Nəriman Bakı
Özgür Özel, son günlerde Devlet Bahçeli’ye yanaşarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’la arasında olduğu düşünülen çatlağa oynamaya başlamışken; “Terörsüz Türkiye” komisyonuna girmişken; her hafta bir yerde Ekrem İmamoğlu için miting yaparak muhalefette hız kazanmışken (!); anketler de tam gaz önde görünürken ve ah bir seçim olsa hemen hükümet kuracakken… İstanbul CHP İl Kongresi iptal edilerek kayyum atandı.
Tüh. ağzımızın tadı bozuldu Ali Rıza Bey!
Bağıra çağıra gelen bir süreç sonunda CHP yine gözüne far tutulmuş tavşan gibi kaldı. Bu satırlar yazılırken, CHP’li siyasetçiler ve gazeteciler TV’lerden sosyal medyaya kadar “hukuk”a bağlılık duaları ederken ve “rejim değişiyor” nidalarıyla kendilerince boyunlarından büyük laflar edip de anticilik oynuyorlardı.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun yenildiği CHP kurultayına dair 15 Eylül’de görülecek iptal davasının sonucunu şimdiden kestirmek zor. Ancak AKP-MHP ittifakının CHP özelinde merkez burjuva muhalefetini yarma harekatına tam gaz devam ettiği aşikâr.
Bu yarma harekatının bir yanında CHP İstanbul İl Yönetimine kayyum olarak Gürsel Tekin gibi aylar önce CHP’den istifa ettiğini açıklamış birinin atanması da var; bugün Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in şikâyet dilekçesini mevcut belediye başkanı Cemil Tugay’ın verdiğini faş etmesi de.
CHP, AKP-MHP bloku üzerinden inşa edilen yeni rejimin attığı her adımda daha fazla merkezileştiğini, azami egemenlik refleksiyle hareket ettiğini bilse de eskiden olduğu gibi kendisine dokunulmayacağını düşündü. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne operasyon yapılıp Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması söz konusu olduğunda bile süreci eski alışılmış reflekslerle sistemin kıyılarında oynayarak yöneteceğini sandı. İstanbul Üniversitesi’ndeki direniş olmasa Saraçhane önündeki o alışılmış beklemelerinden sonra “dağılıyoruz” diyecekti. Nitekim bir süre sonra da bunu yaptı, sokağı belirledikleri alanlarda yapılan kontrollü mitinglere hapsetti. Rejimin azami merkezileşme eğilimiyle önüne çıkabilecek her engeli (buna devlet partisi CHP’nin toplumsal tepkinin akacağı kanala dönüşmesi de dahil) ezip geçme refleksine karşı alışılmış “hukuk” ve “demokrasiye sadakat” söylemine sıkıca sarılmaktaki ısrarıyla kendisini de yutmayı hedefleyen faşist dalgayı püskürteceğini sandı. Bu aslında onun sınıfsal karakterince çizilmiş reflekslerinin sınırlarıydı.
CHP şu an AKP-MHP’nin siyasetini sadece görünen hukuksuzluklar, yolsuzluklar ve saldırılar üzerinden okumaya devam ediyor. Görevden alınan CHP İstanbul İl Başkanı’nın Özgür Çelik’in karar sonrası yaptığı hamasi konuşmada en fazla İstanbul borsasının yüzde 5 oranında düşmesini malzeme yapıp karara “hukuken” itiraz etme dışında en ufak bir siyasi eylem ya da aksiyon önerememesi bile, CHP’nin süreci anlamadaki yetersizliğini ya da sınıfsal ufkunu bir kez daha gösteriyor.
Keza CHP İstanbul il başkanının konuşmasında çizdiği “borsadaki düşüş” ve “hukuka güven” sınırlarının aynısını CHP’nin acil toplanan MYK’sından sonra ayağının tozuyla Halk TV canlı yayına çıkan Özgür Özel de tekrarladı.
CHP merkezi acil MYK toplantısında, aylar önce istifa ettiğini açıklayıp istifa etmemiş olan, İstanbul CHP İl Yönetimine kayyum olarak atanan Gürsel Tekin’i partiden ihraç etmiş. Görünen o ki, CHP İstanbul İl yönetimine kayyum atanacak her parti üyesini partinden ihraç etmek gibi radikal bir siyasi hamle ile süreci götürecek.
19 Mart sürecinde kitlelerin sokağa çıkan tepkisini bir şekilde pasifize etmenin yolunu bulan CHP, bugün de kitlelerin sokağa çıkmasından AKP-MHP rejiminin korktuğu kadar korkuyor. Egemen sınıfın burjuva siyasi merkezlerinin kanadı ne olursa olsun, asıl korkusu sokağa çıkacak olan kitlelerin potansiyel gücüdür.
Kapitalizmin mevcut çok yönlü kriziyle siyasetin her hali her geçen gün daha fazla sıkışmaya başladı. Bu sıkışma bir yerde dönüşecek. Ancak bu dönüşümü devrimci biçimde değiştirmek ve dönüştürmek bir sorumluluk ve hedef olmak zorundayken, bu dönüşümün kendiliğinden devrimci ve ilerici olacağını düşünmek başka türden bir siyasi öngörüsüzlük olacaktır.
CHP tarihsel olarak “halk” ifadesini sınıfsız, imtiyazsız toplum hayali için kullanarak başladı. Kapitalizmin çelişkilerinin geliştiği, keskinleştiği süreçlerde toplumun ezilen, sömürülen kesimlerinin oylarını, burjuvazinin yıkılmaması için “çalmak” amacıyla halk ifadesini kullandı. Bugün ise CHP geleneksel misyonundan sıyrılarak kendisini tasfiye girişimlerine karşı gerçek bir halk hareketinin mayalanmasına mı yönelecek yoksa her zaman yaptığı gibi söyleme gelince yükseklerde uçup pratiğe gelince dostlar alışverişte görsün oyalanmasıyla mı yetinecek, bunu yaşayıp göreceğiz.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!