Kızıldere’yi anmak ve yaşatmak



Devrimci ideallere bağlılık ve dar örgüt çıkarları yerine devrimin çıkarlarını öne çıkararak yoldaşlaşma Kızıldere direnişinin bizlere bıraktığı derslerin başında gelir.


THKP-C ve THKO önderlerinden Mahir ÇAYAN, Cihan ALPTEKİN, Sinan Kazım ÖZÜDOĞRU, Hüdai ARIKAN, Saffet ALP, Sabahattin KURT, Nihat YILMAZ, Ömer AYNA, Ahmet ATASOY ve Erhan SARUHAN… Kızıldere’de devrimci idealizmin, ideallerine bağlılığın, bu uğurda ölümü hiçleştirmenin doruklarını bizlere miras bıraktılar.

THKP-C ve THKO’nun önder militanları, THKO’nun üç önderi Deniz GEZMİŞYusuf ASLANHüseyin İNAN‘ın idamlarını engellemek amacıyla aldıkları ortak eylem kararıyla devrimin çıkarları için yoldaşlaşmanın en güzel örneğini bizlere pratikleriyle gösterdiler. Bunun için üç İngilizi rehin alıp Kızıldere’ye gittiler. Fakat kaldıkları yer bir süre sonra bulundu. On’lar etraflarını saran faşist sürülerin “Teslim ol!” çağrısına “Biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik…” cevabını vererek ölümsüzleşirken devrimin çıkarları için ölümü hiçleştirme geleneğini bir kez daha yaşattılar.

On’lar ’68 kuşağının karakteristik özelliklerinin başında gelen devrimci idealizmin, devrimci düşünce ve ideallerini gerektiğinde ölüm pahasına savunmanın örneğini verdiler. Devrimin genel çıkarları söz konusu olduğunda omuz omuza verip yoldaşlaşmanın yüceliğini ve güzelliğini eylemleriyle gösterdiler. Burjuvaziye, emperyalizme ve faşizme karşı mücadeleyi esas alanların siper yoldaşlığı konusunda hafızalardan çıkmayacak bir örnek yarattılar.

Bu gün On‘lara saygının ve Kızıldere Direnişi’ni yaşatmanın yolu, o yiğit eylemin verdiği mesajları doğru okumaktan geçer. Devrimci ideallere bağlılık ve dar örgüt çıkarları yerine devrimin çıkarlarını öne çıkararak yoldaşlaşma Kızıldere Direnişi’nin bizlere bıraktığı derslerin başında gelir. Bunların unutulmasına, Kızıldere’yi anarken sözünü edip iş pratiğe geldiğinde tam tersinin yapılmasına karşı tavır bugün On’lara saygının olmazsa olmazıdır. Burjuvaziye, emperyalizme ve faşizme karşı mücadeleyi esas alıp merkeze koymak yerine kendi dışındaki sol güçlerle rekabeti öne çıkaran bir anlayış ve pratik Kızıldere’nin ruhuna yabancılaşmış demektir.

Kızıldere Direnişi, “ölen ama yenilmeyen” 71 devrimcilerinin yazdıkları direniş destanlarının doruklarından biridir. Koşulların elverişsizliğine ve olanakların sınırlılığına rağmen oportünist teslimiyet ve tasfiyecilik yolunu nefretle reddedip devrimci direniş ve mücadele yolunu seçişin bir ifadesidir.

Kızıldere’de yiğitçe bir ölümle noktalanan o çizgi ve anlayışı doğru görmeyebilirsiniz, eleştirileriniz olabilir. Hatta bunların devrimci niyet ve amaçlar taşıması da şart değildir. Fakat hem Kızıldere Direnişi’ne ve inandıkları devrimci değerler uğruna o kesitte yiğitçe ölümün üzerine yürüyen devrimcilerin anılarına saygı gösterilerinde bulunup hem de o devrimcilerin izledikleri çizgiye ağız dolusu küfür edenleri, o çizgiyi “eleştiri” görünümü altında Demirel’lere, Abdülhamit’lere övgü düzen dönekliği aynı şekilde sahiplenemezsiniz! Ya biri ya öteki! Bu iki sandalyeye birden oturmaya kalkmak ahlaken de siyaseten de mümkün değildir!

Soylu bir devrimci dayanışma, vefa ve siper yoldaşlığı örneğidir Kızıldere. On’da somutlaşan devrimci tutum ve ruh, örnekleri o yıllarda da görülen fakat 12 Eylül döneminde ve sonrasında şaha kalkan teslimiyetçilikle, örgütlü devrimci mücadele kaçağı tasfiyeci anlayışlarla taban tabana zıttır. Dolayısıyla Kızıldere’ye saygı, orada toprağa düşen yoldaşlarımızın anılarına bağlılık devrimcilikte ısrar, en azından devrimci değerlere saygıda ısrar demektir.