Erdoğan’dan türettiği düşmanlardan LGBTİ+’lara tehdit: Gereği neyse yapacağız!



CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun AKP’nin türban üzerinden gerçekleştirdiği manipülasyonları etkisizleştirmek, altı masadaki diğer aktörlere güvence vermek için bağlamından kopararak gündeme getirdiği “türban garantisi” üzerinden dönen tartışmalar devam ediyor. Kadınların hayatlarını doğrudan ilgilendiren bu meselenin onlarca yıldır oraya buraya çekiştirilmesinde geline geline zaten aşılmış, hatta tepe tepe kullanılmış bir yolun yeniden tepilmesi noktasına gelindi. Tartışma …


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun AKP’nin türban üzerinden gerçekleştirdiği manipülasyonları etkisizleştirmek, altı masadaki diğer aktörlere güvence vermek için bağlamından kopararak gündeme getirdiği “türban garantisi” üzerinden dönen tartışmalar devam ediyor. Kadınların hayatlarını doğrudan ilgilendiren bu meselenin onlarca yıldır oraya buraya çekiştirilmesinde geline geline zaten aşılmış, hatta tepe tepe kullanılmış bir yolun yeniden tepilmesi noktasına gelindi.

Tartışma pek çok açıdan bir turnusol de oldu. Özellikle genlerinde Kemalist kodlar taşıyan sol cenah, sanki bu ülkede laiklik varmış da şimdi elden gidiyormuş gibi feveran etti. Toplumun bu denli kutuplaşmasında burjuva anlamda laikliğin bile fersah fersah uzağında olan Kemalist laiklik anlayışının büyük payı olduğu açıkken, aynı suda bir kez daha yüzmeye girişti bu kesimler.

Kemalist laikliğin her açıdan tutarsız ve tepeden inmeci bir yaklaşımla muhafazakar kesimler açısından ciddi bir korku simgesine dönüştürülen yasaklarıyla; devletin burjuva anlamda laik olmaması paradoksu on yıllarca iç içe geçti. Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumun bulunduğu, Sünni İslam’ın devlet dini haline getirildiği, ezilen mezheplere yönelik demokratik düzenlemelerin yapılmadığı, fakat halkın özelikle kadınların nasıl giyinmesi gerektiğiyle uğraşan bu laiklik anlayışını, Kılıçdaroğlu da tersinden devam ettirdi. O da burjuva demokratik anlamda laikliğin temel gereklerini kapsayan bir yaklaşımdan uzak şekilde bu sefer türban meselesindeki “özgürlükçülüğüyle” güven vermeye, prim toplamaya soyundu.

Erdoğan ise bugünkü açıklamalarında da sürdürdüğü gibi, türban meselesi diye bir sorunun kalmadığını, ama Kılıçdaroğlu’nun attığı pası gole çevireceğini söyledi. Geniş toplumsal kesimleri maniple etmek için sayısız düşman türeten bir iktidarın başındaki Erdoğan’ın golü bir kez daha LGBTİ+’ları hedefe çakmak ve sadece onların yaşam haklarını değil, kadınların kazanılmış haklarını da “aile kurumunu korumak” parantezi altında masaya yatırmak oldu. “Madem öyle gel anayasa değişikliği yapalım” restiyle yanıt verdi Kılıçdaroğlu’na.

Kılıçdaroğlu bu çıkışa; Anayasa değişikliği çalışmalarını getirmeleri, ama mesela Alevileri de kapsayıp kapsamayacağına bakacakları şeklinde cılız bir yanıt verdi. LGBTİ+’lar mevzusuna ya da ailenin korunması başlığı altında kadın haklarına yönelik saldırılaraysa hiç dokunmadı. Ne de olsa siyasal cambazlık, ittifak ettiği gerici partilerin kırmızı çizgilerine değmemeyi gerektiriyor.

Kısacası kadınların dahil olmadığı bu “kadın” tartışmasını Erdoğan bugün aleni bir LGBTİ+ düşmanlığına tahvil etti. Türban bitti, şimdi sıra kendileri açısından yeni “mağduriyet” simgesine dönüştürülen LGBTİ+’larda! Geniş kesimler için her türlü çürümüşlüğün perdesi haline gelen, fakat kutsanmaya devam eden aile kurumu hassasiyeti bu tartışmanın merkezinde. Ne de olsa oy devşirmeleri gerekiyor. Ama mesele artık oyun da ötesinde geleceğe ilişkin niyetler meselesi. Bu niyetlerde de burjuva anlamda bile demokrasinin, hakların esemesi yok.

Erdoğan’ın Çekya dönüşü gazetecilere yaptığı açıklamalar bu açıdan uyarıcı. “Son zamanlarda topluma LGBT’yi soktular, aile yapımızı dejenere etmenin gayreti içine girdiler. Öyleyse biz olması gereken ne ise onu yapacağız” diye belirten Erdoğan’ın tahayyül ettiği geleceğin de özeti bu sözler. Ki zaten Diyanetiyle, cemaat ve tarikatlarıyla, bizzat devletin resmi açıklamalarıyla daha şimdiden yarattıkları o cehennemi, o tahayyülü hepimiz biliyoruz.

Erdoğan’ın ifadeleri şöyle:

Aile kavramı bizim olmazsa olmazımız zaten. Çünkü güçlü bir millet, güçlü aileden olur. Şimdi bizim bunun çalışmasını da yapmamız lazım. Çünkü son zamanlarda topluma LGBT’yi soktular. LGBT’yle birlikte de bizim aile yapımızı bunlar dejenere etmenin gayreti içerisine girdiler. Öyleyse biz olması gereken ne ise onu yapacağız. Biz kimlerin LGBT’ci olduğunu biliyoruz zaten. Ama bunu da aile olarak gelip oraya koyalım. Burada da çıksın bakalım neresinden savunacak onu da görelim.

Başörtüsüyle alakalı herhangi bir şey yoktu. Niye? Çünkü bizim böyle bir problemimiz yoktu. Çözmüşüz bunu. Şimdi biz bunu çözdüğümüze göre bu bizim gündemimizde niye olsun. Bu beyefendi getirdi bunu gündeme koydu. Bu da ne oldu? Bu pek pas vermekten de anlamaz ama farkında olmadan bize bir pas verdi. Bizim de golü atmamız lazım. Bilmiyor benim ömrümüm santraforlukla geçtiğini. Artık Allah’ın izniyle Sayın Kılıçdaroğlu gibileri bu ülkenin başına gelemeyeceğine göre bu millet bunları derdest etti, bitti. Bundan sonra artık benim milletim çok daha özgür bir hayatın tadını yaşayacak.