Çiçek Özgen
Kapitalizmde insan yaşamının hiçbir değeri yok. Bunu neredeyse hergün bir kez daha anlıyoruz. Bu sistemde her şey, kâr-zarar terazisinde ve kâr kefesinin ağırlığına göre değerlendiriliyor. Ne yazık ki Aydın’da yaşananlar “bir kez daha öğrendiklerimiz” tarafına yazılıyor.
Aydın’da KYK yurdunda bir asansörün halatlarının kopması sonucu Aydın Valiliği’nin açıklamasına göre Adnan Menderes Üniversitesi son sınıf öğrencisi olan Zeren Ertaş (22) yaşamını yitirdi, çok sayıda öğrenci ağır yaralandı. Oysa öğrenciler asansörün sık sık bozulduğunu daha önce defalarca bildirmişlerdi. Bu korkunç haberin etkisinden daha kurtulamamışken, Aydın Valisinin açıklamasıyla bildiğimiz süreçler yeniden devreye giriyor: Suç hayatını kaybedenlere atılıyor.
Devlet suçluyu buldu!
Bugün Aydın Valisi Yakup Canpolat, yaptığı “15 kişilik asansöre 16 kişi binmişler” açıklamasıyla suçu öğrencilere attı. Ellerini işçilerin, emekçilerin ya da onların çocuklarının kanıyla yıkayanlar için suçu ölene, işçiye, emekçiye atmak her zaman başvurdukları bir yöntem, oldukça “kullanışlı” da…
2014 yılında Mecidiyeköy’de Torunlar İnşaat’ta asansör 33. kattan yere çakılmış, on işçi hayatını kaybetmişti. Orada da asansörün daha önce de defalarca bozulduğu işçiler tarafından ifade edilmişti. Ama Torunlar’ın patronları, işçileri dikkatsiz olmakla suçlamış, hayatını kaybeden işçiler yine suçlu ilan edilmişti! Gördük ki, kâr hırsı peşinde koşanlar için insan yaşamı o kadar ucuz ki, alınacak önlemlere harcanacak cüzi miktar bile, bu insanların yaşamından daha kıymetliydi. Yapılan göstermelik mahkemede ise hapis cezaları para cezasına çevrilmiş, ölümden sorumlu olan patronlar ödüllendirilmiş, olan ölen işçilere olmuştu!
İşte kapitalizm tam olarak budur!
İnsan yaşamının sudan ucuz olduğu, kâr hırsı için insan öldürmenin aslında serbest olduğu bir sistem… Kendi kurduğu yargı sistemiyle işin için sıyrılmakta, kendi hükümetleriyle kirli işlerini aklamakta, kurumları ve yandaşlarıyla kârı bölüşmekte… Bunun için kaç insanın öldüğünün önemi yok, kasalara giren para kesilmediği sürece gerisi teferruat…
Hayatını kaybeden öğrenciler açısından da bundan farklı bir sürecin olacağını beklemek o neden hayal olur. Barınma sorununun bu kadar arttığı günümüzde, KYK yurtlarında yer bulduğu için kendini şanslı sayan bu öğrenciler, ne yazık ki tedbirsizliklerin, alınamayan önlemlerin, eskilikten dökülen, sağlıksız kötü yurt binalarında yaşamak, daha doğrusu hayatta kalmaya çalışmak zorundalar.
Üstelik bu sistemde baş etmek zorunda oldukları sadece bu da değil. Kapitalizmin dayattığı, onlara sunduğu geleceksizlik ile de boğuşmak zorundalar.
İntiharlar artıyor
Sadece son bir ayda üç öğrenci intihar etti. İntiharlara yönelik çok şey söylendi, kimisi psikolojik sebepleri öne çıkardı kimisi ekonomik koşulları… Yarınını bile göremeyen, cebindeki üç kuruşa beş kuruş eklemek için çalışarak okumak zorunda kalan, her türlü dayanışma ve örgütlülük kanallarından yoksun bırakılan bir gençliğin sağlıklı kalması mümkün mü ki?!
Sömürüye dayalı bu sistem, sadece “tuzu kuru”ların refahını sağlarken, geniş kitlelere ise geleceksizlik, umutsuzluk veriyor. İşte bu geleceksizlik hissi ya da yaşama dair artık bir hevesin kalmaması artan intihar vakalarının asıl nedenini oluşturuyor. Artan yoksulluk ve yoksunluk beraberinde psikolojik sıkıntıları getiriyor. Sadece sonuçtan değil nedenden bakıp değerlendirildiğinde asıl suçlunun sistem olduğu ortaya çıkıyor.
Düşmanı doğru tanımlamak, asıl faili doğru biçimde tespit etmek, çözüme gidecek yolu saptamak da önemli. Artan işsizlik oranları, ekonomik kriz, topluma tükenmişliği-yorulmuşluk duygusu yüklüyor. Asgari yaşam şartlarının bile altında, birçok insani ihtiyaçtan feragat edilerek ömürler tüketiliyor.
Bedenler gibi ruhlar da beslenemiyor. Ortak düşmana karşı ortaklaşılamıyor, bir araya gelinemiyor, ortak hareket edilemiyor. Düşmana karşı tek başına olduğunu düşünmek ise çaresizliği, çıkışsızlığı artıyor. Ne yazık ki bu his kimilerinde çözümü -daha doğrusu kurtuluşu- ölümde görmekle sonuçlanıyor.
Her intihar sistemin kökünden kazımaya çalıştığı örgütlülüğü, dayanışma kültürünü ve daha fazla mücadeleyi çağırarak adeta belleklere kazınıyor…
Oysa karşımızda örgütlü bir sistem, örgütlü bir kötülük duruyor. Kendimizi, çocuklarımızı bu sistemden kurtarmak, ancak onun yok edilmesi, daha insanca bir yaşamın, bize gelecek vadeden bir sistemin kurulmasıyla olabilecek. Sorunlarımız ortak, yaşadıklarımız ortak. Geriye çözümün de ortaklaştırılması kalıyor…
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!