biri çocuk iki Suriyelinin diri diri yanmasına “oh olsun” nidalarıyla karşılık bulabiliyor.

Her gün Afganistan’dan gelip İran sınırından geçen binlerce göçmenin sayısının milyonları bulması beklenirken oradaki ateşe körükle giden rejim politikalarına tek ses edilmeden bu politikaların ve genel olarak emperyalist politikaların yarattığı yıkımın trajik sonucu olan göçmenler, ağza alınmayacak, insan olanın vicdanına sığmayacak küfürlerin-hakaretlerin hedefi olabiliyor.

Bu arada öğreniyoruz ki, savaşları-yıkımı kışkırtan, bunu fırsat bilerek o ülkelere demir atmaya çalışan ve göçmenleri siyasi koz olarak kullanabilmek için olup bitene bir yanıyla da seyirci kalan mevcut rejim, Taliban ve gelişecek yeni kaostan korkarak göç yoluna düşen ve her gün İran sınırından Van’a geçen binlerce Afgan göçmeni engellemek için 110 kilometre uzunluğunda hendek kazıyormuş.

Van Valiliği sınıra nasıl bir karakol ağı ördüklerini, hangi teknolojik donanımlarla bu ağı pekiştirdiklerini anlattıktan sonra, “Ayrıca sınır güvenlik duvarı inşaatına başlanmış 110 kilometre hendek kazılmış ve ilave hendek kazım çalışmaları devam etmektedir” sözleriyle bunu müjdeliyor.

Afganistan’ın canına okuduktan sonra sayısız başka hesapla çekileceğini açıklayan ve yerine Türkiye gibi maşaları ikame etmeye hazırlanan ABD’nin yarattığı yıkımın önümüzdeki günlerde kazanacağı boyutlarıysa Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani, 10 milyondan fazla kişinin göç edebileceği tahminiyle dile getiriyor.

Gerçek tüm çıplaklığıyla ortadayken bu savaş politikalarına, emperyalist barbarlığa bir kez olsun karşı çıkmayanların mevcut ırkçılıklarını Afganistan’da ortaya çıkan ve daha da derinleşeceği gün gibi ortada olan trajik toplumsal sonuçların Türkiye’ye yansımasıyla tırmandıracakları açıktır. Bu hezeyanlara karşı net bir tutum almak ve sorunun esas kaynağını bıkmadan usanmadan anlatmak dün olduğundan daha büyük bir önem kazanmıştır. Diğer yandan Türkiye işçi sınıfının parçası olan göçmen işçilerin-emekçilerin bu yaklaşımla örgütlenmesi, emeklerinin-varlıklarının korunması için birleşik bir mücadele hattının örülmesiyse ciddi bir görev olarak önümüzde durmaya devam ediyor.