Salı, 18 Ağustos 2026

“1 Mayıs’ta da sendikaları, sendikal bürokrasiyi zorlamalıyız!”



Limter-İş Genel Sekreteri Hakkı Demiral ile 1 Mayıs’ın anlam ve önemi, 1 Mayıs’ın işçi sınıfına yüklediği güncel görev ve sorumluluklar üzerine konuştuk


Alınteri: 1 Mayıs sizin için ne anlama geliyor?

1 Mayıs işçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günüdür. Aynı zamanda halkların kurtuluşudur. Sermayeye karşı işçilerin haklarını kazandığı, 16 saatlik çalışma yaşamının 8 saate düşürüldüğü gündür. 1 Mayıs bugüne kadar işçi sınıfı için mücadele eden, bedel ödemiş olan, emek mücadelesinde hayatını kaybedenlerin, ölümsüzleşenlerimizin günüdür. 1 Mayıs bizim için hem mücadele anlamındadır hem de tarihsel anlama ve öneme sahip bir gündür.

Alınteri: Bu yıl 1 Mayıs’ı koronavirüs salgını koşullarında karşılıyoruz. Bu koşullarda işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele gününde nelerin yokluğunu ve eksikliğini yaşıyorsunuz?

Bu salgında sermayenin kendi çıkarları için fırsatçılığını aslında daha net görüyoruz. Sokağa çıkma yasakları koyuyorlar ama mesela ben tersanede çalışıyorum. Şu an tersanelerin hepsi 3 gün için çalışma izni için kaymakamlığa, valiliğe başvurdular ve çalışmak için izin istiyorlar. Bu sabah görüştüğümde, birçok tersanenin de çalışma iznini almış olduklarını öğrendim.

O zaman sendikalar bu konuda sokağı zorlamalı sosyal mesafeyi koruyarak, alana gelenlerin yaşamını hiçe sayan durumla yüz yüze bırakmayacak şekilde ama aynı zamanda mücadelenin de şartlarının oluşturulduğu bir zemin hazırlanarak kitlesel 1 Mayıs anması, kutlaması yapılması lazım. 

Buna örnek verecek olursak, dün bizim de içinde olduğumuz emek ve demokrasi güçleri olarak Tuzla İçmeler’de sosyal mesafeyi koruyarak 200 kişilik katılımla 1 Mayıs kutlaması yaptık. Konfederasyonlar bu anlamda işçi sınıfının sorunlarını, taleplerini ciddi anlamda dile getirecek şekilde alana yönelik mücadele etmezlerse bu sene hissedeceğimiz en büyük eksiklik alanlara kitlelerin çıkamayışı ve boş kalışı olacaktır. Talepler sosyal medya üzerinden dillendirilemez. Sermayenin de iktidarında istediği bu. Bu dönem sokağa çıkma niyeti olmayanların 1 Mayıs’ı olacak!

Konfederasyonlar Kazancı Yokuşu için başvurmuşlar. Beş kişilik izin verilmiş. Bence bu bir basın açıklaması, bu bir anma… hiç kimseden izin alınmamalı. Bu kadar bürokrasi, bu kadar sermaye, bu kadar iktidarın kölesi olacak tarzda değil, işçi sınıfına yakışır bir şekilde kendi kararını alır, gider açıklamanı yaparsın gerekirse bir-ikisi de gözaltına alınır. Kıçı kırılmaz gözaltına alınmakla. Mücadele hattı bu!..

İşçi sınıfı tarihine de baktığımızda o bedelleri ödeyip kazandıkları zamanlar ne validen ne kaymakamdan ne iktidarından ne de sermayeden hiçbir şekilde izin almamışlardır. İşçiler 1 Mayıs kutlamalarını yapmak için izin alacaksa hiç kutlamasınlar daha iyi. Bugün izlenen yol doğru bir yol, doğru bir tarz değil. Tam da iktidarın, sermayenin istediği şeyler bunlar. Bunu şiddetle kınıyorum. Ben bir tersane işçisi olarak; böyle bir tutumun işçi sınıfına yakışmadığını, yakışmayacağını da söylemek istiyorum.

Alınteri: Ya koronavirüse yakalanmak ya da “evde kal” çağrısına uymak… “Ölümlerden ölüm beğen” deniyor bizlere. İşçi sınıfı ve emekçiler bu açmaz karşısında sizce ne yapmalı?

İşçilerin yaşamı çalışmaya bağlı ama sağlıklı çalışma koşullarının oluşturulmadığı salgın döneminde işçileri tercih zorunluluğuyla yüz yüze bırakıyorlar. Yani “Ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye” çalışıyorlar. İşçiler bu durumda. Tersanelerde 15 bin işçi çalışıyor ve tersaneler eğer sokağa çıkma yasağında çalışma izni alıp işçileri çalıştırıyorlarsa, işçiler de 1 Mayıs’ı kutlamalılar.

Böyle bir süreçte sendikaların örgütlü olduğu yerlerde mutlaka sokağa yönelik, fabrikaların önünde, sanayi bölgelerinin önlerinde, çalışma alanlarında işe gitmek zorunda olan işçilerle 1 Mayıs’ı kutlamalı.

Bir de şöyle bir talep bunun için zorunludur. Sokağa çıkma yasaklarında işçiler çalışmaya zorlanıyor, özel izinlerle işyerlerine getiriliyorsa işçiler de 1 Mayıs kutlaması yapmayı, sokağa çıkmayı zorlamalılar.

Bir tarafta salgın bir tarafta açlık korkusunun dayatıldığı bu günlerde yaşam hakkının kaçınılmaz bir hak olduğunu -İş Kanunu’nda da işçi kendisini tehlike altında gördüğünde çalışmayabilir, işten kaçınabilir diyor ya-, çalışmama hakkını kullanarak, yaşam hakkı grevini hayata geçirerek, sermayeye ve iktidara şu mesajı vermeli: “Biz bu salgın bitene kadar zorunlu olan işkolları dışında tüm üretimi durduracağız, ücretli izne ayrılmalı ve zaruri giderler devlet tarafından karşılanmalı; biz de evde kalalım, çarklar dursun işçiler de ölmesin” diyebilmeliler.

Alınteri: Aralarında İnşaat-İş ve sendikanız Limter-İş’in de bulunduğu kimi sendikalar bir araya gelerek “Yaşamak için Genel Grev!” dediler. 1 Mayıs’ta bunun ortak talebi ve eylemi olarak hayata geçirilebilmesi için neler yapmak gerekir?

Biliyorsunuz, dün İstanbul’da, mücadele eden kurumlar, sendikalar bir araya geldi ve birçok yerde 1 Mayıs eylemleri yaptılar. Bu iyi bir çalışma, sendikal bürokrasinin sokağa çıkmamak için çaba gösterdiği, hatta bir basın açıklaması için bile icazete başvurduğu yerde bu çok önemli. Öyle sanıyorum ki bunlar tv programlarına çıkarken de izin alıyorlardır, bana artık öyle geliyor çünkü.

Sokağın kısıtlandığı dönemde bu düzenin değişmesi için, sınıfsız, sömürüsüz bir dünyanın yaratılması için insanca yaşayabileceğimiz bir dünyayı savunması gereken güçler sokağı terk etmeyerek sokağa yönelik mücadele ediyorlar.

1 Mayıs sadece bir günden ibaret değildir. Sürece daha geniş perspektifle bakıp sendikaları da zorlayan, sendikal bürokrasiden kurtulmanın yollarını arayan -devre dışı bırakmak anlamında söylemiyorum ama sürükleyen, zorlayan ve mücadelenin peşine takan- bir süreç izlenmeli. Bu süreç uzun soluklu bir süreçtir buna yönelik çalışmalarımız ve mücadelemiz devam edecek.

Bizler işçi sınıfı adına üzerimize düşen görev neyse onu yerine getirmeye, mücadele etmeye devam edeceğiz.