Zehra Çaldağ
20 senedir 5199 sayılı yasayı, yani “Aşıla, kısırlaştır, yerinde yaşat, üretimi durdur, ticareti yasakla”yı uygulamayanlar hayvan katliam yasasıyla hem barınak güzellemesi yapıp hem de katletmeye “uyutma” diyerek sokak hayvanlarına karşı savaş ilan ettiler.
Yeni yasa bile 2028’e kadar toplamayı yasaklamışken sokaklarda yaşayan dostlarımızı toplamaya ve katliam yapmaya devam ediyorlar.
Bu yazıda BARINAK gerçekliğine göz atmak, ne menem bir katliam yuvası olduğunu bazı örneklerle üzerinden dilimiz döndüğünce anlatmak istiyoruz.
Barınak gerçekliğini öncelikle internette dolaşırken ve muhtemelen katliam yasası daha tartışılmaya başlandığında bir facebook hesabında rastladığımız şu paylaşımla giriş yapalım istedim. Çünkü defalarca ziyaret ettiğimiz barınakları bizler ne kadar anlatsak az kalıyor. O nedenle barınakların görünmeyen yüzünü öyle çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor ki… Bu paylaşımda barınakta olan bir köpeğin yaşam süresinin en fazla 72 gün olabileceğini keza yeni yasa bir ay diyor hepimiz biliyoruz.
Hiç barınak ziyaretine gittiniz mi? Gitmediyseniz en kısa zamanda gitmenizi ve barınak gerçekliğini kendi gözlerinizle görmenizi şiddetle tavsiye ederiz.
Barınağa teslim edilmiş bir köpeğin 72 gün yaşama savaşını verdikten sonra padoktan yani hücresinden ölüme nasıl götürüldüğünü bir barınak çalışanı şöyle anlatıyor.
Ölümün kokusu mu var?..
“Önce, köpeğiniz kafesinden tasmayla alınacak. Sevinerek kuyruğunu sallamaya başlayacak, çünkü gezmeye götürüldüğünü sanacak. O “oda”nın kapısına geldiğinde içeri girmek istemeyecek ve deliye dönecek.
Ölümün kokusu mu var, bilmiyorum. Orada yitip giden ruhları mı hissediyorlar, bilmiyorum. Ama orada benim anlayamadığım bir şey var ve istisnasız her köpek o kapıdan içeri girmemek için inanılmaz bir direnç gösterir.
Köpeğiniz önce bağlanacak. Ne kadar güçlü olduğuna bağlı olarak, 1 ya da 2 veteriner teknisyeni tarafından sıkıca tutulacak. Sonra ötenazi teknisyeni ya da veteriner işleme başlayacak. Ön ayakta bir toplardamar bulacak ve öldürücü dozda bir pembe sıvıyı damara enjekte edecek.
Umarım köpeğiniz bağlı olduğu için panikleyip aniden bacağını çekmez. Ani hareketlerde bacağı delip geçen iğneler gördüm ben… Fışkıran kandan kıpkırmızıya boyanan duvarlar gördüm. Kulakları sağır edecek çaresiz çığlıklar duydum. Hepsi hemen oracıkta ‘tatlı bir uykuya dalmaz’, bazen bir süre kasılırlar ve solukları kesilir, nefes almaya çalışırlar ve kendi üzerlerine dışkılarlar.
Her şey sona erdiğinde, köpeğinizin cesedi, barınağın arkasında çöp gibi toplanmayı bekleyen diğer köpeklerin cesetleri üzerine istiflenir, tıpkı yakacak odunlar gibi.
Sonra ne olur dersiniz? Yakılır mı? Çöpe mi atılır? Başka evcil hayvanlar için mamaya mı dönüştürülür?”
Barınak deyince neden toplama kampı ya da ölüm kampı diye haykırdığımızı şimdi anlamış olmanızı umut ediyoruz.
Yapay zekaya sorduk

Buna rağmen yasal statüye göre barınak koşullarının yani bir köpek için ne olması gerektiğini de araştırdık. Yapay zekaya sorduk. Dedik ki bir köpeğin yaşama alanı ne olmalıdır? Hareket ihtiyacını karşılayabildiği, koşup oynayabildiği alan hacmi kaç metre karedir diye sorduk.
Verilen cevap şöyle:
“Küçük Köpekler: Yaklaşık 5-10 metrekare alan yeterli olabilir.
Orta Boy Köpekler: Yaklaşık 10-20 metrekare alan önerilir.
Büyük Köpekler: En az 20-30 metrekare alan gereklidir. Bu alanlar, köpeğin rahatça koşup oynayabileceği ve günlük egzersiz ihtiyaçlarını karşılayabileceği minimum alanlardır. Ayrıca, köpeğin zihinsel ve fiziksel sağlığı için düzenli yürüyüşler ve oyun zamanları da önemlidir.”
Yine yapay zekaya şunu sorduk, bir hayvan bakıcısı en fazla kaç köpek ile ilgilenebilir?
Cevap: “Genel bir kural olarak, bir bakıcı genellikle 5-10 köpek ile etkili bir şekilde ilgilenebilir.”
Bir soru da barınakta esas bulunması gereken veterinerlerle ilgili soruydu. “Bir veteriner kaç hayvanla ilgilenebilir” dedik. Aldığımız cevap 200 köpek için bir veteriner ama teknik ekibiyle birlikte olası gerekir deniyor. Bunlar standart bir barınak için geçerli olan bakıcı, veteriner ve kapasite tabii ambulans falan da zorunlu.
Bu koşullar sağlanmış olsa bile barınaklardan çıkış yok. Orası bir ölüm kampı çünkü yeni yürürlüğe konulan yasa ile bir ay içinde sahiplenilmeyen köpekler UYUTMA adı altında öldürülecek. Yukarıda barınak bakıcısının anlattığı gibi.
Ayrıca zaten barınak gerçekliği bizim de ziyaretlerde kendi gözlerimizle gördüğümüz üzere asla standart kapasitede değil. Biraz gözlemlerimizi anlatalım isterseniz.
Hani yukarıda dedik ya yapay zekaya bir köpeğin rahat hareket, koşma, yürüme ihtiyacını karşılayacak alan ne kadardır diye sormuş, o da bize köpeğin büyüklüğüne 5-10, 10-20, 20-30 diye cevap yazmıştı. İşte bu standart alanlarda en az 10 köpek tıkılıyor.
Sürgün edilmiş bakıcılar
Yine kaç köpeğe bir bakıcı olması gerekir diye sorduğumuzda 5-10 köpek için bir bakıcı cevabı verilmişti ya, gerçeklik hiç de öyle değil. Bin köpek olan bir barınakta 3 bakıcı bulunuyor. Üstelik bin köpek kapasiteli bir barınakta her 200 köpeğe teknik ekibiyle birlikte en az bir veteriner bulunması gerekirken birçok barınakta veteriner hekim bile bulamazsınız. Hele ambulans hiç bulamazsınız acil ihtiyaçlar için…
Barınakta görevli olanları araştırın, çoğu sürgün edilmiştir. Yani barınaklar onlar için verilecek en büyük ceza olarak görülmüş ve barınağa cezalandırılmak için gönderilmişlerdir. Mesela bir barınak görevlisi elektrik mühendisi olduğunu ancak görevli olduğu barınağa sürgün olarak gönderildiğini söylüyor. Bu sadece bir örnek kendiniz de gidip konuştuğunuzda yüzlerce barınak çalışanının aynı durumda olduğunu fark edersiniz ya da sorarsanız samimi olurlarsa söylerler.
Bu yasa ile birlikte gönüllü hayvan bakıcısı sıfatı da ortadan kaldırıldı. Gönüllüler bir yasadan önce belediyeler nezdinde barınaklara daha rahat gidip gelen ve hayvanlarla ilgilenen insanlardı devlet katliam yasası ile birlikte bunu da yasakladı artık.
Şimdi biraz da devletin yükümlülüklerine bakalım.
Devletin yükümlülükleri

Devletin, haberdar olduğu koşullarda, kişilerin sokak köpeklerinin olası saldırılarına karşı korunmak için bazı yasal ve eylemli adımlar atması gerekiyor. Buna “devletin pozitif yükümlülüğü” deniyor.
Tabii önemli olan devletin bu yükümlülüğü hangi politikalar doğrultusunda uyguladığı ya da uygulayacağıdır. Buradaki yükümlülüğün sadece ve sadece insanı korumak üzerine kurulmaması gerekiyor. Çünkü sokak hayvanlarını bir masa, sandalye, bir bez gibi cansız varlıklar olarak düşünemezsiniz. Dünyadaki bütün canlılar doğanın bir parçası ve eşit yaşama hakkına sahiptir. Temel hak, ödev ve sorumluluklar çerçevesinden bakılması ve devletin yükümlülüğünü buradan kurulmalıdır. Yani hem insanı hem sokak hayvanlarını korumak ile görevlidir.
Devlet yetkilileri hep başka ülkelerden örnek veriyor ya işte biz de bir örnek verelim. Alman Hukukunda genel kabul gören “Pratik Uyuşum” yöntemi diye bir şey var. Buna göre; bir çatışma çözülürken bir tarafın kazanıp diğer tarafın kaybettiği bir yaklaşımdan ziyade “kazan-kazan” yönteminin uygulanması, yani “sorunun optimum fayda sağlayan yöntemlerle ele alınması gerekir” diyor. Ama biz bu yöntemi hiç örnek almamışız.
Peki devlet yetkileri bu temel hak, ödev ve sorumluluğunu bugüne kadar nasıl yerine getirmiş dersiniz? Kamuoyunda gündeme getirilen yöntemler neler onlara bakalım mı?
Zehirleme:
Önce 2004 öncesine bakalım. Türkiye’de 2004 yılına kadar belediyelerin zehirli mama bütçesi de ayırarak resmî biçimde, 2004’ten sonra ise örtülü olarak uyguladığı bu tutum kesinlikle Anayasa’ya aykırı olduğu halde uygulanmaktadır.
3285 sayılı Hayvan Sağlığı Zabıtası Kanunu’nun öngördüğü istisnai koşullar (sınır kapısından kanunsuz sokulmak istenen ve bulaşıcı hastalığı bulunan kimi hayvanlara özgü özel koşullar vs.) dışında kesinlikle öldürülemez. Dolayısıyla yürürlükteki hukuk bile, bunu olasılık olmaktan çıkarmıştır. Ama zaten denetimsizlik, cezasızlık ile fillen anayasa devlet kurumları ve yerel yönetimler tarafından açık, aleni bir şekilde çiğnenmekte.
Barınaklara kapatma:
Bu konuda zaten yukarıda verdiğimiz örneklerle hayvanlar için bir yaşam alanı anlamına gelemeyeceğini ve barınakların ölüm kampı olduğunu ifade etmiştik.
Resmî sayılara göre mevcut bin üç yüz doksan belediyedeki toplam hayvan barınağı (bakımevi) sayısı sadece 237’dir. Buralardaki veteriner hekim sayısı da oldukça düşüktür. Çok sayıda ciddi rapor, barınakların hayvanlara zulüm getirdiğini ortaya koymaktadır.
Farklı yere taşımak:
İlk bakışta makûl gibi görünen bu seçenek, sokak hayvanlarına bakan kişilerin öznel gelişimini, sokak hayvanlarının yüksek yararını, kentteki çevresel dengenin bir parçası olduğunu ve Türkiye’nin kültürel tarihindeki kendine özgü yerini fazlasıyla gözardı ediyor. Ayrıca HAYIRSIZ ADA örneği de bu politikaların ürünüydü.
Aslında bilimsel olan çözüm, veteriner hekimlerimizin, hukukçularımızın da ifade ettiği gibi KISIRLAŞTIR, AŞILAT, YERİNDE YAŞAT, MERDİVEN ALTI ÜRETİMİ YASAKLAMA VE TİCARETİN DURDURULMASIDIR.
Bu katliam yasası tartışılırken hep Avrupa ülkeleri örnek verildi, veriliyor. Bunlar devletin politikaları doğrultusunda katliamı önceleyen örnekler oldu hep ama nedense Hollanda örneği hiç verilmez, duyulması yaygınlaştırılması da istenmemektedir.

Hollanda örneği
1800’lü yıllarda hijyen ve halk sağlığı fikrinin toplumsal düzeni şekillendirmeye başladığı dönemde sokak köpeklerinin ticari kazançlar da gözetilerek öldürülmesi sık tercih edilen bir usul hâline geldi. Sokak köpeklerini toplayan ve öldürenler, sadece buna memur kılınmış güvenlik güçleri değil, aynı zamanda “yağ fabrikaları” (İng. rendering plant) ve benzeri sanayi tesisleri oldu. Yakalanıp öldürülen köpeklerin bedenleri asıldı, derileri yüzüldü ve vücut parçaları farklı şekillerde bu tesislerde “işlendi”. Başıboş köpeklerin itlafı -kent alanlarını hijyenik hâle getirmenin ve ekonomiyi canlandırmanın bir yolu olarak gören- uzmanlar ve politikacılar tarafından meşrulaştırıldı. Ancak her ülke, böylesi bir doğrudan şiddet kullanımını da tercih etmedi.
19. yüzyıl Hollanda’sında büyük bir köpek nüfusu vardı. Yazı çok uzun olduğu için detaylara girmeden neler yapıldığını anlatmaya çalışacağım. Merak edenler şu linkten okuyabilirler. https://perspektif.eu/2024/08/02/sokak-kopekleri-meselesi-hollanda-fransa-ve-osmanli-ornekleri/
Hollanda devleti, ülkedeki başıboş köpek sayısını düzenlemek amacıyla bir köpek vergisi (hondenbelasting) de getirdi. Bu durum sokak hayvanlarının sayısını arttırdı. 1886 yılına gelindiğinde hayvan istismarı da cezaya tabi bir suç hâline getirildi. 1912 yılında yük taşıma amacıyla kullanılan köpeklerin durumunu iyileştirmeyi misyon edinen bir dernek kuruldu. Bu derneğin temel amacı, yük hayvanı olarak kullanılan köpeklerinin refahını iyileştirmek ve nihayetinde bu uygulamayı tamamen ortadan kaldırmaktı. Dernek tarafından gönderilen müfettişler yasaların uygulanmasını kontrol etmeye başladı. Ancak hayvan bakıcılarını da hayvanlarına iyi bakmanın önemi konusunda bilgilendirdiler. Tüm çekici köpeklerinin ortadan kaldırılması hedefine ancak 1962 yılında ulaşılabildi. Bundan sonra aynı dernek, zincirle bağlanmış köpekleri misyon edindi çünkü bu durumdaki köpekler genellikle daha kötü muamele görüyordu. Ayrıca, 1962 yılında Hayvanları Koruma Kanunu yürürlüğe girdi. 20. yüzyılın sonunda da Hayvan Sağlığı ve Refahı Yasası kabul edildi. Bu yasa Hollanda’daki hayvanların refahı için en önemli yasa konumunda. Hollanda, bu önlemleri alarak, sokak köpekleri meselesini uzun vadede çözme kapasitesine sahip oldu. Ayrıca hükümet tarafından CNVR (Topla, Kısırlaştır, Aşıla ve Geri Bırak) olarak bilinen ve kısırlaştırma ve aşılama gibi hayati veterinerlik hizmetleri sunan ülke çapında bir girişim başlatıldı. Devlet tarafından finanse edilen bu program ve hayvan refahı alanındaki tüm sıkı çalışmaların meyvesini verdiği ve kayda değer bir başarı elde edildiği kabul ediliyor.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!