Herkesin Bildiği Sır: Narin’in Cansız Bedeni Bulunmuş



8 yaşında bir çocuk yaşamalı çünkü okula gitmeli, arkadaşlarıyla koşturup ağız dolusu kahkahalar atmalı, öğrenme telaşıyla boyuna sorular sormalı mesela, bisiklete binmeli, şairin de dediği gibi şeker de yiyebilmeli…


Eylül Gökçin

Pazar sabahı evin sessizliğini yırtan bir ses “Narin’in cansız bedeni bulunmuş”. Bu söz boşlukta öylece yankılanıyor. Kulağıma her çarptığında öfkem, hüznüm bir kat daha artıyor. Fark ediyorum ki, her şeye rağmen bir umut varmış içimizde; her şeyi bilmemize/tahmin etmemize rağmen içimizde bir umut varmış Narin’in canlı bulunacağına dair… Aslında içimizdeki bu umut, 8 yaşındaki bir çocuğun yaşaması gerektiğine olan inancımızdan kaynaklanıyor.

8 yaşında bir çocuk yaşamalı çünkü okula gitmeli, arkadaşlarıyla koşturup ağız dolusu kahkahalar atmalı, öğrenme telaşıyla boyuna sorular sormalı mesela, bisiklete binmeli, şairin de dediği gibi şeker de yiyebilmeli…

Haberi duyunca ilk aklıma gelen şey bulunma zamanı ve bulunduğu yer. Saniyeler içinde haberleri tarıyorum. Narin, öncesinde tam üç kez aradıkları derede bulunmuş hem de son teknolojileri kullanarak aradıkları Eğertutmaz Deresi’nde!.. Öyle derenin derinlerinde diplerinde değil, bildiğiniz kıyısında yüzeye çok yakın bir mesafede bulunmuş. Yani o çok eğitimli emniyet köpeklerinin onu kolayca bulabileceği yüzeye çok yakın bir yerde… Üstelik onu oraya götürüp saklayan erkek akıl üzerine Narin’in bedeni ağırlığında büyükçe bir kaya yerleştirmiş tıpkı onu katleden erkek akıl gibi gerçeklerin üzerinin koca kayalarla kapatılamayacağını, gerçeklerin önüne duvarlar örülemeyeceğini anlamamış. Aslında burada asıl mesele anlamamış olması da değil siyasi erk tarafından korunup, kollandığına olan inancı. Bir de bu topraklarda sessiz bir ortaklığın olması. Erkekseniz kadın sizin “elinizin kiri” çocuklar da “mülkünüz”dür zaten.

Evet yanlış duymuyoruz Narin’in cansız bedeni vücudundaki saldırı izlerinin tespit edilmesini zorlaştırmak/imkansızlaştırmak için tam 19 gün bulun(a)madı. Tam 19 gün sonra yüksek teknolojiyle üç defa aranan derenin kıyısında bulundu. Zira artık tepkiler yükseliyor, halkın öfkesi artıkça artıyor yani artık mızrak çuvala sığmıyor, öfkeyi dizginlemek gerekiyordu. Durum böyle olunca bir baktık ki 19 gün süren yayın yasağı bir günde kaldırılmış. Üstelik bu bir ilk! Sonra kamuoyuna sızdırılan bilgilere ve olaydan sorumlu olan kişilerin anlattıklarına bakınca insan sormadan edemiyor. Bu bilgiler Narin’in katlinin gerçek nedenini gizlemek için mi sızdırıldı? Tam da bu nokta da özellikle soruşturmada son gözaltına alınan fakat ifadesi ilk sızdırılan Nevzat Bahtiyar’ın anlattıkları üzerine düşünmek gerekiyor. Nevzat Bahtiyar’ın anlatımları, zemini önceden hazırlanan “amca ile annenin ilişkisi olduğu” iddiasının ön plana çıkmasına neden oldu. Yani kamuoyunun gözünde “Narin görmemesi gerektiği bir şey gördüğü için öldürüldü” tezi güçlendirildi. Bunun doğru olma ihtimali de var tabii, ama insan yine sormadan duramıyor. Olayın üstünün örtülmeye çalışılmasında daha başka bir neden yatıyor olabilir mi?

Bu noktada 2009’da yaşanan Bilge Köyü Katliamı’nı da hatırlamak gerekiyor. O zaman da katliamın nedeni “yasak ilişki” olarak gösterilmişti. Oysa neden çok daha başkaydı. Bilge Köyü de iktidara-devlete yakın bir korucu köyüydü. Köyün muhtarı da üçe ayrılmış korucu timinin iktidara en yakın ismiydi. Olayın nedeni “yasak ilişki” olarak gösterilmiş ve dosya kapatılmıştı. Asıl neden ise kaçak petrolün paylaşımı sırasında muhtar-korucu timleri ve devlet güçleri arasında yaşanan tartışmaydı.

Soruşturmanın şeffaf bir biçimde yürütülmemesi, soruşturma sırasında yaşanan bilgi kirliliği, dosyaya getirilen gizlilik kararıyla gerçeklerin üstünün örtülmeye çalışılması, bir iktidar vekilinin çıkıp “Aileyi korumak için söyleyemediğimiz gerçekler var” demesi bizi yine “Kimler, kimleri, niçin koruyor?” sorusuna götürüyor. 19 gün boyunca açıklanmayan “gerçekler” neden Narin’in çürümüş bedeni bulununca üstelik istenildiği kadarı basına sızdırılıyor.

Okul yaşında bir çocuk olan Narin’in tabutunun üstüne konan gelinlik ile “aile kurmanın kutsallığına” atıfta bulunularak hangi gerçeklerin üstü örtülmeye çalışılıyor. Üstelik Narin’in ailesinde kız çocuklarının aydınlanmamış şüpheli intiharları, ölümleri yeni yeni ortaya çıkıyorken… Ve ne tesadüftür ki, her cinayette, katliamda olduğu gibi itirafçı köylü Nevzat Bahtiyar’ın da Arapça yazıların olduğu siyah bir bayrak ile Türk bayrağı önünde çekilmiş bir fotoğrafı düşüyor önümüze.

Devletin etkisinin güçlü olduğu korucu köylerinde muhtarlarla, muhtar olan amcalarla hangi katliamların, hangi cinayetlerin üstü örtülmeye çalışılıyor. Olayda çok önemli bir gerçek olan amca Salim Güran’ın, Narin’in kaybolduğu saatlerde telefonunun neden bir saat kapalı olduğu ve ahırda bulunan mermilerin ne anlama geldiğinin derinlemesine soruşturulması, sorgulanması gerekirken bu mermilerden niçin hiç bahsedilmiyor?

Narin Güran’ın amcası muhtar Salim Güran’a sorgu sırasında telefonundaki görüşme kayıtlarını neden sildiği soruluyor. Salim Güran “Olay akşamı kardeşim Arif’in (Narin Güran’ın babası) ahırında 380 adet mermi yakalandı. Bana bunu haber verdikleri için ses kayıtlarını sildim” diyor. Peki böyle bir gerçeklik neden görmezden geliniyor?

Üstü kapatılan her gerçeklikle, sırtını iktidara dayayan, korunan, kollanan ailerle, iktidarın bir rutin haline gelen cezasızlık politikalarıyla her gün bir çocuk yaşamdan koparılıyor. FISA Çocuk Hakları Merkezi’nin 2024 Ocak-Haziran aylarını kapsayan “Çocuğun Yaşam Hakkı” raporu yalnızca 6 ay içerisinde 343 çocuğun “önlenebilir sebeplerden” hayatını kaybettiğini ortaya koyuyor. Bu şu anlama geliyor: Eğer yeterli önlem alınsaydı, çocuklar korunabilseydi, doğru politikalar yürütülseydi şu anda kaybettiğimiz 343 çocuk ve tabii ki Narin de yaşıyor olacaktı.

Sorduğumuz tüm sorular bizi şu gerçekliğe götürüyor: Narin’in organize bir şekilde katledildiği ve kutsal kabul ettikleri aileyi koruyarak tabutların üzerine gelinlikler örterek, bayraklar önünde poz vererek çürümüş düzenlerinin yıkılmasını engelleyemeyecekleri…