Nəriman Bakı
Cezalı sokaklar
Kısa bir süreliğine ailecek yapılan yıllık “memleket” gezisinde memleketin genel haline bir sene öncesine göre daha çok benzeştiğini görmek şaşırttı açıkçası.
İlk şaşkınlık karanlık çöktükten sonra “şehre” girildiği anda yaşandı. Geçen yıl henüz düzenlenmesi bitmemiş şehrin girişi ve “ikinci mecburiyet caddesi”nin yolları döşenmiş, güzelce ışıklandırılmış. Hatta öyle ki ışıklandırma sokak lambası ile sınırlı kalmamış bordür taşları gece hoş görünen ışıklarla süslenmiş.
Ancak bu hoş şaşkınlık birkaç dakika sonra şoka dönüşüyor. Misafir olunacak olan eve ulaşmak için ara sokağa girildiği anda ortada ne yol kalıyor ne de yol. Çukurlarla dolu, bugün traktörle girilse ertesi günü tohum atılabilecek bir tarla yolu çıkıyor karşımıza. Yoldan kaynaklı sarsıntıları azaltmak için tasarlamış süspansiyonları “beni bu yoldan çıkarın” diye avaz avaz bağırıyor. Araba ne de olsa “büyük kent bebesi”, haklı.
Ev sahipleri ile özlem gidermenin hemen akabinde altın soru soruluyor tabii: “Bu yolların hali ne?” Alınan cevap ise yeni bir şaşkınlık abidesi.
Düşünün, “memleket”inize hizmet gelebilmesi için hem genel hem de yerel seçimde hükümet veya onun “ittifakı” partiye oy veriyorsunuz. Onlar da seçimi kazanıyor. “Oh hizmetler yağmur olacak akacak” derken, hükümetin partisinin “memleket”teki ilçe başkanı, ortak olan diğer partinin il belediye başkanı ile “kavga”ya tutuşmasın mı ?
Kavga nedenini öğrenemedik ama sonuç kesin: “Birinci ve üçüncü mecburiyet caddesi” ve tüm ara sokaklar cezalı. “İkinci mecburiyet caddesi”nin neden dayalı döşeli olduğu da ayrı bir muamma olarak kaldı. Tabii yaz aylarının birkaç saat süren ama şiddetli yağmurlarının sonucunu da birkaç gün sonra görmüş olduk.
Yapılmamış yolların yol açtığı “toz”un ne menem bir şey olduğunu anlatarak bu bahsi kapatalım. Bir markete gidilir. Bir ana kapısı vardır bir de yandan giriş. Yan taraftan girilince görülür ki market sahibinin müşterilerine satmak için aldığı raftaki terlikler tozdan seçilemiyor bile. İnsan ciğerine giren çıkanı siz düşünün.
Memlekette “yerli” kalmadı
Ziyaretler, sohbetler sırasında “memleketlim”in “memleket” hakkındaki görüşlerinin, düşüncelerinin, tespitlerinin de ilginçleşmiş olduğu görülüyor. Misal “memleketlim” diyor ki; memlekette “yerli” kalmadı, köylerden göç edenlerle doldu taştı memleket. Hatta memleketin “en zengini” artık yerli değil göçen köylülerden artık.
Öyle ki “geçenlerde bir ev 2 bin liraya, dayalı döşeli bir eve ise 5 bin liraya kiralanmış. Kira krizi bizi de yaktı”. Ama “memleketlim” azıcık taşra kurnazıdır. 2-5 bin liraya evlerini kiraya verdikleri kişilerin gelen “tayinle gelen mecburiyet mağduru memurlar” oldukları bilgisini saklarlar.
Memleketin yerlisinin (zenginlerin) “okumuş” çocukları, hükümet ilişkileri ile elbette, tayinle memur olarak “başka” memlekete göçmen; “memlekete” göç edememiş, ekecek toprağı olmayan veya yetmeyen köylüler (fakirler) de yakındaki bir başka büyük kentin fabrikalarında işçi olmuş.
Düğün-Dernek ve vukuatlar
Düğün sezonu, her gün her gece ayrı bir -hatta birkaç- düğün dernek kuruluyor. El mecbur gidilecek, çünkü zamanında gelmişler. Gidilmese, “şöyle bir” görünülmese “büyük ayıp”. Düğün dedikoduları sıradan. Ama düğün demek “vukuat” demek.
Evin büyük oğlu hınzırca gülümseyerek “müjdeyi” veriyor:
– Bu akşamki düğün “iyi” geçer?
– Neden?
– Sünnet düğünü.
– Yani?
– Çok bira içilir, kesin kavga çıkar.
Gece yarısına doğru atılan sarhoş naraları -kolluk kuvvetleri tarafından da- “vaka-ı adiye” sayıldığından sünnet düğünü vukuatsız sonlanıyor.
Ama “vukuat” haberi ev sahibinden geliyor. İşçi servisi işinde. Aynı köyden iki işçi sıcak havada araç içi pencereyi açma-kapama tartışmasının finalinde “dövüşerek” karakolluk oluyorlar.
Ancak vukuatın çıkacağına kesin gözüyle baktığım muhalefet partisinin ilçe kongresi ise vukuatsız sonuçlanıyor. Nedenini çabuk öğreniyoruz: İlçe başkanı “mührü” teslim etmek istiyor ama mühre “alacaklı” çıkmadığı ve tek aday olduğu için yeniden seçiliyor.
Ehliyet yaşına henüz gelmemiş büyük oğlana soruyoruz, motorun nerede? Plakası yok diye kaptırmış motoru. Ama sokaklar plakasız motorlarla dolu! Büyük oğlanın tespiti memlekete uygun: “Yeni gelen trafik amiri güç gösteri yapmak istedi. Ağa ben takıldım.”
Nihayetinde “memleketten memlekete” geri dönüyoruz. Akılda tek soru: fark nerede? Biraz “memleket” havası soluduk geldik işte.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!