“Orada Bulunan Herkes Dehşete Düşer”



Nathan Thrall, 20 yıldır Kudüs’te yaşayan Amerikalı bir gazeteci. Altı Filistinli çocuğun ölümü üzerinden Filistinlilerin aşağılanmasını anlatan “Abed Salama’nın Hayatında Bir Gün” kitabıyla Pulitzer Ödülü’nü kazandı


Nathan Thrall “Abed Salama’nın Hayatında Bir Gün”de Kudüs’ten gelen Filistinli anaokulu çocuklarının olduğu otobüsün yaptığı kaza ve altı Filistinli çocuğun ölümünü Filistin halkına yönelik onlarca yıldır süren aşağılayıcı muameleyi, eşitsizlikleri, otobüs kazasının hikayesi üzerinden anlatıyor.

Ölen çocuklar arasında Abed Salama’nın beş yaşındaki oğlu da var. Thrall’ın hikayesi, İsrail Hükümeti’nin politikalarının, “apartheid yollarının” altyapısının ve Filistinli toplulukların günlük bürokratik aşağılanmalarının trajediyi nasıl yarattığını ortaya koyuyor. Bu yıl genel kurgu dışı dalında Pulitzer ödülüne layık görülen kitabın geçtiğimiz aylarda Almanya’nın Frankfurt kentindeki tanıtımına izin verilmemesi üzerine Medico International’de yazarla bir röportaj yapıldı.

Medico: “Abed Salama’nın Hayatında Bir Gün” adlı kitabınızla prestijli Pulitzer Ödülü’nü kazandınız. Kısa bir süre önce, kitabın tanıtımını yapacağınız Frankfurt kulübü herhangi bir sebep göstermeden etkinliği iptal etti. Almanya deneyiminiz hakkında ne düşünüyorsunuz?

Nathan Thrall: Almanya’nın İsrail’i eleştirilerden korumak için ifade özgürlüğü gibi temel bir hakkı kısıtlamaya ne kadar hazır olduğu beni derinden etkiledi. Frankfurt’taki etkinliğimin herhangi bir açıklama yapılmaksızın, esaslı bir itirazı olmayan ve zaten kitabımı da okumamış olan kişiler tarafından iptal edilmesi beni oldukça şaşırttı. Bu bir kitap tanıtımı, bir diyalog ile ilgiliydi. Demokratik bir toplumda böyle bir etkinliğin gerçekleşmesine izin verilmemesine şaşırdım.

Nathan Thrall: Kudüs’ün büyük bölümünden anaokulu çocuklarının zarar gördüğü bir otobüs kazasının hikayesini anlatıyorum. Ben Kudüs’te yaşıyorum. Bu çocuklar ve aileleri benden iki kilometre uzakta yaşıyorlar. Neredeyse sekiz metre yüksekliğinde beton bir duvarın diğer tarafında. Kasıtlı olarak ihmal edilen 130 bin nüfuslu bir toplumda çok küçük bir alanda yaşıyorlar. Beton duvar topluluğun üç tarafını çevreliyor. Dördüncü taraf bir yol: Bir tarafta sadece İsraillilerin araba kullanmasına izin verilirken, Filistinliler yüksek bir duvarla ayrılmış olan diğer tarafta araba kullanıyorlar. Bu yol genellikle “apartheid yolu” olarak adlandırılır. Bu nedenle bu topluluk tamamen bir duvarla çevrilidir ve uygun izni olan herkes bir kontrol noktasından geçerek Kudüs’e gidebilir. Şehrin diğer ucunda ise herkesin kullanmasına izin verilen başka bir geçiş noktası var. Bu iki kontrol noktası ile tüm yerleşimi kapatabilirsiniz. Bunu yapmak için dört asker gerekiyor.

Medico: Ve kitabınızın hikayesi burada mı geçiyor?

Nathan Thrall: Hikaye, Shu’afat Mülteci Kampı’nı da içeren Anata Belediyesi’nde geçiyor. Anata’nın bir kısmı 1967’de ilhak edildi, ancak nerenin Filistin toprağı, nerenin İsrail tarafından ilhak edilmiş toprak olduğunu anlamak için uzman bilgisine ihtiyacınız var. İlhak edilen bölgede yaşayanlar İsrail devletine vergi ödüyor. Ancak neredeyse hiç devlet ya da belediye hizmeti alamıyorlar; bir İsrail ambulansı buraya sadece askeri eskortla geliyor.

İnsanların ve çocuklarının ne oyun alanları ne de kaldırımları var ve yolların çoğu onlarca yıldır onarılmamış. Ana yol o kadar dar ki, bir otobüs bana doğru geldiğinde yan aynamı katlamak zorunda kalıyorum. Devlet okulu eksikliği var. Eğer doğru kimlik kartına sahipseniz, çocuklarınızı Doğu Kudüs’teki bir okula gönderebilirsiniz. Ancak her gün kontrol noktasından geçmek zorundalar. Ya da onları şehrin ilhak edilmemiş kısmındaki bir devlet okuluna gönderebilirsiniz.

İşte bu okul hikayenin başladığı yer. Eğer bu çocuklar bir oyun alanına gitmek istiyorlarsa, Ramallah’ın dış mahallelerine giden dolambaçlı yollardan geçen bir otobüse binmek zorundalar. İşte beş çocuk ve bir öğretmenin öldüğü kaza da bu yolculuklardan birinde meydana geldi. Kitabımda bu kazanın ve trajik sonuçlarının işgal sistemiyle ne ilgisi olduğunu anlatıyorum.

Medico: İşgalle el ele giden Kafkaesk bürokrasi de kitabınızın konusu. Bu kontrol biçimini bu kadar derinlemesine incelemek neden önemli?

Nathan Thrall: Bunu anlamak önemli çünkü bu, Batı Şeria’da yarım gün geçiren herkesin görebileceği ve anlayabileceği ahlâki bir felaket. Orada bulunan herkes dehşete düşer. Çünkü kontrol sistemi oldukça açıktır. Bu sistem yarım yüzyıldan uzun bir süredir yürürlükte ve Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri tarafından onaylanıp destekleniyor. Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri halkları, kendi gözleriyle görseler asla kabul etmeyecekleri bir sistemin sürdürülmesinde suç ortağıdırlar.

Sahada olmayan insanların orada neler olup bittiğini anlamalarının tek yolu, bireysel kaderler örneğini kullanarak bu sistemin karakterize ettiği yaşam koşullarını anlamalarını sağlamaktır. Bu sistemin günlük yaşamın en mahrem alanlarını bile nasıl karakterize ettiğini anlamak zorundasınız.

Medico: Gazze’yi çok sık ziyaret ettiniz ve bazı durumlarda orada yaşadınız. Gazze’nin İslamcı bir üs olarak algılanması ile sizin orada yaşama deneyiminiz arasındaki fark nedir?

Nathan Thrall: Ülkelerimizdeki kamuoyunda Gazze’nin nefret ve savaşçı şiddetle karakterize edilen bir yer olarak algılanması tamamen yanlış. Gazze’de yaşayan 2,3 milyon kişinin çoğu, günlük hayatlarını çit ve duvarlarla çevrili bir bölgede sürdüren tamamen normal insanlar. İçlerinden çok azı kaçabiliyor. Uluslararası Kriz Grubu için Gazze hakkında pek çok rapor yazdım ve bu nedenle sık sık orada bulundum.

En çok hatırladığım şey insanların beni ne kadar sıcak karşıladığı. Benim aracılığımla dış dünyayla temas kurdukları için mutluydular. İzole edilmiş durumdalar ve bu nedenle içinde yaşadıkları kafesin dışında hayatın nasıl olduğuna dair bir fikir edinmek istiyorlar.

Gazze aynı zamanda Filistin’in kentsel merkezi. Nüfusun yüzde 70’i 1948’den gelen Filistinli mültecilerden oluşuyor, dolayısıyla Gazze’nin geleneksel aile bağlarının hala çok güçlü olduğu Batı Şeria’daki bir şehirden çok farklı, çok daha dinamik bir sosyal yapısı var.

Medico: Gazze’de “sükûnet” sağlandığında ne olacak?

Nathan Thrall: Gazze için gelecek kasvetli görünüyor. Altyapıyı yeniden inşa etmek ve enkazı temizlemek uzun yıllar alacak. Evleri olmayan çok sayıda yerinden edilmiş insan var, hükümet yapıları yok ve büyük bir güvensizlik var. Tüm bunlar uzun yıllar boyunca devam edecek.

Medico: Medico House’daki kitap tanıtımında, çatışmanın çözümüne ilişkin tartışmaları reddettiğinizi söylediniz. Bunun nedeni nedir?

Nathan Thrall: Bunlar dikkatleri sahadaki gerçeklikten uzaklaştırıyor. Tüm bu öneriler -iki devletli çözüm, tek devletli çözüm, konfederasyon- gerçekleşmekten çok uzak. Bu yönde bir milimetre bile ilerlemiyoruz. Bunun yerine her şey İsrail’in daha fazla toprak gasp etmesine dayanıyor. Batı Şeria’daki yerleşimler İsrail’in çekirdek topraklarına dahil ediliyor ve Batı Şeria ile Gazze Şeridi’ndeki yerleşim bölgelerinde Filistinlilere yönelik kısıtlamalar giderek daha da sıkılaştırılıyor.

Olası çözümlere ilişkin tartışmalar, aslında statükoyu korumak isteyen kişiler tarafından yürütülüyor. İsrail ağır çekimde Batı Şeria’yı ele geçirirken tüm dünya çözüm önerilerini tartışıyor. Herkesin bahsettiği barış süreci, eşeğin önüne koşması için tutulan bir havuç gibidir. Eşeğin havucu yemesine asla izin verilmeyecektir.

Medico: Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısı ve İsrail’in buna savaşla karşılık vermesinden önce dünya Filistinlilerin sürekli baskı altında tutulmasını kabullenmiş görünüyordu. Şimdi Filistin sorunu yeniden masada. Geçtiğimiz aylar gözönünde bulundurulduğunda “sükunete” dönüş hala düşünülebilir mi?

Nathan Thrall: Dünyanın Batı Şeria’da 50 yılı aşkın süredir devam eden işgali ve Gazze ablukasını kabul etmeye devam edip etmeyeceğini soruyorsunuz. Öyle olduğunu varsayıyorum. Gazze’deki tüm savaşlardan sonra insanlar hep bu statükoya geri döndü. Savaş sona erecek ve sözde sükûnet yeniden sağlanacak. Bu en olası senaryo. Bu sükûnet dünyanın önde gelen insan hakları örgütleri tarafından, İsrail ve Filistin’de apartheid olarak adlandırılıyor.

Bu sistem devam edecek ve dünya bunu değiştirmek için çok az şey yapacaktır. Bunu değiştirmek için bir devrim gerekecektir. Bugün bile milyonlarca insan Gazze’deki katliamı protesto ederken ve mevcut ABD Başkanı İsrail Hükümeti’ne verdiği destek nedeniyle seçimleri kaybedebilecekken, sistemi değiştirmek için hiçbir şey yapılmazsa, herhangi bir şeyi değiştirmek daha da zor olacaktır.

Medico: İsrail’e başlangıçta kişisel nedenlerle geldiniz. Neden kaldınız ve o zamandan beri bu çatışmaya dahil oldunuz?

Nathan Thrall: Ahlâki açıdan kendimi sorumlu hissediyorum. Bu baskıcı sistem bir ABD vatandaşı olarak benim vergilerimle finanse ediliyor. Dahası, İsrail tüm bunları bir Yahudi olarak beni korumak için yaptığını iddia ediyor. Bu nedenle, hoşuma gitsin ya da gitmesin, kendimi bu büyük adaletsizlikten sorumlu hissediyorum. Dolayısıyla bu zulmü sona erdirmek için elimden gelen her şeyi yapmam gerektiğine inanıyorum.