CHP’nin yeni yönetiminin 31 Mart yerel seçimlerinin ardından uygulamaya başladığı yeni politikalar demeti içinde değişik konularda tematik mitingler düzenleme yönelimi de var. Bu mitingler dizisinin ilki 18 Mayıs’ta İstanbul-Saraçhane’de eğitim konusunda yapıldı. Dün (26 Mayıs) Ankara’da yapılan ikinci mitingte emeklilerin sorunları dile getirildi. Parti sözcülerinin açıklamalarına bakılırsa, Temmuzda zam bekleyen asgari ücret konusunda bir miting düşünülüyor, ondan sonra da ‘Adalet’ temalı bir miting planlanıyor.
Parti yetkilileri, bu mitinglerin amacını, “Yapılan eylemler yaşadığımız sürece neden ‘yumuşama’ değil de ‘normalleşme’ dediğimizi gösteriyor. Asıl hedefimiz kutuplaşmayı yok ederek, hakkı yenen insanların sesinin daha fazla duyulmasını sağlamak” şeklinde tanımlıyorlar.
Bu noktada -işin derinine inmeden- iki soru geliyor hemen insanın aklına:
Birincisi, bu coğrafyada ‘normalleşme’nin de ‘demokratikleşme’nin de tayin edici halkasını oluşturan Kürt sorununun adı bile neden anılmıyor bu yönelim kapsamında?.. İkinci olaraksa, “hakkı yenenleri bir araya getirerek seslerinin daha fazla duyulmasını sağlamak” kuşkusuz önemli ve anlamlı bir çaba ama o sesin gök kubbede hoş bir seda yaratmanın ötesine geçerek sonuç alıcı bir dinamik haline gelmesi için ne düşünülüyor?
Bunların yanıtları -en azından şu an için- yok her gün bir tv kanalı ya da gazetede boy gösteren Özgür Özel ve diğer CHP’lilerin konuşmalarında. Fakat işin içinde başka bir hesabın yattığı kuşkusu uyandıran net bir belirti var: “Siyasette yumuşama” gerekçesiyle Saray rejimine 31 Mart şokunu kolay atlatma olanağı kazandırmakla kalmayıp önümüzdeki süreçte çok daha ağırlaşmış olarak karşımıza çıkacak ekonomik, siyasal ve toplumsal sorunların ‘diyalog yoluyla çözülebileceği’ yanılsaması yaratarak toplumsal muhalefet güçlerini rehavete sürükleme riski. Sonuç almayı mümkün kılacak farklı adımlarla arkasının nasıl getirileceği belirsiz bırakılarak işlevi sadece ‘seslerin duyulmasını sağlamak’la sınırlı tutulan bir politika -hele krizin her bakımdan ağırlaştığı günümüz koşullarında- muhalefetin gazını almanın ötesinde bir sonuç doğurmaz.
Kaldı ki, CHP’nin müsamere benzeri mitinglerine Saray rejimi ve egemen burjuvazinin de bir itirazı yok. Hatta “makul hak arama” biçimi olarak görülüp teşvik bile görüyor. 1 Mayıs’ta Saraçhane’de gördük bu ‘makbul muhalefet’ anlayışının hangi sınırlar içinde kabullenilip o sınır aşılmaya kalkışılınca neler olacağını. Özgür Özel yönetimi de benimsemiş görünüyor bu sınırları. ”1 Mayıs’ta Taksim’de olacağız” esip gürlemeleriyle DİSK-KESK-TMMOB-TTB dörtlüsünü de gaza getirip sonra anında ortalıktan sıvıştıkları yetmezmiş gibi Ankara’da emeklilere içlerini boşaltma olanağı sağlarken Tandoğan’a 5 dakikalık mesafedeki TBMM önünde öğretmenlerin coplanmasına dair kürsüden tek bir protesto cümlesi dahi kurulmayışı basiret bağlanması olarak görülemez.
“Saray rejimiyle hem müzakere ederiz hem mücadele” türünden içi boş parlak sözler, CHP mitinglerinin göz boyayarak toplumun gazını alma işlevini gördüğü gerçeğinin üzerini örtemez. İnanmayanın, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Tayyip Erdoğan’ın yıllarca en büyük şansı olan kişiliksiz-sünepe muhalefet tarzının en anlamlı eylemlerinden biri olan Adalet Yürüyüşü’nü hatırlaması yeter.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!