Pazar, 18 Ekim 2026

Sokağın Dili İtalya’da: Fransa’daki Gibi Yapalım!



İtalya’da emperyalist kapitalizmin krizi sokağa taştı. Roma’da 100 bini aşkın insan “Temel haklarımız için birlikte, doğru yolda” yürüyüşünde buluşurken Milano’da hayat pahalılığı protestosu polis şiddetiyle bastırıldı. Öğrenci işgalleri ve “Fransa’daki gibi yapalım” sloganıyla büyüyen öfke, CGIL’in 20 Kasım genel grev çağrısıyla kalıcı bir siyasi hatta dönüşme eşiğinde; İtalya sokakları artık Avrupa’daki isyan dalgasının merkezinde


Fransa, İspanya ve Arnavutluk’ta yükselen isyan dalgasının ardından İtalya sokakları da emperyalist kapitalizmin derinleşen krizinin sahnesi haline geldi. 17 Ekim Cumartesi günü, ülkenin dört bir yanında aynı anda patlak veren eylemler, artık tek tek olayların değil bir bütün olarak sistemin meşruiyetini sarsan bir sürecin parçasıydı. Roma’da CGIL’in (İtalya Genel Emek Konfederasyonu) öncülüğünde ve 100’ü aşkın laik ve Katolik derneğin katılımıyla düzenlenen “Insieme sulla Via Maestra” (Temel haklarımız için birlikte, doğru yolda) yürüyüşünde 100 binden fazla insan Piazza del Popolo’yu doldurdu. Bu salt bir protesto değil işçilerin, öğrencilerin, emeklilerin, sosyal hareketlerin ve derneklerin ortak taleplerini haykırdığı bir ‘birleşik meydan’dı.

Aynı gün Milano’da tablo çok daha gergindi. Hayat pahalılığına karşı başlayan gösteri, Duomo Meydanı’nda polisle çatışmaya dönüştü. Göstericiler polise taş, patlayıcı ve kağıt bomba attı; polis göz yaşartıcı gaz ve tazyikli suyla karşılık verdi. Meydan savaş alanına dönerken otobüs durakları ve tarihi binaların vitrinleri tahrip edildi, çok sayıda kişi yaralandı ve yaklaşık elli kişi gözaltına alındı; gözaltına alınanların çoğu gençlerdi. Bologna’da Tren Garı önünde, Torino’da ise kortej içinde çatışmalar yaşandı; polis Toma ve biber gazı kullandı. Torino, Bologna, Roma ve Floransa’da öğrenciler okulları işgal etti, çadırlar kurdu. “Fransa’daki gibi yapalım” sloganı, Milano’dan Bologna’ya, Roma’dan Torino’ya sokakların ortak dili haline geldi; sınırları aşan bir öfkenin ve ortak bir repertuvarın işaretiydi.

Bu tablo, İtalya’nın kendine özgü bir “istisna” olmadığını gösteriyor. Krizin ekonomik zemini son derece somut: İtalya İstatistik Kurumu’nun (ISTAT) verilerine göre Eylül 2026’da yıllık enflasyon yüzde 4,2’ye tırmandı (Ağustos’ta yüzde 3,3 idi); bu artışın arkasında enerji fiyatlarındaki yüzde 22’yi aşan fahiş yükseliş yatıyor. Gıda fiyatlarındaki artış ise yüzde 5,5’e ulaşarak en temel ihtiyaçları bile karşılanamaz hale getirdi. Dahası, uzun vadeli ücret çöküşü: Bütçe Politikası Ofisi’nin (UPB) Temmuz 2026 raporuna göre, 1990 ile 2026 arasında İtalya’da reel brüt ücretler ortalama yüzde 6,6 geriledi; bu düşüş özellikle ücret dağılımının alt kesimlerinde yoğunlaştı. Yani İtalyan işçisi, 35 yıl boyunca daha fazla çalışıp daha az kazanırken, enerji ve gıda fiyatlarındaki son şok, birikmiş öfkeyi sokaklara taşıdı.

CGIL Genel Sekreteri Maurizio Landini, Roma mitinginde bu öfkeyi kalıcı bir siyasi hatta dönüştürecek adımı duyurdu: “20 Kasım’da CGIL bu ülkede genel grev ilan edecek”. Bu tarih rastgele değil; aynı gün Avrupa çapında bir öğrenci grevi de ilan edilmiş durumda, yani İtalya’daki isyan kıta genelindeki sokak hareketleriyle aynı damarda atıyor. Landini’nin konuşması, taleplerin çerçevesini de netleştirdi: “İnsanca yaşatacak ücretler, insanca yaşatacak emekli aylığı, çalışan bir kamu sağlık sistemi ve bilgi edinme hakkı” . Ayrıca hükümetin kurumsal reformlar ve farklılaştırılmış özerklikle uğraşırken sosyal acil durumları görmezden geldiğini vurguladı ve “Biz, Direniş’ten ve anti-faşizmden doğan Anayasamızdan asla vazgeçmeyeceğiz” diyerek çerçeveyi anayasal bir savunmaya oturttu. Landini’nin bir diğer kritik vurgusu ise silahlanma karşıtıydı: “Güvenlik silah değildir. Daha güvenli olmak için hepimizin silahlanması gerektiği kocaman bir yalandır”. Bu sözler, krizin yalnızca ücretlerle değil aynı zamanda savaş harcamalarıyla ve emperyalist hiyerarşilerle de bağlantılı olduğunun altını çiziyordu.

İtalya’daki patlama, Avrupa’nın dört bir yanındaki sokaklarla eşzamanlı ilerliyor. Fransa’da 5 Kasım için beş büyük sendika konfederasyonu (CFDT, CGT, FO, UNSA, FSU) ortak bir ulusal grev ve gösteri günü ilan etti; talepler ücretler, kamu hizmetleri ve istihdam üzerine yoğunlaşıyor. İspanya’da 11 Kasım için ana sendikalar (CCOO ve UGT), konut krizi ve ücretler ekseninde 14 yıl sonra ilk genel grevi düzenleyecek; bu grev, erken seçim kampanyasının hemen öncesine denk geliyor. Arnavutluk’ta ise Tiran başta olmak üzere öğrenci protestoları günlerdir sürüyor; göstericiler yolsuzluk, işsizlik ve eğitim koşullarını protesto ederken başkentte polisle çatışmalar yaşanıyor ve Başbakan Edi Rama istifaya çağrılıyor. İtalya’daki isyan, bu zincirin en kalabalık ve en örgütlü halkası; ama zincirin kendisi çoktan Akdeniz’i ve Avrupa’nın içlerini sarmış durumda.

Emperyalist kapitalizmin krizi, artık yalnızca uzak coğrafyalarda değil Avrupa’nın merkezlerinde, İtalya’nın meydanlarında somutlaşıyor. Sokak hareketleri, sistemin meşruiyetini sorgularken talepler açık: İnsanca ücret, barınma hakkı, kamusal eğitim ve sağlık; ayrıca savaş harcamalarının kısılması ve büyük servetlerin vergilendirilmesi. Landini’nin ifadesiyle: “Demokrasi, pratikte savunulur; asla boyun eğmeden, insanı merkeze alarak, piyasayı ve kârı değil”. Bu taleplerin karşılanması, azami kâr ve egemenlik hırsının değil, insanın ve bir bütün olarak yaşamın merkeze alındığı bir düzenin kurulmasından geçiyor. İtalya’daki isyan, Avrupa’nın dört bir yanındaki sokaklarla aynı damarda atıyor: Krizin faturasını ödemeyi reddedenlerin damarında.

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

@komunarca’in paylaştığı bir gönderi