Soylu’nun Açıklamaları ve “İşkence 101”



Soylu’nun dediği gibi faili meçhul cinayetlerin yoğunluğu AKP iktidarı döneminde azalmadı. AKP’den de önce 2000 başında zaten yol ve yöntemler önemli ölçüde değişmişti. Buna rağmen cezasız bırakılan onlarca dosya var. Ve adalet sadece o dönemdeki eylemlerle sınırlı değil. O iktidar dönemindeki yargı pratikleri de önemli bir gösterge…


Gökçer Tahincioğlu

Türkiye’de tarihsel olarak işkencenin “münferit” olduğunu söyleyenler, münferit olmadığını en iyi bilenlerdir.

Hatta bu kesim, “Suç mu işlesinler, diyelim ki bomba konuldu ve başka çareniz yok, öğrenmek için ne yaparsınız?” gibi müthiş sorularla işkencenin meşrulaştırılması, toplum tarafından normalleştirilmesi için de büyük çaba göstermiştir.

“Manisalı gençler” gibi, “Metin Göktepe” gibi, “Birtan Altınbaş” gibi işkence örnekleri ortaya çıktığında ise aynı kesim sessizliğe bürünür, sonrasında işkencenin münferit olduğunu iddia etmeye devam ederler.

* * *

Türü ve yöntemleri günden güne değişiyor elbette işkencenin… Kimi zaman karanlık koridorlarda, kamerasız odalarda kendini gösterir, kimi zaman gözaltı merkezlerinin dışında… Kimi zaman biri gözaltına alınmadan hemen önce, kimi zaman baskı ve tehdit gibi yöntemlerle…

Ama bununla ilgili ne söylenirse söylensin, inanmayın…

İşkence bir insanlık suçudur.

Ve işkence yöntemleri ile öğrenebileceğiniz tek hakikat, duymak istediklerinizdir.

Bir suçla ilgisiz insanlar suçu üstlenir. O da yetmiyorsa ilgisiz ama ilgi kurulmak istenen insanların isimlerini verir. O da yetmediyse ilgisiz yerler gösterir.

İşkence doğruya ulaşabilmenin bir yöntemi değildir.

Ve bütün ayak izlerinin kusursuz biçimde takip edilebildiği bu çağda, iyiden iyiye acizliktir.

* * *

Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Gülistan Doku soruşturmasında ne kadar da kusursuz biçimde görev yaptığını anlatmak isterken, faillerden biriyle ilgili şu cümleleri kurdu:

Zaynal Abakarov ayın 9’unda yurt dışına çıkıyor. Aile bize diyor ki, ‘Bu şüpheli yurt dışına çıktı, biz bunun doğru olmadığını düşünüyoruz, burada bir gariplik var, geri getirin.’ Abarakov hakkında o dönem yurt dışı yasağı verilmemiş. Konu bana gelince bir tek şüpheli var ve onun da yurt dışında olduğunu anlayınca tedirgin oldum devlet töhmet altında kalacak diye… ‘Eğer gelmezse babası polis memuru ihraç ederim, annesi de Dağıstanlı, geri gönderme merkezine (GGM) alırım ve bunun da hesabını sorarım’ dedim. ‘Gelsin ve devlet töhmet altından kurtulsun, soruşturma devam etsin, nereye gitmek isterse oraya götürürüz’ dedim. Abakarov gelir gelmez yurt dışı çıkış yasağı koyulması yönünde, OHAL yetkisi dahilinde, arkadaşlarıma talimat verdim. Babaya da yurt dışı çıkış yasağı koyduk.

* * *

Özellikle 12 Eylül’den itibaren insanlar, bu ve benzeri yöntemlerle psikolojik işkenceye uğradıklarını kanıtlamak için ömür harcadılar.

Suç işlemiş olsun ya da olmasın, insanlar, yakınlarının gözaltı merkezlerine getirildiğini, burada onlar üzerinden tehdit edildiklerini anlatmaya çalıştılar.

Kimileri, gözaltına bile alınmamış olmalarına rağmen, bir tenhada, telefonda, aracılarla yakınları üzerinden tehdit edildiklerini söyledi, kimse dinlemedi.

Zira bunun kabul edilmesi, işkencenin varlığının da kabul edilmesi, münferit değil sistematik olduğunun kabulü demekti.

* * *

Soylu’nun İçişleri Bakanlığı dönemini biliyoruz.

Yasakları, baskıyı ne kadar sevdiğini, önüne gelen hemen herkesi terörist ilan etmeyi çok ama çok iyi bildiğini, gerisini, o insanların sonrasında ne yaşayacağını hiç ama hiç düşünmediğini iyi biliyoruz.

Uyuşturucu satıcıları için, “Okul çevresinde bir uyuşturucu satıcısını gördüğümüz zaman o polisi ne kadar kınarlarsa kınasınlar, ayağını kırmayan polis görevini yapmamıştır” gibi toplumun son derece hoşuna giden, “işkence” açıklamaları yaptıktan sonra okul önlerinde, okullarda neler yaşandığını, uyuşturucu satışının tüm yurtta alıp başını nasıl gittiğini de biliyoruz.

* * *

Soylu, aynı televizyon programında kendi bakanlığı döneminde faili meçhul cinayet olmadığını da şu sözlerle söyledi:

Türkiye’de faili meçhulleri AK Parti bitirmiştir. Hele 15 Temmuz’dan sonra devlet FETÖ’den arındıktan sonra 2021-2022-2023-2024-2025’te Türkiye’de polis bölgesinde bir tane faili meçhul yoktur. Dünyada bir tane örneği yoktur, gösterin kellemi keseceğim.

Faili meçhullerden kastı bütün dosyalarsa, Adalet Bakanlığı’nın “faili meçhul” istatistikleri aksini söylüyor.

Yok sadece “cinayetleri” kastediyorsa önce neden “polis bölgesi” ayrımı yaptığını sormak gerekiyor.

Ve bir de dosyaların faili meçhul olmaktan nasıl çıktığına bakmakta fayda var!

Öyle ya yakınları üzerinden tehdit ederek, polise “bacak kırın” talimatı vererek failler bulunuyor ve dosyalar kapatılıyorsa, bunlara ne derecede “faili bulunmuş dosya” denilebileceğini tartışmak gerek.

Failler gerçek mi, dosyalar hakkaniyetle kapatıldı mı, bakmak gerek…

* * *

Aynı döneme dair İHD’nin verileri de mühim. 2022 verileri misal… Rahatlıkla terörle ilgisi olmayan insanların “terörist” ilan edildiği bir ortamda sözlerine çok bakılmamıştır ne de olsa…

  • Dur ihtarına uymadıkları gerekçesiyle güvenlik güçleri tarafından öldürülen ya da yaralanan; toplumsal gösterilerdeki saldırılar, sokağa çıkma yasakları döneminde 1’i çocuk 20 kişi hayatını kaybederken 27 kişi yaralandı.
  • Cezaevinde 81 kişi hayatını kaybederken faili meçhul saldırılarda 10 kişi hayatını kaybetti, 4 kişi yaralandı.
  • Siyasi parti, sendika ve dernek yöneticisi/üyesi 30 kişi saldırıya uğradı.
  • Saldırıya uğrayan 22 gazeteciden 1’i hayatını kaybetti.
  • “Namus” adı altında 1 kadın öldürüldü. Toplumsal alanda kadına yönelik şiddet, tecavüz ve taciz, ev içi şiddete uğrayan 367 kadın hayatını kaybederken 761’i yaralama, taciz-tecavüz, darp, tehdit, alıkoyma nedenleriyle yaralandı. 435 kadın ise fuhuşa zorlandı.
  • Çocuklarda 72 çocuk; anne, baba, kardeş, amca ve dedesi, eşi ve tanıdıkları tarafından öldürülürken 288 çocuk ise cinsel istismar; ailesi, arkadaşları ve yakınları tarafından şiddet gördü.

Eminiz ki “jandarma” bölgesinde olmamışsa failleri “bir biçimde” bulunmuştur. Ama dosya kapatmak mahareti üzerine kitap da yazılır. Bunu da akılda tutmakta fayda var. Dedik ya, kapatılması değil nasıl kapatıldığı mühim…

* * *

İşkencenin olduğu, insanların hiçbir kanıt olmadan halka şirin görünmek uğruna terörizm gibi ağır suçlamalara maruz kaldığı bir ortamdan adalet çıkmaz.

Çıkmayacağını da görüyoruz.

Soylu’nun dediği gibi faili meçhul cinayetlerin yoğunluğu AKP iktidarı döneminde azalmadı.

AKP’den de önce 2000 başında zaten yol ve yöntemler önemli ölçüde değişmişti. Buna rağmen cezasız bırakılan onlarca dosya var.

Ve adalet sadece o dönemdeki eylemlerle sınırlı değil. O iktidar dönemindeki yargı pratikleri de önemli bir gösterge…

Misal, 1993-96 yılları arasında herkesin gözü önünde işlenen, faillerinin kim oldukları gayet iyi bilinen faili meçhul cinayetler dosyasının beraat ve zamanaşımı kararlarıyla sonlandırılması…

Misal Vartinis dosyası, Uğur Kaymaz dosyası… Yüzlerce dosya…

Ve şimdi “öyle uygun görüldüğünde” açılan Gülistan Doku dosyası…

* * *

Soylu’nun katıldığı programdaki en doğru sözleri şunlardı:

Diyelim ki orada bir ihmal var başka bir şey var, hepsi sorgulanmalıdır. Bu konu o gün karartılmışsa böyle bir ihtimal varsa bunun hesabını sormak Gülistan kardeşimiz kadar bizim de en büyük hakkımızdır.

Evet hakkımızdır. Bu ülkenin yurttaşları olarak karanlıkta bırakılan, cezasız bırakılan her dosya için hesap sormak hakkımız.

Ve buna işkence dosyaları da dahil.

İşkence açık bir suçtur.

En yetkili ağızdan bununla ilgili bir itiraf gelmişse, bu döneme dönüp özellikle bakılması gerekir.

Bütün ilişkilerin, bütün fotoğrafların tek tek açıklanması gerekir.

Ya da hamaset dolu, topluma şirin görünebilecek “terörist” açıklamalarıyla kendinizi avutabilirsiniz, bu da bir yöntem.

Baskıyla, yasakla, suçlamalarla, hakaretle suçların üstünü bir yere kadar örtebilirsiniz.

Hakikat tek, zaman uzun…

Günün sonunda tarihe kimin nasıl geçeceğini de o örtülerin ardından da olsa görebilirsiniz.

T24