İnsanlığın ‘Vicdanı ve Şerefi’ Olan Emine Ana’yı Kaybettik



20 Haziran’dan bu yana hastaneye yatırılan Emine Ocak’ın içine sayısız oğul ve kızın acısını, derdini, kaygısını doldurduğu yüreği bu sabah durdu


“Aç gözlerini o çığlıklara çocuk

Kayıp analarının gözlerine bak

O gözler ki karanfil kıvrımında nar çokluğu

Sevda denizlerinde oğul ve kız yokluğudur

Her biri bir depremdir yüreklerde

Her biri açlık içinde zulüm tokluğudur”*

Emine Ocak, anadiliyle ağıt yakmaktan da direnmekten de oğul acısını gözlerine oturmuş “karanfil kıvrımındaki nar çokluğuna” dönüştürmekten de vazgeçmeyişin adıdır. ‘90’ların işkence, yerinde infaz, kayıp politikalarının karşısına koca bir çınar gibi dikildi. Örgütlü devrimciliği, ruhundaki karanlıkla boğmaya, ezip çözmeye çalışan faşizme karşı mücadelenin görkemli bir sembolüne dönüştü.

Gazi barikatlarında dövüşmenin simgelerinden olan oğul Hasan Ocak o görkemli halk direnişinin hemen ardından 21 Mart 1995’te “gözaltına” alındı. Çaldıkları tüm kapılar “bizde yok” derken işkenceyle katledilmiş bedeni tam 58 gün sonra kimsesiziler mezarlığında bulundu. Oysa işkence edilmiş o beden gözaltına alınmasından 5 gün sonra Beykoz’da köylüler tarafından bulunmuş ve kimliğinin tespit edilmemesi için her şey yapılmıştı.

Ailesi, inatçı bir direnişle 15 Mayıs 1995’te Adli Tıp Kurumu kayıtlarından Hasan’ı teşhis etti. Ölüm nedeni tel veya iple boğulma olsa da yüzü tanınmaması için parçalanmış ve vücudunun her yerinde işkence izleri fotoğraflanmıştı.

Aile, tanıklara da başvurarak, Ocak’ın en son Terörle Mücadele Şubesi’nde görüldüğünü duyurdu. Otopsi raporu da Ocak’ın boğularak öldürüldüğünü ortaya koydu.

Oğul Hasan Ocak’ın bir mezarının olabilmesi, isminin “kayıp” bültenlerinden kaldırılması Emine Ana, ailesi, yoldaşları ve devrimci-demokrat kamuoyunun ısrarlı mücadelesi sayesinde gerçekleşti. Bir avuç insanın mücadelesinin bir “kayıplar mücadelesine”, hareketine dönüşmesinde Emine Ana’nın depremler yaratan sessiz, vakur, kararlı çığlıkları önemli bir yapı taşı oldu.

Ailenin tüm suç duyurularına rağmen somut failler yargılanmadı. Ama Emine Ana’nın dinamosu olduğu görkemli direnişle bir bütün olarak faşizm yargılandı, “kayıp” politikasında görünür bir kırılma yaratıldı.

Bu mücadele içinde saçları daha da ağaran, sayısız hastalıkla boğuşan ama hiçbir Cumartesi eylemini kaçırmayan Emine Ana 20 Haziran’dan beri hastanede yoğun bakımdaydı. Binlerce oğul ve kızın acısını, kaygısını, derdini sığdırdığı kalbinin durmasıyla bu sabah hayatını kaybetti.

Defalarca yerlerde sürüklenen, işkence gören, zindan duvarlarıyla tanıştırılan Emine Ana’yı “karanfil kıvrımında nar çokluğu”nu taşıdığı gözlerindeki tüm o anlamlarla mücadelemizde yaşatacağız.  

Onu, 2019 yılındaki 730’uncu Cumartesi Oturmasındaki “Ben 24 yıldır Galatasaray’dayım. Kaybedilen herkes benim kızım, oğlum, benim vicdanım ve şerefim. Kayıp kızlarımı ve oğullarımı istiyorum, onları aramaktan vazgeçmeyeceğim” sözlerinde dile gelen sınırsız kalbiyle kavgamızın ezgilerinden biri olarak anıp yüreğimizde taşıyacağız. İnsanlığın vicdanı ve şerefi olarak….

*Adnan Yücel’in “Kayıp” şiirinden