Siyasi krizin derinleştiği bu günlerde, gençlik hareketinin dinamizmi bir kez daha politik mücadelenin seyrini belirliyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltı ve tutuklanmasıyla patlak veren isyanda olduğu gibi iktidara yakın markalara yönelik boykot çağrılarının arkasında da gençlerin öncülüğü var. Muhalefetin geleneksel tabanını aşan bu hamle, CHP yönetimini adeta “harekete geçmeye” zorlarken, sokakta olamayanların da “tüketim tercihleriyle” direnişe katılmasının yolunu açıyor.
İktidar koalisyonunun en büyük yanılgısı, CHP’nin “kontrollü muhalefet” reflekslerine güvenerek İmamoğlu’nun tutuklanmasına tepkilerin sönümleneceğini varsaymasıydı. İlk günlerde CHP yönetimi protestocuların “evlerine dönmesi” çağrıları yaparak bu algıyı besledi. Ancak üniversiteli gençliğin sokaklara akması ve akademik boykotla direnişi militanlaştırması, iktidarın hesaplarını altüst etti. İstanbul Üniversitesi’nden ODTÜ’ye, taşra kampüslerinden Ankara’ya uzanan “Vizenin ne önemi var, diplomanın garantisi yok!” sloganı, yalnızca eğitim hakkının gaspına değil, tek adam diktatörlüğüne karşı bir isyanı temsil etti.
Bu dinamik, sokak eylemlerinin ötesine geçerek ekonomik boykota evrildi. İktidara yakın markaların teşhiri ve tüketim grevi, gençlerin sosyal medyada ördüğü iletişim ağları sayesinde kitleselleşti. Gıda, içecek ve perakende devlerini hedef alan boykot, yalnızca ekonomik zararla sınırlı kalmadı; markaların imaj fetişizmini kırarak “itibar kaybı”nı siyasi bir silaha dönüştürdü. Sosyal medya platformlarında yükselen #BoykotVakti etiketi, tekellerin iktidarla bağlarını deşifre ederken tüketici hareketini görünür kıldı. CHP yönetimi tüketici boykotu listesiyle bu dalganın üzerine oturmuş oldu.
CHP’nin İkilemi: Devletçi DNA ile Gençliğin Militan Enerjisi
CHP yönetimi, gençliğin bu spontane örgütlenme hızına ayak uydurmakta zorlanıyor. Partinin “hukuk çerçevesinde mücadele” vurgusu, sokak eylemlerini “provokasyon” olarak niteleyen geçmiş tutumuyla çelişirken, Özgür Özel’in “Bizi yok sayanları biz de yok sayacağız” açıklaması, gençliğin dayattığı gerçekliğe zoraki bir uyum çabasını yansıttı.
Özellikle üniversiteli gençlerin polis barikatlarını aşarak meydanlara akması, CHP’yi “devletçi” kimliği ile tabanının radikal talepleri arasında sıkıştırdı. Öyle ki bir yandan belediyeler aracılığıyla gençlere lojistik destek verirken diğer yandan “istikrar” söylemini terk edip “barikatları yıkma” çağrıları yapmak zorunda kaldı. Bu dönüşüm, CHP’nin gençlik hareketinin yarattığı dalgayı kurumsallaştırma çabasının göstergesi olsa da partinin “devletle uyumlu muhalefet” DNA’sıyla çelişiyor.
Boykotun Gücü: Teşhir ve Katılımın Sembolik Siyaseti
Boykotların başarısı salt ekonomik zararla ölçülemez. Eğitim boykotunda olduğu gibi, sembolik eylemler toplumsal dayanışmayı büyütürken ticari boykotta teşhir tekellerin siyasi angajmanlarını görünür kılıyor. Örneğin üniversitelerdeki vize boykotu “diploma” tehdidini “Bizim geleceğimiz rehin alınamaz” diyerek boşa çıkardı. Benzer şekilde, sosyal medyada markaların hükümet bağlantılarının ifşası, tüketici tercihlerini dönüştürerek pasif direnişi aktif bir mücadele aracı haline getiriyor.
Bu strateji, sokakta fiziken bulunamayan kesimleri de direnişe dahil ediyor. Gençliğin öncülük ettiği bu dalga, CHP’yi geleneksel tabanının ötesinde yeni bir siyaset tarzı benimsemeye zorluyor.
Faşist iktidar koalisyonu, CHP’nin “fren” olacağı varsayımıyla hareket ederken, gençliğin sokak ve ekonomik cephede yarattığı dalga, siyasetin kurallarını yeniden yazıyor. İktidarın “kontrollü muhalefet” hesapları, gençlerin militan kitleselliği ve örgütlü direnişi karşısında çöktü.
CHP ise bu süreçte, hem tabanının radikal taleplerini yönetmek hem de “devletçi” geçmişiyle hesaplaşmak zorunda. Ancak net olan bir şey var: Gençliğin inşa ettiği bu yeni direniş dili, yalnızca iktidarı değil muhalefetin araçlarını ve söylemini de dönüştürüyor. Tıpkı sokakta olduğu gibi ekonomik boykotta da gençlik, siyasetin sınırlarını sandıkla sokağı, tüketimle direnişi birleştiren bir perspektife taşıyor. Bu politik mücadele sahnesinde yeni bir sayfanın aralandığının işareti.
Sokaklardan tüketim alanlarına uzanan bu uyanış yalnızca bir protesto dalgası değil, aynı zamanda Genel Grev-Genel Direniş potansiyelini taşıyan bir toplumsal uyanışın habercisi. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla tetiklenen bu süreç, üniversitelerden başlayan akademik boykotun, işçi sınıfının hak arayışlarıyla birleştiği an, faşist iktidar koalisyonunu parçalayacak bir güce dönüşebilir. Gençliğin ördüğü örgütlülük, sokak eylemlerinin militan ruhu ve tüketim grevinin kitlelere yayılan etkisi, bu direnişi sınıfsal ve kitlesel bir mücadele ile taçlandırmaya hazırlanıyor.
Genel Grev: Sokak, Kampüs ve İşyeri Buluşması
Gençliğin “Diploma garanti değil, ne vizesi?!” sloganıyla başlattığı akademik boykot, yalnızca bir eğitim hakkı mücadelesi değil aynı zamanda emekçilerin “Ücret garanti değil ne vergisi?!” diyerek hayat pahalılığına isyanıyla buluşabilecek bir zemin. Üniversitelerdeki direnişin fabrikalara, ofislere, tersanelere, şantiyelere taşınması, iktidarın ekonomik-siyasi aygıtlarını çökertmek için kritik bir adım olacaktır. İstanbul’daki barikatları aşan gençlerin enerjisi, sendikaların grev çağrılarıyla birleştiğinde, “Genel Grev-Genel Direniş” sloganı artık bir hayal değil somut bir stratejiye dönüşecektir.
Bugün boykotların yarattığı teşhir gücü, işçi sınıfının üretimden gelen gücüyle birleşirse, iktidarın “kâr odaklı” ekonomik modeli derinden sarsılır. Öğrencilerin kampüslerdeki vize boykotu, işçilerin üretimi durdurmasıyla; tüketicilerin markalara yönelik tüketim grevi, kamu emekçilerinin hizmet aksatmasıyla buluştuğunda, faşist iktidarın dayandığı tüm ayaklar çözülür.
CHP’nin Rolü: Fren mi, Köprü mü?
CHP yönetimi bu süreçte kritik bir ikilemle karşı karşıya: Gençliğin ve emekçilerin radikal taleplerini sahiplenip genel direnişin kanallarından mı olacak, yoksa “devletçi” refleksleriyle hareketi dizginlemeye mi çalışacak? Özgür Özel’in Saraçhane’deki “Bizi yok sayanları biz de yok sayacağız” söylemi, bu potansiyelin farkında olduklarını gösteriyor. Ancak CHP, gençliğin sokakta ördüğü militanlığın işçi sınıfının grevleriyle buluşmasına destek sunmadığı sürece, iktidar karşısında “sınırlı muhalefet” tuzağına düşmeye mahkûm.
Belediyelerin lojistik kapasitesi, sendikalarla koordinasyon ve yerel örgütlenmeler genel grev için altyapı sunacaktır.
Üniversitelerdeki akademik boykot, işçilerin hak gasplarına karşı direnişi ve tüketicilerin ekonomik sabotajı birleştiğinde, rejimin kırılganlığı su yüzüne çıkıyor. Gençliğin sosyal medyada ördüğü iletişim ağları, işçi sınıfının direnişlerindeki deneyimiyle buluşursa, iktidarın “baskı aygıtları” bile bu sarmalı durduramaz.
Genel Direniş, Yeni Bir Siyasetin Doğuşu
Türkiye’de gençlik hareketi, sokak eylemleri ve boykotlarla sınırlı kalmayan bir devrimci potansiyeli ortaya koydu. Bu potansiyel, Genel Grev-Genel Direniş bayrağı altında emekçilerle birleştiğinde, faşist iktidar koalisyonunu parçalayacak bir güce evrilebilir. İktidarın “böl-yönet” taktikleri, gençliğin kampüslerde, işçilerin fabrikalarda, tüketicilerin alışveriş aplikasyonlarında ördüğü dayanışmayla paramparça edilmeli.
Eninde sonunda bu hareketi CHP’nin “kontrollü muhalefet” kalıplarına sıkışıp kalmaktan kurtarmak onun içerisinde yeni bir devrimci odak inşasını ete kemiğe büründürmekten geçiyor. Kampüslerde, meydanlarda, işyerlerinde, forumlarda doğrudan demokrasi kanallarını işleterek GGGD komiteleri, konseyleri, meclisleri bu odak inşasının zemini olacaktır.
Gençliğin “Biz geleceğimizi rehin aldırmayız!” çığlığı, işçilerin “Grev, grev, grev!” haykırışına dönüştüğü an tarihin seyrini değiştirecek bir milat başlayacak! Bu milat yalnızca faşist iktidarı değil onun dayandığı sömürü, baskı ve yalanlar düzenini de yerle bir edecek!
Umudun adı sokakta, kampüste, işyerinde ve alışveriş sepetinde örgütleniyor. Genel Grev-Genel Direniş, bu umudun zaferle taçlanacağı günlerin manifestosudur.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!