Perşembe, 18 Haziran 2026

Kapitalizm Bir Halk Sağlığı Sorunudur



Düzen nereden tutulsa elde kalıyor ve her tarafından irin akıyor. Sağlık bakanının hastane patronu olduğu neoliberal sistemde canımız cüzdanımızda.


“15’e de var, 18’e de var, 35’e de var…” Bu diyalog bir alışveriş merkezinde gerçekleşmedi. Özel bir hastanede kalp damarları tıkalı bir kişi ameliyat masasındayken onunla stent pazarlığı yapıldı. Böylesine alçalma, çürümüş bir düzende olabilirdi. Küçücük bebekleri para için öldürdüler- sakat bıraktılar, insanları rehin aldılar, ameliyat masasında stent pazarlığı yaptılar. Bildirilerimize büyük harflerle yazdığımız “paran yoksa öl” sloganı bir abartı değildi. İçinde yaşadığımız koşulları ve sürecin nereye evrildiğini biliyorduk. Sağlık emekçilerine “giderlerse gitsinler” diyerek, emekçilerin kolayca erişebileceği kent merkezlerindeki hastaneleri kapatıp yerlerini sermayeye peşkeş çekerek, otel-işletme mantığıyla kentlerin dışında hasta garantili hastaneler açarak bu süreci bu noktaya getirdiler. Halk düşmanlığının her türünü somut hale getiriyorlar.

Sağlık bütün dünyada tekellerin emrinde. Tabii neoliberal yağmanın faşist zorla dayatıldığı burada çok daha yakıcı işliyor süreç. Maden-şantiyelerde işçileri kâr için katledenler, yangın önlemi olmayan otelde 78 kişinin ölümüne neden olanlar, kendi sorumsuzlukları yüzünden her gün kadın kırımı yaşanırken pişkince ‘kutsal aile’ güzellemesi yapanlar; sağlık merkezlerini de ölüme giden kâr yolları olarak tasarlıyor. Kaliteli hizmet adı altında sağlığın piyasalaşmasının yolunu açanlar, artık hiçbir şekilde nitelikli sağlık hizmeti alamamamızın sorumlularıdır.

Özel hastanelerde bebeklerin ölüme terk edilmesi, parası olmayan emekçilerin rehin alınması, devlet hastanelerinde de en acil müdahale gerektiren hastalıklarda bile avuç dolusu para ödeyip aylar sonrasına randevu alınabildiği bir ortamda, yine düzene yakışır bir utanç yaşandı. Kalp damarları tıkalı bir kişi ameliyat masasındayken, anjiyo sırasında stent pazarlığı yapıldı. Ameliyat odasına gelen hastane görevlisi bir alışveriş merkezinde ürün tanıtır gibi stent fiyatı vermeye başladı “15 bine var, 18 bine var, 35 bine var” şeklinde… Sağlık Bakanlığı’nın olaya el koyduğu belirtildi. Zaten yaşananların birincil sorumlusu olan bakanlık, bildik şekilde el koydu olaya. İlgili hastanenin ilgili birimi kapatılmış. Hatta gazete Oksijen’in haberine göre 50 bin liralık bir stentin işe yaramadığı ortaya çıkmış. Yani utanç verici süreç, utanç verici bir biçimde devam etmiş. Ayrı bir utanç konusu da özellikle burjuva medyanın bu tür olaylarda kurum ismi vermemesi. Ticari bir kurumun itibarı korunacak diye insanlar doğru bilgi edinme hakkından mahrum bırakılıyor. Kurum adı verilmediği için yine hastalar aynı hastaneye gitmek zorunda kalıyor. Hem sağlıklı haber hakkı gasp ediliyor, hem de halk sağlığı.

Yani düzen nereden tutulsa elde kalıyor ve her tarafından irin akıyor. Sağlık bakanının hastane patronu olduğu neoliberal sistemde canımız cüzdanımızda. Ay sonunu zor getiren emekçiler olarak ‘paran yoksa öl’ mantığını iliklerimizde hissediyoruz. Kısmen parası olan orta gelirliler de güvende değil. Daha çok para kazanmak için insanın ciğerini sökecek bir sistem bu. Bu gerçeği gizlemek için “her şeyi siyasete alet etmeyin” diyorlar. Oysa her şeyin politik olduğunu, “her şeyi siyasete alet etmeyin” demenin de emekçileri düzene yedekleyecek politik bir hamle olduğunu en iyi kendileri biliyor.

Biz de gayet iyi biliyoruz ki bu düzende bize sağlık da yok hayat da… Tek çare var dövüşmek! Bu aşağılık düzene karşı mücadele etmek. Zaten yaşayamadığımız hayatımıza pul muamelesi yapılmasına daha fazla tahammülümüz yok! Kıymetsiz olan onların çürümüş rant sistemi ve doymak bilmeyen iştahları. Şantiyelerde, otel köşelerinde, doğa olaylarında; sermayenin çıkarları için daha fazla ölmeyeceğiz! Sağlığımızı pazarlık konusu yapan bu alçaklığa yanıtımız bilinçli, örgütlü bir mücadele yürütmek olmalı. Kaygıyı ve çaresizliği hep biz yaşayacak, ömrümüzü öyle tüketecek değiliz. Biraz da onlar düşünsün…