Elbette ki “kur” ya da enflasyon, tek başına bir merkezden yapılan yönlendirmeler, faiz indirme ve çıkarmalar nedeniyle yükselmez. Erdoğan’ın iradesiyle indirilip çıkarılamaz. Esas olan ekonominin yapısal zayıflıkları ve etkileri giderek derinleşen ekonomik-siyasi-bölgesel kriz dinamiklerinin etkileridir. Kur da enflasyon da sonuçtur.
Fakat Erdoğan gibiler bu krizi ülkeyi hem ucuz işgücü cenneti hem de kelepire satılacak varlıklarıyla pazarlayacak bir fırsat olarak görme ısrarını sürdürüyor. Uluslararası sermayeye “yeter ki gel” demek ve Türkiye’yi Bangladeş gibi ucuzun da ucuzu bir yatırım üssü haline getirmektir muratları. Diğer taraftan dayandığı sermaye gruplarından ihracata dönük üretim yapanları başta olmak üzere en azından bir kesimi açısından da bu yükseliş, tatlı spekülasyonların zemini olarak kullanılıyor.
Sonuç: Dün 10 liraya aldığımız bir şeyi bugün 50 liraya almak, yarın da fiyatının ne olacağını bilememek! Ocaklarda taşın bile kaynatılamayacağı günlere doğru bir gidişat.
Halkın iliklerine kadar hissettiği bu krizin mayaladığı öfke güçlü bir toplumsal tepkiye dönüşmezse tabi ki.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!