Milli Eğitim Bakanı’ndan Tozpembe Tablo!



Milli Eğitim Bakanı yeni eğitim-öğretim yılı öncesinde yaptığı açıklamalarla eğitimdeki sorunları inkar edip sorumluluğu velilere yükledi! Zorunlu eğitimi ortadan kaldırmanın gerekçelerini sıraladı. Eğitim sisteminin patronların talepleri ve iktidarın ideolojik-siyasi öncelikleri temelinde nasıl dönüştürüleceğinin tablosunu sundu.


Veliler 7 Eylül’de başlayacak 2025-2026 eğitim öğretim yılının kendileri açısından yarattığı külfetle çaresizce boğuşurken, çocuklarını okula aç göndermenin sancılarını yaşarken Milli eğitim Bakanı Yusuf Tekin Anadolu Ajansı’nın Editör Masası programına katılarak toz pembe bir tablo sunup sorun olarak dile getirilen tüm başlıkların sorumluluğunu velilere yükledi.

Tekin’e göre veliler çocuklarını MEB tarafından belirlenen okullara değil başka okullara kaydettirmek isteyerek aslında çizmeyi aşıyorlar üstüne bir de “çocuğumuzun kaydı yapılmadı” diye çıngar çıkarıyorlar.

“Katkı payı” diye bir şey yokmuş!

Tekin’e göre -mealen- aslında “katkı payı” diye bir uygulama yok! Çünkü MEB öğrencilerin dolayısıyla okulların temel ihtiyaçlarını zaten karşılıyor. O açıdan da velilerin herhangi bir katkısı gerekmiyor. Ama çocuklarının çeşitli gezilere götürülmesi ya da çim saha maçları gibi ek bütçe gerektiren talepleri oluyormuş. Bu durumda da okul aile birlikleri talep edilen etkinlikler için para topluyormuş!

Servis fiyatlarındaki artışın baş faili: Muhalif belediyeler!

Artan servis fiyatlarından da muhalif belediyeler sorumluymuş. Ha bir de kitap-kırtasiye fiyatlarındaki astronomik rakamlar da piyasanın suçuymuş! Tekin’e göre devlet aslında tüm bu konularda velilerin külfetini azaltmaya çalışıyormuş, ama…

Bilmesek… 

Bilmesek inanacağız. Oysa okulların hali içler acısı. Geçen eğitim öğretim yılında yansıyan görüntüler ortada: Birikmiş çöp dağları, hijyenden yoksun tuvaletler, temizlenmemiş koridor ve sınıflar ya da güvenliği alınmadığı için sınıflara kadar giren silahlı kişiler!

Tekin’in programda alışılmış beylik açıklamaları böyle devam edip gitti. Açıklamalarının her satırı sorumluluğu velilere yükleyen bir yüzsüzlük örneğiydi.

Eğitim sisteminde köklü değişiklikleri haber etti!

Eğitim sisteminde yapılacak köklü değişiklikler de bu yüzsüz açıklamalar arasına serpiştirildi. Bunların belki de en önemlileri 12 yıllık zorunlu eğitimin kaldırılmasına ilişkin çalışmalar yaptıkları, bununla bağlantılı olarak bundan sonra öyle 40 bin, 50 bin kişilik öğretmen alımlarına gitmeyecekleri, mesleki teknik eğitimde belirgin bir artış olduğuyla övünmesi oldu.

Demokrasiden anladığı…

Tekin gerek serbest kıyafet gerekse 4+4+4 eğitim modelinin kendi dönemleri içinde bir zorunluluk olduğunu savunurken bu zorunlulukları da hep demokrasinin gerekleriyle ilişkilendirdi. Onun için demokrasi sadece türban serbestliği ya da imam hatip ve meslek okullarının önünün kesilmesi yaklaşımı karşısında geliştirilen politikalardı! Yani kendi “mahallesi”ni, kendi ideolojik-siyasi kodlarını ilgilendiren konularda yapıp ettikleri hep demokrasinin gereğiymiş! Şimdi bu gerekler yerine getirildiği için kılık kıyafet yine tek tip olacakmış (çünkü türban sorunu çözülmüş), 28 Şubatçıların imam hatip ve meslek liselerinin önünü kesmek için getirdiği 8 yıllık zorunlu eğitim sistemi de 4+4+4 modeliyle aşıldığı için şu anda bu modele gerek kalmamış!

12 yıllık zorunlu eğitime artık gerek yokmuş!

Tekin tüm bunları sıraladıktan sonra baklayı ağzından çıkardı. Ona göre hem içinde bulunulan çağın bilgiye erişmek konusundaki olanakları hem de mesleki ve teknik eğitimde yaşanan sorunlar itibarıyla 12 yıllık zorunlu eğitime artık gerek yoktu. Kaldı ki farklı toplumsal kesimler de bunu tartışıyordu.

O toplumsal kesimlerin kimler olduğu açık: İlki patronlar ikincisi de özellikle kız çocuklarını okula göndermek istemeyip “evlendirmek” isteyenler!

Tekin, ağzından çıkardığı baklaya ilişkin şu ifadeleri kullandı:

Biz şimdi öyle bir karar almak durumundayız ki bir: Türkiye bu bahsettiğimiz uluslararası göstergelerin altına düşmemeli. İki: Kamuoyunda bize bu konuda yönelen eleştirileri ortadan kaldırabilecek iyileştirmeler yapmak durumundayız. Üçüncüsü de 2011 öncesindeki antidemokratik uygulamalara zemin hazırlayacak yeni bir adım atmamak durumundayız. Dolayısıyla bu parametreler ışığında 12 yıllık zorunlu eğitimin tartışılmasını arzu etmiştik, yıl içinde tartışmaları yapıldı, çok farklı kesimler tartıştı. Aşırı ideolojik yaklaşanlar ve niyet okuma mantığıyla bizi eleştirenler hariç tutulduğunda büyük oranda 12 yıllık zorunlu eğitimin süresinin azaltılmasının doğru olacağına yönelik bir kamuoyu oluştu. Yasa yapıcılara öneride bulunmadan önce biz hükûmet olarak, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi olarak bir karar almak durumundayız. O kararımızı aldığımızda kamuoyu ile paylaşırız.

Öğretmen ihtiyacını karşılamışlar, artık 40 binli, 50 binli atamalar mümkün değilmiş!

Kadrolu öğretmen istihdamının AKP’li yıllarda hızlanmış biçimde azaltıldığını, bunun yerine sözleşmeli ya da ücretli öğretmen modelinin baskın hale getirildiğini, bu modellerin güvencesizlik ve düşük ücretlerle, ağır çalışma koşullarıyla malul olduğunu bilmeyen yok.

Tekin ise AKP’li yıllarda bol bol atama yaptıklarını iddia ederek bu gerçeği perdelemeye çalışmakla birlikte esas olarak zorunlu eğitimin ortadan kaldırılmasına uygun bir yaklaşımla bundan sonra öyle 40 binli, 50 binli öğretmen atamalarının yapılmayacağını söyledi. Artık hangi branşta ne kadar açık varsa o kadar öğretmen alımı yapacaklarmış!

Önlerine gelen yere fakülte açmanın yarattığı yüz binlerce diplomalı işsizin varlığı umurlarında değil yani. Şu anda yaklaşık 500 bin öğretmenin istihdam edilmediği için özel okullarda kölece koşullarda, inşaatlarda, hizmet sektöründe ya da başka işlerde çalışmak zorunda kaldıklarına hatta intihar ettiklerine dair gerçekler umurlarında değil.

Neden olsun ki piyasalaşan eğitim koşullarında istihdamı esnek ve güvencesiz hale getirmek için işsiz öğretmen sayısının fazlalığı bir ihtiyaçtır zaten! Gerçi Tekin artık eğitim fakültelerinin kontenjanını düşürmeye başladıklarını söyleyerek bu alandaki devasa işsiz yığılmasına çare de bulmaya koyulduklarını müjdelemeden de edemedi!

2002 yılında atıyorum 100 öğretmene ihtiyacımız varken belki bu hizmetleri 50 öğretmenle sunuyorduk diyelim. Yıl içerisinde Sayın Cumhurbaşkanı’mızın eğitim öğretim süreçlerini çok aşırı öncelemesinden dolayı biz bugüne kadar her yıl 30 bin, 40 bin, 50 binli rakamlarla öğretmen ataması yaptık ve en nihayetinde 100 öğretmene ihtiyaç duyulduğu ortamda öğretmen ihtiyacını minimize edecek sayıda öğretmen ataması yaptık. Bu sayede öğretmen başına düşen öğrenci sayısı itibarıyla uluslararası göstergelerin örnek gösterdiği ülkelerden bir tanesi haline dönüştük. Şimdi bu güzel bir uygulama mı? Çok güzel, çok başarılı olmuş o zaman. Bu başarının beraberinde getireceği bir şey olması lazım ama ihtiyacımız azaldığına kadar artık 40 bin, 50 binli atamalar mümkün değil.

Yıl içinde aslında insanların şunu demesi gerekiyor: ‘Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan size müteşekkiriz. Teşekkür ediyoruz. Bu kadar çok öğretmen atadınız, bizim öğretmen ihtiyacımızı minimize ettiniz.’ Bunu yaptık ama bunu yapınca beraberinde doğal olarak artık o yüksek sayılarda öğretmen atamasının olmaması geliyor. Eksi rakamlar mümkün değil, onu yapacağız dersen… Bir: Kendi kendimizle çelişmiş oluruz. İkinci bir konu daha var: Çağ nüfusumuz sürekli azalıyor, bu da ilave bir durum. Üçüncüsü: Öğretmenlerimiz emeklilik yaşları artıyor. Dolayısıyla şunu açık yüreklilikle söyleyeyim, umut tacirliği yapmak istemem. Bundan sonraki yıllarda o oranlarda öğretmen ataması olacak bir Türkiye yok artık ama mutlaka her yıl ihtiyacımız oranında öğretmen ataması yapacağız.

Tedbirler sayesinde mesleki ve teknik eğitimde ciddi bir kıpırdama oldu”

MESEM’lerle övünen Bakan Tekin, bu uygulamanın 2011 yılından itibaren alınan birçok tedbirden biri olduğunu dile getirdi ve bunlar sayesinde “Geçtiğimiz yılı kapatırken meslek liselerinin genel ortaöğretim içindeki oranı yüzde 42’ydi. Bu, bir miktar daha arttırılabilir” diye konuştu.

Mesleki okulları ortaokula indirdikleriyle övündü

Tekin, lise eğitiminin başladığı 14-15 yaş aralığının mesleki eğitim, sanat ve spor gibi özel yetenek gerektiren alanlar için biraz geç bir yaş olduğunu değerlendirdiklerini belirterek spor ortaokulları ile müzik ilkokul, ortaokul ve lisesi açtıklarını dile getirdi.

Mesleki ortaokul konusunun son dönemde kamuoyunda oldukça tartışıldığını hatırlatan Tekin, konuya dair eleştiri getirenlere “bilmeden karnından konuşuyorlar” diye hakarette bulundu.

Bu eğitim yılında mesleki teknik eğitim konusunda çok sayıda yenilik (!) yaptıklarını duyuran Tekin, “kamuoyu” dediği patronların taleplerine işaret ederek şunları dile getirdi:

Teşvik verdiğimiz alanlar var, mesela kamuoyu şunu diyor, niye bu alanı teşvik ediyorsunuz da şunu etmiyorsunuz? Bütün bu eleştirilerin hepsinin makul, rasyonel, kamu otoritesinin bütünlük içerisinde çalıştığını gösteren sebepleri var. Onları paylaşmak isteriz. Attığımız adımları yaptığımız yenilikleri paylaşmak isteriz.