AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan dün akşam Huber Köşkü’nde video konferans yöntemiyle gerçekleştirilen 26. Cumhurbaşkanlığı Kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamalarda koronavirüs salgınını nasıl bir lütufa çevireceklerine dair oldukça net mesajlar verdi.
Önümüzdeki günlerde Meclis’e kapsamlı bir önlem paketi getireceklerini önden haber veren ve yaptığı konuşmada bu paketin içeriğine dair de önemli ipuçları sunan Erdoğan, salgınla mücadele karşısındaki halk düşmanı tutumunu “milli seferberlik” şalıyla perdelemeye çalışsa da işçi ve emekçilere nasıl bir cehennem vadettiğini gizleyemedi. Gerek Tekalif-i Milliye’den bir kez daha hem de zorunlu-zorla vergi anlamına gelen maddelerini sıralayarak gerekse fabrikaların kapanmayacağının, her alanda üretimin devam edeceğinin altını daha kalın çizerek yaptı bunu.
Önce mıntıka temizliği yaparcasına ucunu gösterdiği yeni “acı ilaçlarını” her zamanki hamasetiyle yutturmaya çalıştı. Erdoğan işçi ve emekçiler açlık-işsizlik-hastalık arasında sıkışıp kalmışken “burnunuzu kapatarak bu zehri içeceksiniz” dedi.
Bir kez daha Tekalifi Milliye…
Önceki konuşmasında “Milli Birlik ve Beraberlik” kampanyası başlatılmıştı. Adına bağış kampanyası denilen bu “mucizevi” girişimin fiilen yeni bir vergi zorbalığına dönüştürüldüğünü yaşayıp gördük. Daha sonra bu zorbalığı eleştirenlere Tekalifi Milliye’yi hatırlatmış, bu koşullarla birbirinden oldukça farklı olan o koşullar arasında paralellik kurarak emekçilerin milliyetçi duygularını kışkırtmaya girişmiş, patronlara ve özellikle betonculara aktardığı paralarla emekçilere reva görülenleri bu söylemlerle kabul edilir kılmaya çalışmıştı.
Dünkü konuşmanın aralarına sıkıştırılmış söylemlerden anlıyoruz ki Erdoğan ve kabinesi belli ki önümüzdeki günlerde bu zorla vergilendirmenin başka biçimlerini dayatacaklar! Meclis’e getirileceği söylenen pakette bunu görmemizse sürpriz olmayacak.
Bolsonaro’nun “Brezilya duramaz!”ı!
Yine “Çalışabilen her fabrikamız üretmeye devam edecektir” diyerek bu yaklaşımını özetleyen Erdoğan’ın devamında dile getirdiklerinin ise aynı familyadan olduğunu bildiğimiz Brezilya diktatörü Jair Bolsonaro’nun “Brezilya duramaz!” kampanyasından özde farkı yok! Bolsonaro o insanlık dışı yaklaşımını daha çıplak ve saldırganca dile getirirken (‘Altı üstü bir grip, ölen ölür kalan sağlar bizimdir!’ şeklinde özetleyebileceğimiz), Erdoğan bunu söylemde ve eylemde özde farklı olmayan fakat biçimsel farklılıklar taşıyan bir yaklaşımla sahneliyor.
“Milli çıkarlar”, “halkın seferberlik duygusu”, ortak gelecek kaygıları ve hedefleri gibi hamaset yüklü söylemiyle o buz gibi yaklaşımını perdelerken, pratikte de işçileri dışında bırakan, işsiz kalanların açlığına gözlerini kapatan “evde kal” yaklaşımıyla Bolsonaro’ya fark atmış oluyor!
Kimi kırıntılar da perdeleyemedi!
Kısaca, koronavirüs salgınına ilişkin ilk resmi açıklamalardan sonra bir haftadan fazla zaman ortalıkta görünmeyen ve sahne aldığı ilk konuşmasında salgını da “Allah’ın lütfu” olarak gördüğünü söylemediği kalan Erdoğan dünkü konuşmasında bu “lütuftan” ne anladığını daha net vurgularla belirtmiş oldu.
“Maskeler parasız olacak”, “yevmiyeyle çalışan ve şu anda geçim sıkıntısı çeken tüm vatandaşlarımıza yardım edeceğiz, valilik ve kaymakamlıkları arasınlar ya da e-devletten başvursunlar”, “2 milyon haneye daha yardım götüreceğiz”, “Atatürk Havalimanı ve Sancaktepe’de olmak üzere sahra hastaneleri kuruyoruz” gibi başlıklar ise bu yaklaşıma gözbağı olmayacak kadar zayıf kaldı!
“’Rabb’imizin ‘Sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır olabilir’ diyerek tarif ettiği bir süreçten geçtiğimize inanıyorum.” diyen Erdoğan, konuşmanın devamında salgının ardından dünyada hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının açıkça görüldüğünü belirtip emperyalist devletleri kastederek, “Diğer ülkelerin ve insanların sırtından kendilerine sahte bir refah düzeni kuranların devri artık kapanıyor” diyecek kadar büyük laflar etti.
“Ekonominin sadece paradan, borsadan, faizden, spekülatif araçlardan ibaret bulunmadığı, aslolanın yeterli üretim ve adil dağılım olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır” diyerek kendisini bu yaklaşımdan muaf kıldığını sanan Erdoğan’ın kurulacağını söylediği bu “yeni dünya” hikayesini döne döne niye yinelediğiyse işçi ve emekçilere vadettiği “daha çok çalışın, daha çok çalışın” cehenneminden anlaşılıyordu. Onları bu cennet vaadiyle gönüllü köleler olmaya davet ediyordu! Kim için ve nasıl bir cennet olduğu gerçeğini “hepimiz aynı gemideyiz, daha çok üretirsek hep birlikte daha çok kazanırız” safsatasıyla perdeleyebileceğini sanarak…
Yeni bir neoliberal sıçrama dönemi hayali…
Bu dönemi neoliberal vampirliğin sıçrama dönemleriyle kıyaslayan Erdoğan, “Türkiye için bu dönem en az çok partili hayata geçtiğimiz, en az rahmetli (Turgut) Özal’ın reformları, en az AK Parti’nin demokrasi ve ekonomi atılımları kadar önemlidir” diyerek nasıl bir hayal kurduğunu da acı bir ironiyle kendisi itiraf etmiş oluyordu.
Gerçek bir sosyal yıkım ve kölece sömürünün derinleşmesi biçiminde seyreden bu dönemlerle şimdiki dönemi özdeşleştiren Erdoğan, “Eğitimden sağlığa, ulaşımdan sanayiye, tarımdan enerjiye kadar her alanda inşa edeceğimiz güçlü altyapının semeresini alacağımız bir devrin eşiğindeyiz” sözleriyle onları bir kez daha karanlık bir kölelik rejimine rıza göstermeye davet ediyordu!
Vaadi “Önümüzdeki bu yeni süreçte siyasi ve ekonomik olarak çok daha güçlü bir konuma ulaşma imkanına sahibiz. Bunun için halihazırda yaşadığımız dönemi en kısa sürede ve en az hasarla geride bırakmamız gerekiyor” şeklindeydi. Patronlarla, onların kar hırsı ve özlemleriyle kendi deyimiyle “garip gurebanın“ çıkarlarının aynı olduğunu iddia ederek…
‘Çalışmaktan kaçınma hakkı’ yasaklanmıştır!
İşçi sınıfına, yoksul köylülüğe, tüm emekçi katmanlara “bu salgından korunmak sizin için değil, siz burjuvazinin karlarına kar katması, kapitalist gelişimin hız kazanması, değişecek dünya dengeleri içinde yeni bir sıklete sıçramamız için virüs mirüs demeden çalışın!” diyen Erdoğan, bu yaklaşımıyla işçi sınıfının can güvenliği açısından yakın bir tehlike haline gelen salgına karşı canını korumak için kullanabileceği “çalışmaktan kaçınma hakkını” da yasaklamış oluyordu!
İşçi sınıfının genel grev genel direniş dışında bir seçeneğinin olmadığını da bizzat kendisi
Erdoğan’ın konuşmasından yoruma gerek bırakmayacak açıklıktaki bazı bölümleri şöyle:
“Asıl büyük mücadelemiz salgın sonrasında başlayacaktır”
Şu ana kadar aldığımız tedbirler ve gerekirse alacağımız ilave önlemler, bütün bunlar sayesinde Avrupa ve dünya ile paralel şekilde inşallah bu salgının üstesinden geleceğiz. Asıl büyük mücadelemiz salgın sonrasında başlayacaktır. Üretimi mutlaka sürdürme vurgusu yapmamızın sebebi budur. Çalışabilen her fabrikamız üretmeye devam edecektir.
‘Hep birlikte daha çok çalışacağız!’
Hizmet sektörümüz hem içerideki hem dışarıdaki bağlantılarını canlı tutacaktır. Kurulan yeni dünyada en güçlü şekilde yerimizi almak için hep birlikte daha çok çalışacağız. Sadece salgın döneminin kayıplarını telafi etmekle kalmayacak, inşallah çok daha büyük bir hamleyi hep beraber gerçekleştireceğiz. Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşmasının önündeki engeller adeta kendiliğinden kalkıyor. Üretimimizi, istihdamımızı, ihracatımızı, sanayimizi, ticaretimizi, altyapımızı hedeflerimize uygun şekilde daha da güçlendirmek için hızlı bir şekilde başlatacağız. Bu süreçte ülkemizdeki her bir vatandaşımızın emeğine, birikimine, kabiliyetine, cesaretine, çalışkanlığına, bilhassa da gençlerin enerjisine ve heyecanına ihtiyacımız olacak. İşçisinden işverenine, esnaf sanatkarından çiftçisine kadar mal ve hizmet üretiminde yer alan tüm kesimler bu yeni döneme şimdiden hazırlanmalıdır. Salgının önüne geçmek için evde kalarak geçirdiğimiz günlerde depoladığımız enerjiyi inşallah yeni dönemde daha çok çalışarak, daha çok üreterek değerlendireceğiz.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!