Anti faşist kitle hareketinin kabardığı ‘95 Gazi, ‘96 Kadıköy rüzgarının devrimci hareketlerin gövdesini şişirdiği bir dönemde örgütle tanıştı Okan yoldaş.
Rüzgarın devrimcilerden yana estiği, aynı zamanda tozu da dumana kattığı dönemlerde, dingin yürüyenler pek çarpmazlar göze. Emekçi semtlerinde elini nereye atsan seninle birlikte yürümek isteyen insanlar vardı. 1 Mayıs Mahallesi‘nin anti faşist gençlerinin önemli bir kesimi AFMK üzerinden örgüt çeperine yanaşmıştı. İçinde ‘ateş’ geçen bütün eylemler büyük bir sempatiyle karşılanıyor, bu eylemlere geniş katılımlar oluyordu. Ağı geniş atıp örgütlenmeyi derinleştirmek, semtte yaşayan emekçiler içerisinde kök salıp buradan sınıf damarları yakalamakta zorlanıyorduk. Bu yönlü dile gelen her söz, yapılan her uyarı ve yönlendirme bir biçimde boşa düşüyordu. Örgüt çalışmasını ve devrimci hareketi alabildiğine yüzeyselleştiren ve yer yerde yozlaştıran bu kesit örgüte, “Gazete satmayana kurşun da attırmayacağız” dedirtecek kadar keskin yaşanıyordu.
Okan yoldaş, bu sözlerde ifadesini bulan yönelimin taşıdığı anlamı biliyor, kendi pratiğini de ona uyarlamaya çalışıyordu. Anti faşist gençler, boyna binen bu yükten kurtulmak için bölge esnafına ve emekçilerine gazeteyi götürmek durumunda kalıyor, fakat onlara tehditvari “Alacaksın!” dayatmasının dışında bir şey taşımıyorlardı. Proleter devrimciliğin özelliklerini yaşamının her karesinde gösteren Okan yoldaş ise, daha 18 yaşında, yanında bir emekçi ev kadını ve omuzunda onun çocuğu, atölyelerde, fabrika önlerinde gazete dağıtımı ve kitle faaliyeti yürütüyordu. Semtteki ilişki ağı üzerinden işçi direniş ve eylemlerine ziyaretler, destekler örgütlüyordu. Okan yoldaş için, 1 Mayıs Mahallesi’ndeki semt güçleri içerisinde, örgütün bu yönelimini bilince çıkartan ve bu yönlü pratik tutum geliştiren tek yoldaştı desek abartı olmaz.
“Artık her şeyimle örgütleyim…”
Okan’ın örgütle buluşması ne tek yanlı duygusal bir yakınlaşmanın ne de tamamen tesadüflerin sonucudur. Bilinçli bir yönelim, arayış ve araştırmanın onu getirdiği noktadır. Maraş’ta doğup büyüdüğü aile ve akraba çevresi farklı bir devrimci yapının taraftarıdır. Devrimci fikirlerle tanışması bu yüzden çocukluğundan başlar. Fakat okuduklarından süzüp çıkardığı kadarıyla, ortada kendisini ifade edebilecek bir örgütlenme yoktur. Memleketinden ayrılıp İstanbul’a gelir gelmez aradığı komünist örgüt girmiştir görüş alanına. Tanıştığı insanlar üzerinden yayınları takip eder, okuduklarıyla düşündükleri arasında bir paralellik kurar ve karar verir: Okan artık TİKB’lidir! İnsanlığı gerçek kurtuluşa götürecek olan sınıfın, proletaryanın devrimcisidir!
Fakat ne yazık ki Okan yoldaş, lümpen anti faşist semt gençliğinin yarattığı ‘perdeleme’ nedeniyle, örgütün görüş alanına hak ettiğinden daha geç girdi. Örgütle 1 Mayıs Mahallesi arasındaki ilişkiyi kuran semt biriminde yer alanların darlıkları, Okan yoldaşın mütevazı kişilik ve hareket tarzı bu gecikmeyi besleyen temel nedenlerdendi. ‘98’lerde ufku anti faşist devrimcilikle sınırlı olanlarda yaşanan kırılma, Okan yoldaşın öncesinden yarattığı birikimle birlikte öne çıkması, örgütle kendisi arasında daha dolayımsız bir ilişkiyi doğurdu.
Zaten öncesinden, çevresini saran bütün darlıklara rağmen, örgütün yönelimlerini rehber edinip bu doğrultuda alan açıp belli bir birikim yakalamıştı. Anti faşist lümpen semt gençliğinin aksine, bir fırında çalışıyor, bunun dışında kalan bütün zamanını devrimci faaliyete ayırıyordu. Çalıştığı yerlerdeki insanlarla yaratıcılıkla ilişki kurar, oraları birer devrimci üs haline getirirdi. Ailesi İstanbul’da olmadığı ve akrabalarının yanında onlara bağımlı kalmak istemediğinden bir ev tutmuştu. Kendisinin boyayıp yerleştirdiği şirin bir evi vardı artık. Genç yaşına rağmen yaşam biçimi, kişiliği ve duruşuyla bölge halkı içerisinde doğal olan örgütçülüğü ve ağırlığı her geçen gün gelişiyordu. Örgütle daha yakın ilişki kurduğu dönemde, o sarı şirin evde yaptığımız sohbette, “Ben artık her şeyimle örgütleyim yoldaş” diyordu.
Sakin görünümü altında yatan sınıf kini
Uzun boyu, kocaman proleter elleri ve tatlı gülümsemesiyle sempatik bir görüntüsü vardı yoldaşımızın. Sakin kişiliğinin altında güçlü bir sınıf kini yatıyordu. Onun sessiz sakin yapısını bilenler öfke patlamalarına tanık olduklarında şaşırıyorlardı. Okan’ın öfke patlamalarına ancak karşı devrimci gelişmelerde tanık olunabilirdi. ‘99 genel seçimlerinde “Mahalleye kurulan düzen partilerinin seçim büroları dağıtılmalı” diyordu; “Koşulunu oluşturduğumuz yerlerde devrimci kitle şiddetiyle, olmadığı yerlerde askeri yöntemlerle engel olmalıyız propagandalarına…” Fakat bunu anlatırken, o temiz yüzündeki kızgınlığı, ateş saçan gözleri, öfkeden titreyen sesi ve sıkılı yumruğu görülmeye değerdi.
Okan yoldaşın ilk tutuklanışı böyle bir eyleme katıldığı iddiasıyla olmuştu. Bu kapsamda bir gözaltını ilk kez yaşıyordu. İşkencehaneden cezaevine tek başına alnı açık gelmişti. Kendisinden önceki operasyonlarda, bir zamanlar onun sorumluluğunu yapmış ve Okan’nın alan içerisindeki duruşunu örgüte yansıtmamış, itirafçılaşmış zavallıların acınası durumlarına duyduğu kini anlatırdı voltalarda. Örgütün semtlerdeki çalışmalarda bıraktığı boşlukları, bunların nelere yol açtığını ve çıkarılması gereken dersleri paylaşırdı yoldaşlarıyla.
Proleter duruşunun beslediği yaşam tarzı, yoldaşın cezaevindeki kesitine de yansıdı. Antifaşist semt devrimcilerinin yığıldığı koğuşlarda o, dışarıdaki yaşamında olduğu gibi planlı ve üretken bir konumlanışa sahipti. Kapalı mekanın rehavetine kapılmadan büyük bir inatla her sabah sporunu yapardı. Başkalarının da kalkmasını teşvik etmek için “ödül” olarak komüncülere danışarak içine bal katılmış süt hazırlardı. Güçlü bir okuma, araştırma ve kendini geliştirme tutkusu vardı yoldaşın. Eğitim çalışmalarının dışında da dinlenme saatlerinde, koğuşta iki ranza arasındaki masanın başında hep okurken bulurduk Okan’ımızı. Yoldaşlarıyla göz göze geldiğinde anlamlı bir gülümseme belirirdi yüzünde. “Bu fırsatı iyi değerlendirmeli kendimi dışarıya hazırlamalıyım” diyordu.
Tahliye öncesi yaptığı konuşmada, onu en çok mutlu eden şeye, yoldaşlarıyla birlikte yakaladığı gelişime vurgu yapıyor, dışarıda ortaya koyacağı performansın ipuçlarını veriyordu. Dışarıya çıktığı kesit F tipi saldırısının ve karşıt hareketin yoğun olduğu bir dönemdi. Soluğu bu hareketliliğin içinde ve en önlerinde aldı. 19 Aralık katliamı öncesi ve sonrası faşizme karşı her cephede yürütülen militan mücadeleyi omuzlayan temel yoldaşlardandı. Tekrar tutsak düştüğünde hiç tereddütsüz bedenini direnişe yatırmıştı. Dışarıda, bütün enerjisiyle soluğu olduğu direnişin, içeri ayağında artık bir Ölüm Orucu savaşçısıydı.

08 Mayıs 2001
Merhaba Lale ve Nazife yoldaş,*
[…] Burada mektup günlerini sabırsızlıkla bekliyorum. Yoldaşların mektubunu almak, onların sesini duymak çok güzel. Ben de tembellik yapmıyorum hemen yazıyorum cevaplarını. Burada tam bir mektupçu oldum çıktım. Buradaki bütün yoldaşların durumları çok iyi. Ben de tahmin edeceğin gibi “canavar” gibiyim. Moralim, coşkum bayağı yüksek. ÖO’cu olmanın onurunu yaşıyorum. Tahsinlerin, Fatihlerin izinden gitmenin onuru. Umarım bu onura layığımdır. Ben layık olmak için her şeyi yapacağım. Onların ve sizlerin yüzünü kara çıkarmayacağım. Bundan en ufak kuşkunuz olmasın.
Hastaneye kaldırıp müdahale ettiklerinde moralim bozulmuştu. Biraz çöküntüye uğradım. Ama kısa sürdü. Bu müdahalelerinin son çırpınışları olduğunu ve zaferi geciktireceğini ama hiçbir zaman engelleyemeyeceklerini düşündüm. Tuncay (…) şehit düştüğünü de öğrenince üzüntüm, çöküntüm yerini coşku inanç (…) ve kine dönüştü. Onu böyle uğurlayamazdım. O günden bu yana içimde müthiş bir coşku var. Bu koşuda onun hemen arkasındayım. Göndermiş olduğun kitabı (Dimitrov) aldım. Ayrıca “İstanbul” şiiri için de çok teşekkürler. Bu şiiri bayağı seviyorum. Dışarıda Boğaz Köprüsü’nden her geçişimde aklıma bu şiir geliyordu. Bu şiiri en kısa zamanda ezberleyeceğim.
[…] Burası bana yaradı sayılır. Kendimi geliştirme imkânı buldum. Her gün yapacak yeni şeyler, yeni uğraşlar buluyorum. Ve zaaflarımı görüp yok etme imkânını. Zaten ÖO direnişimiz başlı başına bir öğretici oldu benim için. Bu tamamıyla bir irade savaşı ve ona göre hazırladım kendimi. Bu savaşta öğrenilecek çok şey var. Ya sağlam çıkacaksın ya da yok olacaksın. Bundan başım dik çıkacağım. (…) Zaten her direnişin öğretici yanı vardır. Önemli olan bunları anlayıp benimsemektir. Bunu gerçekleştirdiğimiz ölçüde hiçbir güç bizi yıkamaz. […] Kendinize iyi bakın. İkinizi de yoldaş sıcaklığıyla kucaklıyorum. Sevgilerimle / Okan Külekçi
(…) bölümler hapishane idaresi tarafından karalanmıştır.
(*) Okan Külekçi yoldaşın Kartal Hapishanesi’ndeki yoldaşlarına yazdığı mektup [Çitlerin Olmadığı / Bir Ölüm Orucu Direnişinin Güncesi, Lale Çolak, Sel Yayıncılık – Gri Yeşil Kitaplığı, 2022]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!