Serhat Tuna
Almanya’da otomotiv, metal ve kimya sanayinde örgütlü IG Metall ve IG BCE* sendikaları, sanayi işçilerinin giderek artan işsizlik tehdidine karşı bir eylem günü düzenledi. Hannover, Köln, Frankfurt, Leipzig ve Stuttgart’ta eş zamanlı olarak bugün (15 Mart) gerçekleştirilen gösterilere 80 bini aşkın işçi katıldı. Ancak gösterilerin talepleri ve sendikal bürokrasinin tutumu, işçilerin gerçek sorunlarını çözmekten uzak bir noktada duruyor.
Sanayi Krizi ve Kapitalizmin Açmazı
Almanya’da sanayi sektöründe yaşanan kriz sadece yanlış politikaların değil, kapitalist üretim ilişkilerinin yapısal çelişkilerinin bir sonucudur. Artan enerji maliyetleri, küresel tedarik zincirindeki bozulmalar ve Avrupa’daki sermaye birikim süreçlerindeki yavaşlama, sanayi sektörünü ciddi şekilde etkilemiş durumda. Ancak asıl sorun kapitalist ekonominin içsel dinamikleridir: Sermaye kâr oranlarında artışı sürdürebilmek için sürekli maliyetleri düşürmek, üretim süreçlerini ucuz işgücüne yönlendirmek ve daha az işçiyle daha fazla değer üretmek zorundadır. Bu da işten çıkarmalar, fabrikaların kapatılması ve sanayide daralma gibi süreçleri beraberinde getiriyor.
Almanya’nın sanayi üretiminde yaşadığı gerileme, aynı zamanda küresel emperyalist rekabetin de bir yansımasıdır. Çin’in sanayi üretiminde küresel düzeyde atak yapması, ABD’nin kendi sanayisini koruma yönünde attığı adımlar ve Avrupa Birliği içindeki ekonomik bölünmeler Almanya’nın ekonomik gücünü zayıflatan etmenler olarak yaşanıyor. Özellikle enerji maliyetleri konusunda Avrupa’nın Rusya’ya bağımlılığını azaltma çabaları, Almanya’nın enerji yoğun sanayilerini büyük bir mali baskı altına sokmuş durumda. Almanya’nın emperyalist ekonomik çıkarları doğrultusunda Avrupa’nın lider ekonomisi olma çabası bugün tersine dönmüş ve Almanya kendi krizinin içinde sıkışmıştır.
İşçilerin Öfkesi, Sendikaların Kontrollü Tepkisi
Sanayideki daralma süreci hızla ilerlerken sendikaların bu sürece verdiği yanıt, işçilerin hakları için gerçekten mücadele etmekten çok sistemi restore etmeye yönelik taleplerle sınırlı kalıyor. Gösteriler sırasında işçiler, sanayideki istihdamın korunması, enerji fiyatlarının düşürülmesi ve devletin sanayiye daha fazla yatırım yapması gerektiğini dile getirdi. Ancak eylemlerin temel karakteri, gerçek bir grev çağrısı ya da sistematik bir mücadele planından çok hükümete mesaj vermeye dayalı sembolik bir protesto olarak şekillendi.
IG BCE Başkanı Michael Vassiliadis’in konuşmalarında hükümetin yatırım politikalarını değiştirmesi gerektiğine vurgu yapıldı. Ancak sanayisizleşmenin temel sebebinin sadece yanlış politikalar değil kapitalist düzenin azami kâr güdüsüne bağlı olduğunu görmek gerekiyor. İşçi sınıfı, büyük sermaye tekellerinin çıkarları doğrultusunda şekillenen enerji politikalarının ve yatırım tercihlerinin bedelini işsizlikle öderken, sarı sendika ağalarının “devlet daha fazla yatırım yapsın” söylemi mevcut sistemi sürdürmeye yönelik bir talepten öteye geçmiyor.
Sendikal Bürokrasi: Sistem Bekçiliği
Sendikaların bugünkü durumu işçilerin çıkarlarını korumaktan çok sermaye ile uzlaşma zemininde hareket eden bir yapı ortaya çıkarıyor. IG Metall ve IG BCE gibi büyük sendikalar, işçilerin öfkesini denetim altında tutmaya çalışan, bürokratik ve sistem içi çözümler üreten kurumlara dönüşmüş durumda. İşçiler sanayideki daralma ve işten çıkarmalara karşı mücadele ederken sendika ağaları hükümetten daha fazla fon talep etmekle yetiniyor.
Örneğin Vassiliadis’in “altyapı yatırımları için ek fonlar sağlanmalı, enerji fiyatları düşürülmeli ve süper zenginlerden bir defaya mahsus servet vergisi alınmalı” çağrısı işçilerin sorunlarına gerçek bir yanıt sunmaktan uzak. Çünkü bu talepler, kapitalist üretim ilişkilerini sorgulayan değil sistemin sürdürülebilirliğini sağlamaya yönelik talepler olarak öne çıkıyor. İşçilerin gerçek bir mücadele örgütleyebilmesi için sendikal bürokrasinin işçi hareketi üzerindeki denetimini kırması ve mücadeleyi sermaye karşıtı bir çizgiye taşıması gerekiyor.
Devrimci Sınıf Sendikacılığına İhtiyaç Var!
Mevcut sendikalar işçilerin haklarını savunmaktan çok, sermaye ve devletle uzlaşma içinde hareket eden bir bürokratik yapıya dönüşmüştür. Bu yüzden işçiler, sendikal bürokrasinin kısıtlamalarından bağımsız olarak kendi mücadelelerini örgütlemek zorundalar. Almanya’da işçi sınıfının gerçek bir güç haline gelebilmesi için taban örgütlenmelerini güçlendiren, bürokrasiden bağımsız devrimci bir sınıf sendikacılığına ihtiyaç var.
Sanayi işçilerinin mücadelesi, hükümetten bazı tavizler koparmak için değil iş güvencesi, çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve ücretlerin refah düzeyini yükseltecek ölçüde artırılması ekseninde yürütülmelidir. Tekellere tanınan ayrıcalıklara ve vergi soygununa son verilmesi, düzenli servet vergisinin alınması, silahlanma ve savaş bütçelerine para ayrılmaması gibi talepler bu mücadelenin hedefleri arasında yer almalıdır. IG Metall ve IG BCE gibi sendikalar, mevcut politikaları eleştirmekle yetinip işçileri büyük gösterilere çağırırken, sermayeye karşı gerçek bir mücadele programı sunmuyor.
Eğer işçiler sanayide kalıcı istihdam ve güvence istiyorsa, bunun yolu sendikal bürokrasinin uzlaşmacı çizgisini aşarak doğrudan taban örgütlenmelerine ve kitlesel grevlere yönelmektir. Bugünkü sembolik gösteriler ancak gerçek bir sınıf mücadelesiyle tamamlandığında anlam kazanabilir. İşçilerin taleplerinin gerçekten karşılık bulması için sendikaların sistemi onarmaya değil işçilerin gücünü açığa çıkaracak bir mücadeleye yönelmesi gerekiyor. Sendikal bürokrasinin sınıf mücadelesinin önünde bir engel olduğu bilinciyle işçi hareketinin sermaye karşıtı, taban inisiyatiflerine dayanan bir sendikal anlayışa evriltilmesinden başka bir çıkış yolu yok!
*Madencilik, Kimya ve Enerji Sanayi Sendikası
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!