Zehra Çaldağ
Birkaç gün önce, önce Ankara Barosu Hayvan Hakları Komisyonu‘nun daha sonra da Türkiye’nin gündemine oturan toplu hayvan katliamları ve öldürülen hayvanların atıldıkları ölüm çukurlarının basında da gündem olmasıyla birlikte Kuğulu Park’taki Yaşam Nöbeti direnişçileri ve hayvan hakları savunucuları olarak Niğde’ye gitmeye ve orada gözlem yapmak, yerel hayvan hakları aktivistleri ile bir araya gelerek birlikte neler yapılabileceği üzerine konuşmak istedik; basın açıklamasıyla da sözümüzü bir kez daha söylemekti amacımız…
Dün sabah Ankara’dan Niğde’ye doğru araçlarla yola çıktık. Niğde’ye giriş yaptığımızda, sokaklarda, caddelerde hiçbir şekilde ne bir kedi ne bir köpek görebildik. Aslında tam da ‘Güvenli sokaklar’ adı taşıyan çetenin istediği gibiydi etraf. Sanki sokaklarda hayvanlar hiç olmamış, yaşamamış gibiydi.
İnsanlar ise “normal” yaşamlarına devam ediyorlar. Sokaklarda ve caddelerde dikkat çekici başka bir şey ise hilal işaretlerinin her yere iliştirilmiş olmasıydı.
Önce Niğde barınağına, yani hayvan bakımevine geldik. Orada bizden önce ulaşan arkadaşlarla buluştuk. Bizden önce giden arkadaşlar önce çok iyi karşılanıp sonra barınaklarla ve hayvan katliamlarıyla ilgili sorular sormaya başlanınca barınak yetkilileri, çalışanları tarafından adeta ablukaya alınıp barınağın gezilmesi, gözlemlenmesi dahi engellendi. Bizden önce giden ve Niğde yerelindeki arkadaşların anlatımlarına göre -ki bunu biz de görebildik-, hayvan katliamı basına, kamuoyuna yansıdıktan sonra barınakta hummalı bir hazırlık başlamış, hayvan katliamı şimdilik durmuş, barınaklar iki gündür itina ile bakıma alınmış, çok kalabalık bir barınak çalışanı ve yetkilileri mevcuttu biz oraya gittimizde… Bir de Niğde Belediye Başkanı’nın özel olarak atadığı ya da görevlendirdiği, her konuşmamızı, her halimizi kameraya çekmeye çalışan kendisini emniyetin sanki yetkilisiymiş gibi davranan bir şahıs mevcuttu.
Niğde Belediyesi’nin barınakları -anlayacağınız- elden geçirilmiş, hayvan hakları savunucuları gelebilir diye özel bir hazırlık yapılmıştı. 40-50 köpek kapasiteli odacıklarda sadece 10-15 cins köpeğin bulunduğu, birkaç bakımlı cins kedinin bulunduğu bir barınak mevcuttu bizim gittiğimizde.
Barınak içinde bir açıklama veya röportaj alınmasına izin verilmedi, kısa tartışmalı süreçten soran barınak önüne çıkıp orada açıklama yapıldı; yereldeki hayvan hakları aktivistleri yaşanan süreçleri anlattı. Daha sonra onların deyimiyle “Hayvan Mezarlığı”na doğru yola çıktık.
Mezarlığın bulunduğu alan, açılan çukurlar, Eczacıbaşı Esan şirketinin altın madeni araması kapsamındaki (trench) hendekler… Saha, şirketin arama ruhsatı sahibi olduğu bir bölgeymiş. Tabii bu da ayrıca canlı sağlığını tehdit eden bir özellik taşıyan bir veri. Çünkü altın aramada siyanür kullanılmakta. Bu kısım not olarak kalsın aklımızda.
Mezarlık alanına doğru yaklaştığımızda yoğun, ağır bir kokuyu almaya başlıyorsunuz. Araçlar gelip geçtikçe havaya kalkan toz ve toprak bulutları zaten başlı başına sağlıksız bir duruma işaret ediyor. Bizler mezarlık alanına maskeleri takarak girdik. Onların mezar dedikleri ölüm çukurlarında üzerleri daha yeni birkaç kürek toprak atılarak örtülmeye çalışılmış köpek cesetlerinin yarısının açıkta olduğu, sineklerin uçuştuğu bir manzara vardı. Daha kimbilir ne kadar kedi köpek cesedi var ve bazılarını poşetlere koyarak çukurlara atacaklar?..
O kadar rahat hareket etmişlerki her gün kedi köpekleri öldürüp getirip buraya atabiliyorlar. Kepçe getirip ihtiyaçları ne kadar olacaksa çukur büyütülüyor. Hayvan cesetlerinin üzerleri tam olarak örtülmeye gerek bile duyulmamış! Ayrıca sadece o Üzerleri hala örtülmemiş köpek cesetlerinin atılacağı ölüm çukuru değil “Hayvan Mezarlığı” denilen ve altın arama ruhsatı bulunan alanın her alanında toprağı biraz eşelediğinizde kedi, köpek kalıntılarına, kemiklerine, derilerine rastlıyorsunuz.
Kendilerinden o kadar emin bir şekilde katliam yapıp hayvanları ölüm çukurlarına atmışlar ki, bunları kimse sormayacak, sorgulamayacak, peşine düşmeyecek sanmışlar! Sonuç öyle olmadı ama, yaptıkları katliam silsilesi hayvan hakları gönüllüleri tarafından ortaya çıkarıldı.
Öyle ki, dört kadın gönüllü Niğde Belediye Barınak yetkililerinin, çalışanlarının bu katliama nasıl ortak olduklarını öldürdükleri hayvanları o çukurlara nasıl attıklarını, şehirden uzak o ücra mezarlık alanında her riski göze alarak geceleri sabahlara kadar nöbet tutup foto, videolarla belgeliyorlar.
Barınağı da boş bırakmıyorlar tabii, sürekli gidip gelip sorular soruyor, tutanak, girdi, istiyorlar. Burada en önemli nokta, sadece dört kadının yaşam hakkını savunan iradesi ve katliam yasasına karşı verilen mücadeleye yürekten inanarak gösterdikleri direngenlik… İşte devletin, hükümetin yasayı meclis genel kurulundan geçirdikten sonra ilk yaptıkları katliam böylece ellerinde patladı. Daha da patlayacak ve eninde sonunda yaşam savunucuları ve hayvan hakları savunucuları yasayı geri çektirecek!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!